Ulrich Beck’in risk toplumu ve korona virüsü

Beck’e göre risk toplumunun en başta gelen nedeni modernleşme ve bu süreçte üretici güçlerin katlanarak büyümesiyle birlikte tehlikeler ve potansiyel tehditler, daha önce eşi görülmemiş bir ölçekteki ortaya çıkışlarıdır.

İsmail Aydoğdu* – ismaydo@gmail.com

Bu çalışmada, Alman sosyolog Ulrich Beck’in günümüz toplumlarını betimlemek için kullandığı ve sosyal bilimlerde ilgiyle karşılanan “risk toplumu” kavramsallaştırması çerçevesinde Çin’de başlayarak dünyanın birçok ülke ve bölgesine yayılan, ortaya çıktığı toplumlarda derin endişe ve kaygılara neden olan Covid-19’un (korona virüsü) bir değerlendirmesi yapılacaktır. Beck’in risk toplumunun ortaya çıkışı sebeplerini ve özelliklerini belirtirken yaptığı açıklamalar ve verdiği örnekler ile korona virüsünün ortaya çıkışıyla beraber, toplumsal boyutta meydana getirdikleri birbirleri ile karşılaştırılarak var olan benzerlikleri serimlenecek ve Beck’in risk toplumunun bir örneği olarak görülüp görülemeyeceği tartışılacaktır.

Toplumsal yapıda meydana gelen değişmeler ilk insan topluluklarından bu yana farklı; hız, coğrafya, siyasi, dini ve önceliklerle olmakla birlikte kaçınılmaz olarak ortaya çıkmış ve başta sosyoloji olmak üzere bu alanda yapılmış hacimli bir literatüre sahiptir. İlk kuşak sosyologlardan günümüze değin toplumsal değişme farklı bakış açıları ve yaklaşımlarla çalışılmış; yönü ve etkileri tartışılmıştır. Sanayi İnkılâbı sonrası siyasal, ekonomik, kültürel yapıda meydana gelen değişmeler önceki dönemlerle kıyaslandığında (avcı-toplayıcı, tarım) çok daha hızlı, köklü ve oldukça geniş bir alanda meydana gelmiştir. İlk kuşak sosyolog ve sosyal bilimcilerin bu dönemde ortaya çıkan değişmeleri açıklamak için kendi sosyolojik analizleri ile uyumlu olarak kullandıkları birbirinden farklı olmakla birlikte yer yer benzerlikler de taşıyan açıklamaları bulunmaktadır. Buradan hareketle toplum modellerine ilişkin çeşitli sınıflandırmalar yapılmıştır. Durkheim’in mekanik ve organik toplumu, Tonnies’in cemaat ve cemiyeti, Maire’nin “statü” ve “sözleşme”si, Spencer’ın “savaşçı toplum” ve “barışçı toplum” ile Redfield’in “folk toplumu” ve “kent toplumu” ikileştirmesi; bu sınıflandırmaları açıklamaya çalışan birkaç analizdir.

Özellikle 1960’lardan sonra literatürde yaygın kullanımına rastlanan “postmodern” kavramı ve onun modernliği aşan, geride bırakan özellikleri ile toplumsal yapının çok daha kompleks, çeşitli, ve değişken yanını açıklamak için günümüz toplumlarını betimlemek adına çok daha fazla sayıda adlandırmaya rastlamaktayız. Bu adlandırmaların her biri toplumsal yapının farklı bir özelliği ile öne çıkarılmakta analizlerine temel olarak kullanılmaktadır. Post-endüstriyel toplumları betimlemek için çok farklı kavramlar kullanılmakla birlikte öne çıkanlar şunlardır: “Modernlik sonrası çağ”, “kıtlık sonrası toplum”, “post-endüstriyel toplum”, “bilgi toplumu”, “enformasyon toplumu”, “ağ toplumu” sıralanabilir. Bunlara ek olarak çalışmamızda da özellikle üzerinde duracağımız Beck’in “risk toplumu” kavramı yeni toplumsal yapıyı açıklamak için başvurulan yaklaşımlardan biridir.

RİSK TOPLUMU

Aydınlanma düşüncesinin ve onun pratik hayattaki karşılıklarından biri olan modernitenin insan yaşamına katkıları azımsanmayacak derecede çoktur. Modern toplum ve çağda yaşayan bireylerin hayatlarını konforlu ve yaşanabilir kılan, sanayi toplumlarında ortaya çıkan baş döndürücü bilimsel ve teknik ilerlemedir. Ne var ki modernitenin bu olumlu yanları kadar insan hayatını olumsuz etkileyen tarafları da mevcuttur. Özellikle 20’nci yüzyılın ikinci yarısından sonra modernliğin birçok açıdan tartışılmaya başlandığına şahit olunmaktadır. Modernliğin ilk evresinde toplumsal yapıda heyecan ve memnuniyetle karşılanan yüzü yerine, yavaş yavaş neden olduğu siyasal, ekonomik, teknolojik, siyasal ve toplumsal olgular vesilesiyle eleştirilmeye, onu aşacak yeni yaklaşım arayışlarına bırakmıştır.

