Sakin ol şampiyon evdeyim

Covid-19 salgını her ne kadar biyolojik bir salgın olarak görünse de esasen gözlerimize inmiş sonsuz beyaz körlük salgınından belki de hepimizi uyandıracak bir etki yaratacaktır. Evde kal dışarıya çıkma denildikçe evde kalmanın ve sonsuz kapatılmanın şartları üzerinde hepimiz düşüneceğiz.

Google Haberlere Abone ol

Veysi Eski*

“Sakin ol şampiyon evdeyim” bu cümle tüm dünyanın salgın ile mücadele ettiği, virüsün din, dil, ırk, sınıf tanımadığı saçmalıklarının her gün medyada üzerimize boca edildiği bir anda Sabancı Holding’in veliaht prensinin aslında çıplak gerçeği hepimizin yüzüne vurduğu bir sosyal medya paylaşımı oldu. Boğaz’ın kıyısında açık havada bisiklet üzerindeki fotoğrafına yönelik bir yurttaşın evde kalması gerektiği yönündeki söylemine bu şekilde cevap vermişti sevgili prensimiz.

Jose Saramago’nun klasik eseri "Körlük" romanında salgın körlük olarak şehre gelir ve kahramanlarımız kör olduğunda karanlığa gömülmez “sonsuz beyaz bir deniz” şeklinde bir perde iner herkesin gözlerine ve ilk gruplar karantinaya alınır. Önce karantina grupları arasında bir düzen kurulmaya çalışılır ancak bir süre sonra koğuşlar arasında zorbalık ile 3. koğuş tüm koğuşların yemeğine el koyar. Önce tüm körler buna itaat eder çünkü 3. koğuşta silah vardır. 3. koğuş yemekleri mücevher ve kadın karşılığında diğer koğuşlara vermeye başlar, bir süre sonra isyan çıkar ve tüm koğuşlarda bir yangın çıkar. Körler dışarıya yangına müdahale etmeleri için muhafızları çağırmaya giderler ancak muhafızlar yerlerinde yoktur ve dışarıya çıktıklarında bütün bir şehrin kör olduğu gerçeği ile karşılaşırlar.

Covid-19 salgını her ne kadar biyolojik bir salgın olarak görünse de esasen gözlerimize inmiş sonsuz beyaz körlük salgınından belki de hepimizi uyandıracak bir etki yaratacaktır. Evde kal dışarıya çıkma denildikçe evde kalmanın ve sonsuz kapatılmanın şartları üzerinde hepimiz düşüneceğiz.

M. Foucault'nun kapatılma kurumları ve iktidarın kendini kapatılma kurumları üzerinde yeniden inşası üzerinde yapmış olduğu çalışmalar bu kısa ev hapsinde; kapatma- kapatılma ve bunun neresinde bulunduğumuz üzerine kafa yormamıza vesile olabilir.

M. Foucault bir öğrencisinin sorusu üzerine kontrol toplumunu tek bina örneği üzerinden şu şekilde tanımlar:

On sekizinci yüzyılın sonunda, toplum insanları dışlayan -kullanılan terim halen budur- değil; herkesin yerinin belirlendiği gece gündüz gözetlendiği ve gözlendiği, kendi kimliğine sıkı sıkıya bağlandığı bir iktidar kipi inşa etti. Bentham’ın ideal hapishaneyi -yani hapishane olduğu kadar hastane, tımarhane, okul veya fabrika da olabilecek bina tipini hayal ettiğini biliyorsunuz: Ortasında, pencerelerle çevrili bir kule sonra boş bir alan ve pencereleri olan hücrelerin bulunduğu değirmi biçimli bir bina. Hücrelerin her birine duruma göre, bir işçi, bir deli, bir öğrenci veya bir mahkum yerleştirilebilir. Merkezi kuleye yerleştirilen tek kişi insanların kendi küçük hücrelerinde her an ne yaptıklarını çok kesin biçimde gözlemeye yeter. Bu, Bentham’a göre bütün bireylerin kurumların içinde kapatılmasının ideal formülünü ifade eder.

Bugün bilişim çağının geldiği evre hepimiz, bu sistemin içinde hem hücrede bulunan ve gözlemlenen (mahkum, deli, öğrenci veya işçi) hem de kulede bulunan nöbetçi olarak her iki rolü de oynayarak iktidarın yeniden üretilmesinde gönüllü olarak yerimizi alıyoruz.

Salgında hayati riskleri en yüksek grup olan yaşlı insanları videoya çekip sosyal medyaya koyan kule nöbetçisine başka kule nöbetçileri tepki gösterince Devlet-i Ali devreye girerek kimin nasıl kapatılacağını ve gözetleme sınırlarını tekrardan herkese hatırlatmıştır.

Sabancı Holding’in veliaht prensinin paylaşımını görebilmemiz onun da bu kulenin içinde olduğu anlamına gelmemektedir. Onu sadece görebilirsiniz ancak onu gözetleyemezsiniz ancak kulede bulunan kendinize benzeyen insanları gözetleyebilirsiniz.

Muhafızı oynamayı bırakırsak ve kuleden dışarıya çıkarsak aslında muhafızların olmadığını görebiliriz işte o zaman gözlerimize inen sonsuz beyaz denizden kurtuluruz.

*Avukat