Korona virüsü kardeşliği: İtalya ve Türkiye

“Nasıl yani? Tanrı’ya en çok ihtiyaç duyduğumuz böyle bir durumda kiliselerin kapılarını mı kapatacağız?” Ağladık, uyuyamadık ve sonunda gerçekten de kapattık! Virüs bu ne kilise ne şapel, cami, mescit, sinagog, havra, cemevi dinlemiyor.

Antuan Ilgıt*

 

Artık, yaklaşık iki haftayı aşkın süredir, Ahlak Teolojisi branşında öğretim üyesi ve Katolik rahip adaylarının eğitmeni olarak hizmet verdiğim, Papalık Güney İtalya Teoloji Fakültesi’ndeki lojmanımızda kapanmış bulunuyorum. Bir Katolik Cizvit Peder olarak her yıl düzenli olarak 8 gün süren ve sessizlik içerisinde idrak ettiğimiz bir inziva dönemimiz oluyor, bu yüzden toplumdan ve keşmekeşten çekilip Tanrı’yı aramada bir nevi tecrübem var. Ama bir virüs vesilesiyle, virüse bulaşmamak ve virüsü bulaştırmamak için, haftalarca bir yerde kapalı kalacağımı inanın hiç tasavvur etmemiştim.

Her şey bir anda gerçekleşti. Önce dünya genelinde tek tük virüsün yayılımı ile ilgili haberleri duyar olduk. Ardından İtalya’da ilk vakalar çıkmaya ve ilk tedbirler alınmaya başladı ama biz hayatlarımıza aynı şekilde devam ettik. Akdeniz kültürünün gerektirdiği şekilde birbirimizi kucaklamaya, ibadetlerimizde öpüşerek selamlaşmaya, hıncahınç dolu küçük İtalyan pizzacılarında pizzalarımızı yemeye, kırmızı şarap dolu kadehlerimizi “çin çin” diyerek tokuşturduktan sonra dudaklarımıza götürmeye, hastanelerde ziyaret edip kutsadığımız hastalarımızın alınlarına bir sevgi öpücüğü kondurmaya devam ettik.

Bugün geç kalındığını savunduğumuz ciddi tedbirler ilk alınmaya başlandığında “abartılıyor”, “bir panik havası yaratılıyor” demekten geri kalmadan eleştirenlerin korosuna dahi katıldık. Sonra birden vaka sayıları katlanarak artmaya, vaka sayılarına can kayıpları eklenmeye, can kaybı sayıları katlanarak artarken bunlara ardı ardına hükümet kararnameleri eklenmeye başladı. Bütün okullar kapandı, bir anda üniversitedeki derslerimin iptal edildiği gerçeği ile yüzleştim. Ardından “pat!” diye Ruhban Okulumuzu kapatıp 100 rahip adayımızı ürkekçe selamlayarak evlerine gönderdik. Anfiler boşaldı, koridorlar sessiz kaldı. Ellerimizi dezenfektanla ile ovuşturarak, yüzümüzde maske, rahip biraderlerimle aramızda en az 1 metre mesafe RAI UNO’da haberleri izlemeye başladık. Gerçeğin farkına varıp içimizde inanmamaya devam ederek. “İnanmak” üzerine kurulmuş bir adanmışlık hayatı yaşarken “inanmamak” imkanına sıkı sıkıya sarılmak hayatımın en unutulmaz paradoksu olarak kalacak sanırım!

Ama en büyük sarsıntıyı Kilise, hükümetin kararnamelerine kayıtsız bir şekilde uyarak Kutsal Ayin ve ibadetlerimizi cemaatsiz idrak etme kararını alarak bizlere tebliğ ettiğinde yaşadık: “Nasıl yani? Tanrı’ya en çok ihtiyaç duyduğumuz böyle bir durumda kiliselerin kapılarını mı kapatacağız?” Ağladık, uyuyamadık ve sonunda gerçekten de kapattık! Virüs bu ne kilise ne şapel, cami, mescit, sinagog, havra, cemevi dinlemiyor. Yaşım henüz 47, belki benim için çok zor olmadı ama 80 yaşındaki böyle teknolojik tecrübeleri olmayan peder biraderlerimle beraber “in streaming” ayinler kutlayıp web aracılığıyla cemaatimize ulaşmaya başladık. Kutsal Ayin in streaming, tesbih duası in streaming, ruhani teselli ve yönlendirme in streaming… dersler in streaming… akademik toplantılar in streaming… Yıllardır genç kuşaklara internet bağımlılığı üzerine, gözlerini cep telefonlarından kaldırıp çevrelerindeki insanlara, doğaya, sanata yöneltsinler diye verdiğimiz vaazları bir kenara koyup in streaming yaşamaya başladık.

Ey koronavirüs sen nelere kadirsin!

Sadece bu son iki günde 1419 insan vefat etti, pozitif olanların sayısı bir anda (bu yazı yazıldığ sıralarda) 53 bin 578’e çıktı. Sayıların arkasında bir anda sönüp giden hayatlar, yaşam hikayeleri, anneanneler, büyükbabalar, ebeveynler ama aynı zamanda gencecik insanlar da var. Her akşam saat 18.00’da resmi basın toplantısını bekleyip katlanarak artan sayıları dinlerken, gözlerimi kapıyorum ve “ciğerlerinde cam kırığının verdiği acıyı hissederek” sevdikleriyle vedalaşamadan yitip giden hayat hikayelerine bir yüz biçmeye çalışıyorum. Sayılara alışıp, hiç kimseyi hiç yaşamamışlar gibi unutmamalıyız, virüsün en azından bunda muvaffak olmasına izin vermemeliyiz. Ölenlerin bir ismi var, mezarlıklar dolsa da tabutları mühürlenerek kiliselerde istif edilse, askeri kamyonlarla başka şehirlere taşınsalar da hepsinin birer isimleri var: Roberto, Angela, Ariano’lu peder Don Antonio, Suriyeli sığınmacı Abdullah, Romanyalı hastabakıcı Mihaela, Filipinli aşçı Dalisay, hepsi İtalya, hepsi yaşadı.