Türkçede zarara uğrama tehlikesi, riziko olarak anlamlandırılan risk sözcüğünün ilk olarak denizcilik alanında kullanıldığı tahmin edilmektedir. Kitabında ilk olarak bu anlamıyla kullanıldığına değinen Beck de Kolomb’un yeni kıtalar ve yerler keşfetmek için denize açıldığında risk aldığını ancak buradaki ”risk” sözcüğünün, yeryüzündeki tüm hayatın kendi kendini yok etmesi tehlikesini değil, cesaret ve macerayı çağrıştırdığını. ifade eder. Beck’in dışında Giddens da bu çerçevede kullanıldığına değinmektedir. Ortaçağ’da karşılaşılan riskler ve sebep oldukları tehditler, bugünkülerden farklı olarak duyular tarafından algılanabilirken, bugünkü uygarlığın riskleri umumiyetle algıdan kaçıyor. Bugünkü tehlikelerin temelinde sanayideki aşırı üretim var. Bu yüzden, günümüzdeki riskler ve tehlikeler, (insanlar, hayvanlar ve bitkiler üzerindeki) tehdidin küresel doğası ve tehdidin modern sebepleri olması hasebiyle yüzeysel olarak genellikle benzer oldukları Ortaçağ’daki risk ve tehlikelerden ciddi şekilde ayrılıyor. Bunlar modernleşmenin riskleridir. Riskler derken, öncelikle insanın dolaysız algılama yeteneklerini tamamen aşan radyoaktiviteyi kastediyorum, ama aynı zamanda havadaki, sudaki ve gıda maddelerindeki toksinleri ve sağlığa zararlı maddeler ile bunların bitki, hayvan ve insanlar üzerindeki kısa ve uzun vadeli etkilerini de kastettiğini belirtir. Kısaca ifade etmek gerekirse risk, tehlikeyi barındıran olasılıktır. Tehlike risk koşullarında var olan bir şeydir. Güven terimi ile birlikte ele alındığında ise “risk”, modernlik öncesinde kader olarak düşünülen şeyin yerine geçmiş gibi görünmektedir.

Beck’e göre risk toplumunun en başta gelen nedeni modernleşme ve bu süreçte üretici güçlerin katlanarak büyümesiyle birlikte tehlikeler ve potansiyel tehditler, daha önce eşi görülmemiş bir ölçekteki ortaya çıkışlarıdır. İleri modernleşme sürecinin bir parçası olarak sistematik biçimde üretilen riskler ve tehlikeler, sorumsuzca alınan ve uygulanan kararlarla günümüzde risklerin ortaya çıkmasının en önemli nedenidir. Bu süreçte denetleme ve kontrollerin yetersizliği de bunun bir başka nedenidir. Ona göre riskler insan yapımı karışımlardır, siyasetin, ahlakın, matematiğin, teknolojinin, kültürel tanımların, kabullerin birleşimidir ve risk toplumu da bir karışım toplumudur. Geleneksel toplumlarda ve sanayi toplumlarında oldukça yüksek bir prestije sahip olan bilimler bundan dolayıdır ki günümüzde artık bir endişe kaynağı olmaktadır (1). Yarattıkları etkiler bakımından artık doğdukları yerde -sanayi tesisinde- kalmıyorlar. Doğaları gereği, gezegendeki her türlü yaşam formunu tehlikeye atıyorlar.

Ona göre riskler, sınıf modelini berhava eden bir bumerang etkisi yaratıyorlar. Ekolojik felaket ve radyoaktif serpinti ülke sınırlarını tanımıyor. Zenginler ve güçlüler de emniyette değildir artık. Bu tehlikeler sadece sağlığı değil, aynı zamanda meşruiyeti, mülkiyeti ve kârı da tehdit ediyor. Sınıf temelli toplumlarda amaç refah ve mutluluk iken, risk toplumlarında temel hedef hayatta kalabilmektir. Modernleşmenin riskleri, eninde sonunda onları üreten ya da onlardan kâr sağlayanları da etkiliyor. Aynı zamanda bu riskler, yalnızca bir kişisel eylem sorunu değildir. Büyük insan kitlelerini ekolojik ve nükleer savaşlarda olduğu gibi yer küre üzerindeki herkesi topluca etkileyen bu “risk ortamları”dır.

