Aleviler liberal solun kör noktası mı?

Yıllar içinde dindar Sünni Müslümanların, Kürtlerin, Ermenilerin ve daha yakın zamanlarda Suriyeli mültecilerin özgürlükleri ve acıları konusunda takdire şayan bir duyarlılık gösteren liberal sol kesimin, Alevilerin mağduriyetlerine ve sorunlarına bu derece bigâne kalmalarını nasıl açıklayabiliriz?

Google Haberlere Abone ol

Ayfer Karakaya

Komedyen Pınar Fidan’ın, Sivas Katliamı ve cemevlerine yapılan saldırıları esprilerine malzeme yapması Aleviler arasında yaygın bir tepkiye yol açtı. Bu tepkiler —cinsiyetçi ve şiddet içerenlerden bahsetmiyorum elbette— Alevilerin durum karşısındaki samimi incinmişliklerinin anlaşılır bir dışa vurumuydu. Bununla birlikte Alevileri neredeyse olayın kendisi kadar inciten ve öfkelendiren bir diğer husus, siyaseten liberal sol duruşa sahip bir grup yazarın ve sosyal medya kullanıcısının konuyla ilgili, Pınar Fidan’a tepki gösterenleri sert bir dille eleştiren yazıları ve paylaşımları oldu. Birtakım cinsiyetçi ve hakaretamiz sosyal medya yorumlarını gerekçe göstererek —ki bunlar son derece çirkin ve kabul edilemez olmakla birlikte çoğunluğu temsil etmiyordu— Pınar Fidan’a tepki gösterenleri topluca anti-demokratik, hatta faşist zihniyetli olmakla suçlayan bahsi geçen yazı ve yorumlardaki en dikkat çekici nokta, Alevi toplumunun komediye malzeme yapılan acılı ve travmatik yaşanmışlıklarına dair en ufak bir empati emaresinin olmamasıydı. Tersine, çoğu son derece yukarıdan bakan ve ders verir bir tonla kaleme alınmış bu yazı ve yorumlarda esas olarak Pınar Fidan’ın aslında Amerikan usulü “ofansif” mizah ve ironi yaptığı, ancak tepki verenlerin bunu anlayamadığı iddia edildi. Hatta bazıları hızını alamayarak, kendisinin de Alevi kökenli olmaklığından yola çıkarak, incittiği insanlardan samimi ve tatmin edici bir özür dilememiş olan Fidan’ı adeta bir demokrasi kahramanı gibi lanse etmeye kadar işi götürdüler.

Aslında Pınar Fidan olayı, Türkiye toplumunun geçmişten bugüne en çok ezilen ve ayrımcılığa uğrayan kesimlerinden olan Alevilerin, kendilerini ülkede demokrasinin hamisi olarak gören ve sıklıkla dışarıdan da o şekilde algılanan liberal sol cenah tarafından hem siyaseten hem de duygusal olarak yalnız bırakıldığı ilk örnek değil. Özellikle 1990’larda ve 2000’li yıllarda din ve vicdan hürriyeti adına baskın çoğunluğu teşkil eden dindar Sünni Müslümanların özgürlüklerini güçlü bir şekilde savunan bu çizgideki yazarların kahir ekseriyeti, azınlıktaki Alevi toplumunun sorunlarına karşı tam bir körlük sergilemişlerdir. Bu kişiler mesela türban yasağına karşı yüzlerce, hatta belki de binlerce yazı kaleme almışken, aynı çerçevede değerlendirilmesi gereken zorunlu din derslerinin kaldırılması veya cemevlerine yasal statü verilmesi gibi meselelere büyük oranda sessiz kalmışlardır. Alevilerden bahsettikleri tek tük yazılarında ise, onların eşit yurttaşlık mücadelesini gündeme taşımak bir yana, hemen her zaman Alevileri siyasi tercihleri (mesela çoğunluğunun CHP’ye verdikleri destek) veya belli konulardaki hassasiyetleri (mesela laikliğe yaptıkları vurgu ve benzer şekilde Barış Süreci’nde kullanılan İslami retoriğe karşı duruşları gibi) nedeniyle ağır eleştirmiş, zaman zaman da “celladına aşıklar” gibi tahkir edici ifadelerle Alevi toplumuna deyim yerindeyse “ayar vermeye” çalışmışlardır. Bu açıdan bakıldığında, Pınar Fidan’ı savunmak adına konuyla ilgili ilk yazılardan birini kaleme alan ve yazısında Alevilere adeta hoşgörü dersi vermeye soyunan Aydın Selcen’in daha önce —bildiğim kadarıyla—Alevilerin sorunlarına dair hiçbir yazısının olmaması, bu geleneğin liberal sol cenahta halen devam ettiğinin göstergesi olarak okunabilir.

Peki yıllar içinde dindar Sünni Müslümanların, Kürtlerin, Ermenilerin ve daha yakın zamanlarda Suriyeli mültecilerin özgürlükleri ve acıları konusunda takdire şayan bir duyarlılık gösteren liberal sol kesimin, Alevilerin mağduriyetlerine ve sorunlarına bu derece bigâne kalmalarını nasıl açıklayabiliriz? Bence bu durumun farklı düzlemlerde düşünülmesi gereken, ama birbiriyle tümüyle ilintisiz de olmayan birden fazla nedeni var. Bunlardan kısa erimli ve ilk anda akla geleni, Türkiye’de liberal sol kimlikli kişilerin, 1980’lerden itibaren ulusalcılık ve Kemalizm eleştirisi üzerinden kendisini bir yandan geleneksel Türkiye solundan, diğer yandan da anne-babalarının kuşağından ayırmış ve tanımlamış olduğu gerçeği ile alakalıdır. Bu yüzdendir ki, laiklik hassasiyetleri ile fazlaca Kemalizme yakın durduklarını düşündükleri geniş Alevi kitleleri ile liberal sol ta baştan beri siyasi bir doku uyuşmazlığı yaşamışlardır. Burada ilginç olan noktalardan biri, Alevi sorununun aksine Kürt sorunu ile çok yakından ilgilenegelmiş aynı kesimlerin, bu iki sorunun aslında ne derece iç içe geçmiş olduğunu çoğu zaman fark etmemiş veya göz ardı etmeyi tercih etmiş olmalarıdır.