Tanrı’dan ümit kesilmez! Umudumuzu yitirmemeliyiz, umudunu yitirmek üzere olanlara ise teselli vermeliyiz. “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir” demişti Mustafa Kemal Atatürk. “Fides et ratio”, inanç ve akıl, birbirlerini inkâr etmeksizin bütünleştirirler. İnancımızı kaybetmeden aklımızı çalıştırmaya ve bilim aracılığıyla soruna çözüm getirmeye gayret etmeliyiz; nitekim bilime yönelmeden tevekkül etmek olmaz. Bir yandan bilim insanlarımızı destekler, diğer yandan inancımızla Tanrı’ya yönelirken, devletlerimizin aldıkları tedbirlere itimat ve itaat etmeyi de ahlaki bir sorumluluk olarak görme zamanıdır. “Bana bir şey olmaz” diyerek sorumsuzca sokaklarda cüsse gösteren kahramanların onlarca kişinin hayatını tehlikeye attıklarını anlama zamanıdır. Sabah akşam hamur işi yiyen İtalyanlar, karantina günlerinde sporcu oldular, fersah fersah koşu yapıyorlar küp küp kesilmiş taşlardan yapılmış İtalyan sokaklarında.

Artık sorun Çin, İtalya, İspanya, Kore de değil aslında. Dinlerin kardeşliği, kültürler kardeşliği, 23 Nisan çocuk bayramlarıyla bir türlü tesis edemediğimiz dünya kardeşliğinin kapısı bu hastalık sayesinde ansızın korona virüsü kardeşliği diye karşımıza çıktı.

Yiğidi öldür hakkını yeme, tekrar söylüyorum: Ey korona virüsü sen nelere kadirsin!

Artık birbirimizin tecrübelerinden ders çıkarma, yardımlaşma ve dayanışma ruhunu kuvvetlendirme ve birlikte hareket etme zamanıdır. İtalya geç mi hareket etti? Türkiye koşarak hareket etmeli. İtalya’da halk halen sokağa çıkmaya devam mı ediyor? Türk halkı daha bir erdemli olup vatandaşlık yükümlülüğünü en yüksek raddesinden göstermeli.

İtalya’dan örnek almamız gereken şeyler de yok değil. İtalya hastalıkla ilgili gelişmeleri paylaşmada örnek bir şeffaflık mı gösteriyor? Türkiye aynı şeffaflığı göstermekten imtina etmemelidir. Vatandaşın kaç hemşerisinin hastalığa yakalandığını, kaçının öldüğünü, kaçının iyileştiğini bilmeye hakkı vardır. Nitekim kuşkunun olmadığı yerde güven, güvenin olduğu yerde de başarı vardır. Terör saldırısı oluyor, kurbanların sayısına güvenemiyoruz; evlatlarımız vatan toprakları dışında “şehit” düşüyor, şehit sayısından şüphe ediyoruz; cezaevlerinde haksız yere yatan gazetecilerin sayıları ona keza. Sayın Sağlık Bakanı açıklamasını yaptıktan sonra hiç kimsenin kafasında, hiçbir şekilde, hiçbir kuşku kalmamalıdır. Bu virüse karşı başarı ancak ve ancak uluslararası kardeşlik ve dayanışma ruhu ile milli birliktelik ve güven duygusuyla mümkün olacaktır.

Haliyle gündemin birinci sırasına oturan korona virüsünün, el sabunlama yöntemlerine ilişkin videoların, Cübbeli Ahmet’in dualı maskesinin, ünlülerin Instagram’daki karantina paylaşımlarının diğer birçok can yakıcı haberi unutturmasına da müsaade etmeyelim. Keldani Peder kardeşim Remzi Diril’in 70 gündür kayıp annesi Şırnak’ta köylerine yakın bir dere yatağında ölü bulundu babası ise halen kayıp; kadına şiddet tüm yurtta olanca hızıyla devam ederken, sorumsuzca Yunanistan sınırına yönlendiren Suriyeli sığınmacılar olumsuz koşullar altında dikenli tellere yüklenmeye devam ediyorlar.

Korona virüsü sonrası, arzu ettiğimiz gibi “normal” yaşantılarımıza döndüğümüzde, bugün yaşamak durumunda kaldıklarımızdan ders çıkararak, inanç ve aklı ayrıştırmadan, dünya kardeşliğini pekiştirerek, birlikte yaşama ve dayanışma arzusu içerisinde yepyeni bir dünya inşa etme temennisiyle. Yarın çocuklarınızla, el ele, gülümseyerek ve geleceğe umutla bakarak sokaklarda özgürce yürüyebilmek için bugün #evdekalın #üstesindengeleceğiz.

Bu yazıda ifade edilen görüşler ve bu görüşlerden doğabilecek sorumluluklar tamamen şahsıma ait olup mensubu olduğum Katolik Kilisesi’ni ve ilgili müesseselerini hiçbir şekilde bağlamamaktadır.

 

*Katolik Cizvit Peder, Papalık Güney İtalya Teoloji Fakültesi, Ahlak Teolojisi Yardımcı Doçent

 


* Forum kategorimiz çok çeşitli türde içeriğe açıktır. Gazete Duvar'ın editoryal politikasıyla uyumlu olmak zorunda değildir.