Türkiye geç kalıyor

Kuşkusuz böyle bir dönemde işini kaybedenlerin veya ‘zorunlu ücretsiz izine’ çıkarılanların yapacağı harcamalardaki azalma; durma noktasına gelmesini bekleyeceğimiz yeni yatırımlar ve dünyadaki talebin düşmesinden ciddi şekilde olan etkilenecek olan ihracat, ekonomik krizi daha da derinleştirecek; ve zaten halihazırda yüzde 13.7 olan işsizlik oranını daha da arttıracak.

Cem Oyvat*

İlk korona virüsü vakasının tespitinden daha 2 hafta geçmeden, Türkiye 1529 vakayı gördü. Hastalık hızlı ilerliyor ve Türkiye virüse karşı etkin bir politika geliştiremezse daha da ilerleyecek. Korona virüsü Türkiye’de daha şimdiden İtalya, ABD ve virüsün kötü vurduğu diğer ülkelere benzer bir yörüngede büyüyor. Maalesef korona virüsüyle mücadele konusunda başarılı olan ülkelerin sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor ve Türkiye maske ve test konusundaki eksiklikleri, sosyal hayatın durmaması ve işyerlerinde virüse karşı alınan tedbirler anlamında başarılı olan ülkelerden çok, bu konularda sıkıntı yaşayan ülkelerle benzerlik gösteriyor.

Krizin etkileri ekonomik anlamda da çok ağır olacak. Malum kafe ve restoranlardaki oturma yerleri kaldırıldı; barlar kapatıldı. 2019’un turizm için ‘kayıp yıl’ olacağını bilmek için kahin olmaya gerek yok… Kuşkusuz kafe, restoran ve barlarda alınan önlemler zaruri. Lakin TÜİK verilerine göre bu önlemlerin doğrudan vuracağı ‘konaklama ve yiyecek hizmeti faaliyetleri’nde 2019 yılında ortalama 1.7 milyon kişi çalışıyordu. Bu sayı 2019’un yaz döneminde 1.8 milyonun üzerine çıkmış. Gene krizin doğrudan vuracağı ‘kültür, sanat, eğlence, dinlence ve spor’ sektöründe ise 2019 yılında ortalama 172 bin insan çalışıyordu. Dahası uçak ve otobüs firmalarını, taksicileri kapsayan ‘ulaştırma ve depolama’ sektöründe de 2019 yılı boyunca çalışan ortalama insan sayısı 1.3 milyona yakın. Korona virüsünün çok kötü etkilediği bu üç sektörün çalışanları, Türkiye’deki toplam istihdamın yüzde 11.1’ini oluşturuyor (Şekil 1). Dahası uygulanan zorunlu izolasyon, ‘toptan ve perakende ticaret’ sektöründe çalışan 3.9 milyon kişinin de (bakkal ve market çalışanlarını saymazsak) işlerini riske atıyor.

.

 

Kuşkusuz böyle bir dönemde işini kaybedenlerin veya ‘zorunlu ücretsiz izine’ çıkarılanların yapacağı harcamalardaki azalma; durma noktasına gelmesini bekleyeceğimiz yeni yatırımlar ve dünyadaki talebin düşmesinden ciddi şekilde olan etkilenecek olan ihracat, ekonomik krizi daha da derinleştirecek; ve zaten halihazırda yüzde 13.7 olan işsizlik oranını daha da arttıracak.

Maalesef korona virüsünün dünya ekonomisi üzerinde çok kötü bir etki yapacağı tahmin ediliyor. ABD’deki St. Louis Merkez Bankası Başkanı James Bullard, koronavirüs nedeniyle ABD’deki işsizliğin yüzde 30’a çıkabileceğini söyledi. Goldman Sachs ise son raporunda ABD’deki işsizlik fonu başvurularının bu hafta 8 katına çıkacağını tahmin etti. Gerçi bizim ABD’ye göre bir avantajımız var; hala görece yüksek kıdem tazminatlarımızın olması nedeniyle işten çıkartmalar pek çok sektörde ABD’ye kıyasla kolay olmuyor. Yani “kıdem tazminatı reformu”nu hala yapamamış olmamız büyük şans! (Aman bundan sonra da yapmayalım). Fakat ülkemizdeki kayıt dışı ücretli çalışanlar, tarım dışı sektörün yüzde 13.2’sini oluşturuyor ki; bu insanların kriz ortamında işlerini kaybetme ihtimali maalesef hiç az değil.

Bütün bu sayılar düşünüldüğünde geçen yılki GSYH’nin sadece yüzde 2.3’ü olan 100 milyar TL’lik ekonomik destek paketi, KDV ödemelerindeki ertelemeler, 2 milyon haneye yapılacak olan 1000’er liralık nakdi destek, büyük ölçüde istihdam teşvikleri için kullanılan halihazırdaki işsizlik fonu, ekonomik sıkıntıları önlemek için çok yetersiz.