Liberal sol çevrelerin Alevilerin mağduriyetlerine dair körlüğünün bir diğer nedeni, sosyolojik olarak baskın unsurları şehirli, Beyaz Türklerden müteşekkil, hatta önde gelen simalarının (Hasan Cemal, Murat Belge, Cengiz Çandar gibi) büyük kısmı aile kökenleri itibariyle Osmanlı elitlerine dayanan bu kesimin, 1950’lere ve 60’lara kadar kırsal kesimde yaşayan ve hem sosyal hem de ekonomik olarak marjinalleştirilmiş Alevilerle ilgili bilgi ve ilgi eksikliğidir. Uzun yıllar bir tabu olarak kalmış, bu yüzden de eğitim müfredatında ve medyada yer almamış, alsa bile olumsuz bir şekilde yer almış bir konu hakkında ülkedeki birçok eğitimli insanın bile kulaktan dolma bilgi kırıntıları ve dedikoduların ötesinde derinlemesine bilgi sahibi olmadığı bir vakıadır. Esasında aynı bilgi ve ilgi boşluğunu, bizzat Türkiye üzerine çalışan, ama entelektüel olarak büyük oranda İngilizce yayınlarla beslenen birçok akademisyende de gözlemlemek mümkün. Benzer bir durum, bundan 25-30 yıl önce mesela dindar Müslümanlar ve Kürt meselesi ile ilgili olarak da mevcuttu denilebilir. Ancak çeşitli nedenlerle Batı medyasının ve akademik çevrelerin bahsi geçen konulara gösterdiği yakın ilgi, Türkiyeli akademisyenlerin de bu konuları “keşfetmesinin,” en azından onlara hiç olmadığı kadar eğilmesinin önünü açmıştır. Buradan bakıldığında, Alevilik meselesinin benzeri bir “uluslararasılaşma” sürecinden geçmemiş olması, genelde liberal sol çevrelerin, özelde liberal sol akademisyenlerin Aleviliğe karşı gösterdikleri yaygın alakasızlığı da kısmen açıklamaktadır.

Ülkemizdeki liberal sol entelektüel camianın biraz fazlaca Batı’daki akademik dünyaya endeksli düşünme ve hissetme halinin bu bağlamda zikredilmesi gereken, daha genel bir sonucu daha var aslında. O da bahsi geçen çevrelerin Amerika ve Avrupa’nın liberal akademik çevrelerine benzer şekilde ırkçılık ve cinsiyetçilik sorunsalları üzerinde yoğun bir şekilde durmaları, buna mukabil Türkiye sosyolojisinin en az o ikisi kadar önemli dinamiklerinden mezhepçilik üzerine hemen hiç kafa patlatmamalarıdır. Oysa bu topraklarda mezhepçilik, sosyo-siyasal hiyerarşileri ve güç ilişkilerini belirlemesi açısından Batı’da ırkçılığın oynadığı rolün çok benzerini oynamaktadır. Buna rağmen, liberal sol tandanslı ve Türkiye toplumunu çalışan akademisyenlerce bile bu konunun ciddi bir şekilde ele alınmıyor olması gerçekten dikkate şayan bir eksikliktir.

Liberal sol kesimlerde Aleviliğe dair bu bilgi ve ilgi yoksunluğuna ek olarak, genel anlamda Alevilik mevzusuna bulaşmamaya dair bir refleksten de söz edilebilir. Bu refleksin kaynağını anlamak içinse, geçmişi yüzyıllar öncesine dayanan ve Türkiye toplumunu çok derinden şekillendirmiş olan "Alevifobi"den söz açmamız gerekecek. Önceki yıllarda kaleme aldığım, “Alevifobi ve Yüzleş(eme)mek” adlı bir makalemde Alevifobiyi “çoğunluğunu Sünni Müslümanların oluşturduğu Türkiye’de adı konulmadan yüzyıllarca var olagelmiş, inançsal önyargıları aşan, toplumun geneline nüfuz etmiş Alevi karşıtlığı” olarak tanımlamıştım.* Orada da vurguladığım gibi, “genel kanının aksine Alevifobik refleks sadece milliyetçi-muhafazakâr çevrelerle sınırlı değildir. Tersine laik veya liberal meşrep kişi ve gruplarda da, bazen ters yüz edilmiş olarak görmezden gelme haliyle veya 'egzotikleştirme' şeklinde ortaya çıkan, siyasi olduğu kadar sosyo-kültürel boyutları da haiz bir vakıadır.” İşte bu çok derinlerde yatan Alevifobik toplumsal kodlanma nedeniyledir ki liberal sol çevreler -aralarında hiç şüphesiz Alevi kökenli olanlar da olduğu halde— Aleviliğe adeta müstehcen bir konu muamelesi yapmakta ve bu meyanda, aslında siyaseten birçok konuda yan yana durdukları büyük Alevi kitlesinin mağduriyetlerine karşı çarpıcı bir duyarsızlık ve kayıtsızlık gösterebilmektedir.

* Orijinali 6 Ocak 2013 tarihli BirGün gazetesinde çıkan bu yazının tümüne şu linkten ulaşılabilir: http://alevienstitusu.blogspot.com/2013/01/alevifobi-ve-yuzlesememek.html?view=classic