Yaşadığımız çağda risk, daha çok geleceğe yönelik ve geleceği etkileyecek olan tehlikeleri içermektedir. Önceki çağlarda risklerin tesadüflere bağlı olduğu düşünülmüştür. Geleneksel toplumlardaki risk kavramı ile modernleşme ve sanayileşme sürecindeki risk kavramı arasında farlılıklar bulunmaktadır, sanayi öncesi toplumlarda risk olarak daha çok önlenemez ve karşı konulmaz doğal afetler kabul edilirken günümüzde ise daha çok modernleşmenin bir yan ürünü ve Giddens’ın tabiriyle üretilmiş riskler söz konusudur.

KORONA VİRÜSÜ HASTALIĞI (COVID-19)

31 Aralık 2019 tarihinde Çin’in Hubei eyaletinin başkenti olan Vuhan’da çeşitli hastaların belirli bir neden olmaksızın gelişen ve tedavi ile aşılara cevap vermeyen bir zatürre görülmesi üzerine SARS-CoV-2 olarak adlandırılan yeni bir korona virüsü teşhis edildi. Kişiden kişiye bulaşabilen virüsün bulaşma oranı 2020 Ocak ortasında büyüme gösterdi. İlerleyen zamanlarda Avrupa, Kuzey Amerika ve Asya-Pasifik’te yer alan çeşitli ülkelerde yaşanan virüs vakaları rapor edilmeye başlandı. 11 Mart 2020’de Dünya Sağlık Örgütü tarafından küresel salgın ilan edildi. 13 Mart 2020’de Avrupa’nın artık korona virüsü krizinin merkez üssü haline geldiğini bildirdi. Son verilere göre hastalık/salgın 186 ülke ve bölgeye yayılmış, 300 bin civarında insana bulaşmış, bunların yaklaşık 12 bini yaşamını yitirirken, 95 bini taburcu edilmiştir, bu sayılar her an artmaktadır. Ortaya çıktığı Çin’de kısmen kontrol altına alınmasına rağmen başta Avrupa ülkeleri olmak üzere dünyanın değişik ülke/bölgelerinde hızla yayılmaya ve can alamaya devam etmektedir. Ortaya çıkmasından sonra ulusal ve uluslararası kuruluşlar salgının yayılımını önlemek için birçok yönteme başvurmuş olmalarına rağmen başarılı oldukları söylenemez. Bu tedbirler arasında her türden okulların tatil edilmesi, spor, sanat ve kültürel tüm etkinlik ve faaliyetlerin ertelenmesi, iptal edilmesi, sokağa çıkma yasakları, ülkelerin kendi aralarındaki ve kimi ülkelerde de şehirler arasında gidiş gelişlerin yasaklanması, toplu ibadet edilen mekânların ve ibadetlerin yasaklanması gibi daha birçok önlem sayılabilir.

Dünyanın en önemli gündemi haline gelen salgın ile ilgili halkın yaşadığı tedirginlik ve korku her türlü medya organı üzerinden rahatlıkla görülebilmekte, dünyanın neredeyse her yerinden servis edilen salgın ile ilgili haberler derin bir endişe ile izlenmektedir. Yukarıda kısaca özetlemeye çalıştığımız Beck’in “risk toplumu” ile korona virüsü salgını arasında ilgi çekici benzerlikler göze çarpmaktadır. Risk toplumunda karşılaşılan risklerin küresel çapta olması, çevre, doğa, insan gibi etki ettiği unsurların çeşitliliği, bumerang gibi onu üretenlere de yönelmesi, plansız ve denetimsizlik sonucunda ortaya çıkması, halkta neden olduğu panik, korku ve endişeler, tam olarak kanıtlanamasa da söz konusu virüsün laboratuvar ortamında üretildiği iddiaları… Bunlar gibi birçok sebepten ötürü bugün korona virüsü olarak karşı karşıya kaldığımız salgın hastalığın Beck’in betimlediği risk toplumunun özelliklerine uyduğu söylenebilir.

 

(1) Çernobil faciası sonrası dünyanın değişik ülkelerinde, nükleer tesislere karşı ortaya çıkan gösteri ve protestolar bunun bir göstergesidir.

*Atatürk Üniversitesi,Genel Sosyoloji ve Metodoloji ABD doktora öğrencisi.


* Forum kategorimiz çok çeşitli türde içeriğe açıktır. Gazete Duvar'ın editoryal politikasıyla uyumlu olmak zorunda değildir.