NASIL BİR EKONOMİ POLİTİKASI?

Savaş yıllarını hatırlatan bu istisnai dönemde, hangi ekonomi politikaların izlenmesi gerektiğini tartışmadan önce, nasıl bir ekonomi politikası izlenmesi gerektiğini tartışmakta fayda var. Zira iktidarın şu anda salt büyüme odaklı veya “krizi fırsata dönüştürmeye yönelik” politika üretmesinden çok iki şeyi önceliklendirmesi gerekiyor: 1) Korona virüsünün yayılmasını engellemek ve gerekli sağlık hizmetlerini vermek. 2) Türkiye’de yaşayan insanların asgari ihtiyaçlarını aksatmadan temin etmek.

Malum şu aşamada en zengin yüzde 20’lik kesimin gelirindeki yüzde 20-30’luk bir düşüş, bu kesimin yaşamını pek de fazla vurmaz. Zaten karantina günlerinde, parası olanın parayı harcayacağı pek bir yer de yok. Ama alt gelir kesimlerinin elzem ihtiyaçları kesintiye uğrarsa, bunun sonuçları virüsün kendisinden bile kötü olabilir. Bu amaçla kırılgan kesimleri dikkate alan şu politikaları uygulayabiliriz:

-İşten çıkartmalara ve ‘zorunlu ücretsiz izinlere’ karşı, devlet kepenk kapatan işletmelerdeki çalışanların ücretlerinin yüzde 75-80’ini ve hatta belli bir ücretin altında çalışanlar için yüzde 100’ünü karşılayabilir. Buna benzer bir önlem halihazırda İngiltere ve Danimarka’da da alınıyor. Böyle bir politika, toplu işten çıkartmaların engellenmesi için acilen dikkate alınmalı.

Şu anda bizde de kriz paketi kapsamında, korona virüsü nedeniyle kepenk kapatan işletmelerin çalışanlarına işsizlik fonundan günlük ortalama brüt ücretin yüzde 60’ı kadar “kısa çalışma ödeneği” adı altında ödeme yapılacak. Ancak bu paranın miktarı, asgari veya çok düşük ücretle çalışanlar için çok az. Ayrıca işçinin bu fondan ödeme alabilmesi için son 3 yılda 600 gün çalışmış olması gerekiyor ki, şu şartlarda fonun kapsamını daraltacak şartlar koymamız doğru değil. Bir de işsizliğin zaten patlamakta olduğunu düşünürsek, bu paranın çok ihtiyacımız olan işsizlik fonunu yememesi, genel bütçeden karşılanmasında yarar var.

-Yukarıdaki politikaya paralel olarak işsizlik fonundaki paranın tamamı, acilen istihdam teşviklerinden ziyade işini kaybeden ve iş arayanlara yönlendirilmeli. İşsizlik fonuna başvurunun şartları esnetilmeli ve fondan her vatandaşa verilecek olan para arttırılmalı. Bu anlamda iktidarın işsizlik sigortasından yararlanmak için gerekli olan prim gün ödeme süresini 600 günden aşağıya çekilmesi planı önemli, ama sürenin çok düşük bir gün sayısına çekilmesi gerekiyor.

-Kamuda ücretli çalışan öğretmenlere yapılan ödemeler, eğitimin devamından bağımsız olarak devam etmeli. Hatta mümkünse yeni öğretmen alımı yapılmalı.

-Tanzim satış geri dönmeli. Tabii toplu kent pazarları kurarak değil, evlere servis yoluyla… İktidar bu iş için evlere ucuz gıda servisi yapacak bir KİT kurmalı. Böyle bir KİT, ek istihdam da yaratır. Tabii her bireyin tanzim satış kapsamında satın alacağı ürün sayısına sınır getirilmeli. Tanzim satış yaygınlaşana kadar gıda dağıtımında sırasıyla bakıma muhtaç bireyler, korona virüsü taşıyanlar ve taşıma şüphesi olanlar, evinden çıkamayan 65 yaş üstü bireyler, ve yoksul mahalleler önceliklendirilmeli.

PEKİ BÜTÜN BUNLARIN FİNANSMANI NASIL OLACAK?

Tabii burada çok önemli bir soru bütün bu maliyetli politikaları nasıl finanse edeceğimiz. Bu amaçla da şu politikalar hayata geçirilebilir:

-En zengin kesimleri hedefleyen ciddi bir varlık vergisi getirilmeli. İktidarın zaten almayı planladığı ve ertelediği bir ‘değerli konut vergisi’ vardı. Bu vergi acilen hayata geçmeli. Vergi en zengin kesimleri hedef alacak şekilde daha da ağırlaştırılabilir, başka varlıkları da kapsayabilir.

Tabii varlık vergisi deyince, 2.Dünya Savaşı’nda çoğunluğu gayrimüslimlerden alınan bir vergi aklımıza geliyor, ama şu anda böyle bir verginin gelir grubu dışında ayrımcı olması için hiçbir sebep yok. Ayrıca Gabriel Zucman ve Thomas Piketty gibi ünlü iktisatçılar da şu anda varlık vergilerindeki artışları ciddi bir şekilde savunuyorlar.

-Merkez Bankası kabaca karşılıksız para basmalı ve hazine harcamalarının bir bölümü bu para ile finanse edilmeli. Kuşkusuz bu politika normal bir zamanda uygulandığında hem döviz kurunu, hem de enflasyonu ciddi bir şekilde arttırır. Ama unutmayalım ki, talepte gerçekleşecek olan ciddi düşüş, şu anda enflasyon üzerindeki baskıyı hayli azaltıyor.

Fakat para basıp harcanmadığı durumda bile halihazırda dolar artarken gecikmeden başka önlemlerin alınması gerekiyor. Malum üretimimiz, tarımda bile hala ithal girdilere çok bağlı. Üstelik dış borcumuzun milli gelire oranı yüzde 60’lar seviyesinde Cumhuriyet tarihi rekoru kırarken ve bu borcun üçte biri kamuya ait iken, dolar kurunun aşırı artışını mümkün olduğunca engellememiz gerekiyor. Bu amaçla da

-Sermaye çıkışlarına acilen ciddi sınırlar getirilmeli. Dövizin yurtdışına kaçışı mümkün olduğunca engellenmeli.

-Elzem olmayan ithal tüketim mallarına ek gümrük vergileri getirilmeli. Maalesef ithalatımızın zaten çoğu ara mal ve sermaye malları odaklı. Yani hiçbir şey olmasa petrol ve doğalgaz ithalatı için dövize ihtiyacımız var. Ama varlıklı kesimlerin, yeni iPhone veya lüks ithal araba almalarına şu anda hiç ihtiyacımız yok!

BİR DE VİRÜSÜN YAYILMASINI ENGELLEMEMİZ LAZIM TABİİ

Ama her şeyin ötesinde ekonomi politikalarının korona virüsünün yayılmasını engellemeye odaklanması gerekiyor. Zira uzmanlara göre korona virüsü aşısının satılır hale gelmesi en az 1 yıl sürecek. Dahası korona virüsü aşısı bugün hazır olsa bile, aşının 80 milyona ulaşması hem maliyetli, hem de büyük bir organizasyon gerektiriyor. Bu kapsamda mümkün olduğunca kamu sağlık sektöründeki istihdam büyütülmeli. 32 bin sağlık personelinin alımı bu anlamda olumlu bir gelişme. Dahası virüsün yayılmaması için sağlık sektöründekilerin maske ihtiyaçları karşılanmalı ve hatta halka da ücretsiz veya çok ucuza koruyucu maske dağıtılmalı. Ayrıca Dünya Sağlık Örgütü’ne göre test kitlerinin yaygınlaşması da korona virüsüyle mücadele için çok önemli.

Malum aylarca karantinada yaşamamızın hem ekonomik hem de sosyal bedeli çok ağır. Ama hayatın normale dönebilmesi için virüsün mümkün olduğunca çabuk kontrol altına alınması ve virüsün yeniden yaygınlaşmasını engelleyecek bir sağlık sistemi kurulması gerekiyor.

Bunun dışında unutmayalım ki, pek çok kişi çalışmak için işyerlerine gitmek zorunda ve virüs işyerlerinde de yayılıyor. Bu nedenle Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı mutlaka işyerlerinde çalışanlar arasındaki mesafenin korunmasını ve çalışanların maske ve eldiven gibi koruyucu materyalleri kullanmasını sağlamalı. Firmalar bu konuyla ilgili sıkı denetlenmeli, ihbarlar ciddiye alınmalı, iş güvenliğine dikkat etmeyen firmalara ağır cezalar verilmeli. Tabii işler daha da kötüye giderse, zaruri olmayan bütün işletmeleri de kapatmak gerekecek.

Kuşkusuz bu saydıklarım iktidarın alabileceği önlemlerden sadece bazıları. Listeye yeni şeyler de eklenebilir. Ama şunu unutmayalım ki, çok istisnai zamanlardayız ve bu zamanlarda radikal politikalar uygulamak zorundayız. Zaman geçiyor. Her gün yeni bir insan işini kaybediyor. Virüs hızla yayılmaya devam ediyor.

İktidarın harekete geçmesi şart. Hemen! Bugün! Şimdi!

 

Not: Bu yazı 24 Mart 2020 tarihinde kaleme alınmıştır.

*Greenwich Üniversitesi, Ekonomi ve Uluslararası İşletmecilik Bölümü


* Forum kategorimiz çok çeşitli türde içeriğe açıktır. Gazete Duvar'ın editoryal politikasıyla uyumlu olmak zorunda değildir.