Avukatlıktan sanıklığa giden yol

Avukat H. Hakan Günaslan neden avukatlık sandalyesinden apar topar bir şekilde sanıklık sandalyesine oturtuldu? Tabiri caizse “dosyasına” iyi çalıştığı için ve savcılık makamının yapması gereken “maddi gerçeği” açığa çıkarma işini keyfi ve fiili engellemelere rağmen açığa çıkardığı için…

Dilek Yılmaz*

Her mesleğin olduğu gibi avukatlık mesleğinin de handikapları vardır. Atasözlerimiz her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır diye nitelendirse de bu durumu… Yiğidin yoğurt yeme şekli bazen yiğitliğe de halel getirebiliyor… Bu yazıya konu olan meslektaşım, 25 yıllık dostum avukat H. Hakan Günaslan’ın başına gelenler tamamen bu “handikapların” dışında absürt diyebileceğimiz, kara mizaha konu olabilecek bir durum…

Avukat H. Hakan Günaslan mesleğini icra ederken, özensiz davranmamış, müvekkilin kendine güvenini kötüye kullanmamış, kendine verilen vekaletin hakkını sonuna kadar yerine getirmiştir. Balıkesir/Kepsut L Tipi Cezaevi’nde 8.5 ay boyunca cezaevi görevlilerinin bilgisi dahilinde işkenceye maruz kalan; nihayetinde “sahipsiz ve Kürt olduğu için” öldürülen Ulaş Yurdakul’un ailesine gönüllü avukatlık yapmıştır… Bu tutumuyla avukatlık mesleğinin aynı zamanda insan hakları savunuculuğu olduğunun da altını çizmiş, yeniden anımsatmıştır.

Ulaş Yurdakul, Balıkesir/Kepsut L Tipi Cezaevi’nde 14.04.2016 tarihinden, öldürüldüğü gün olan 01.01.2017 tarihine kadar sabah akşam öldürülesiye dövülmüş, ilaçlarla uyuşturulmuş, tuvaletin karşısındaki merdiven altında yatırılmış ve en sonunda öldürülmüştür.

Savcılık makamı, cezaevinde yaşanan bu yaşam hakkı ihlaline ilişkin; gerçeği açığa çıkaracak etkin bir soruşturma yürütmemiş… Şüpheliler arasında devlet memurlarının da bulunduğu anlaşılınca, tam tersi kol kırılır yen içinde kalır anlayışıyla, cinayetin üstü örtülmeye çalışılmıştır. Olayın ülke basınına yansımasıyla inceleme yapılmış, yapılan bu inceleme sonucu savcılıkça sonuçlandırılan soruşturmanın yetersiz olduğu açığa çıkmıştır.

H. Hakan Günaslan

Buraya kadar şaşırmamış, duyarlı her insan gibi “memleketimden bir hukuk(suzluk) manzarası”na daha tanık olmanın tarihsel ağırlığı altında ezilmiş olabilirsiniz. Ama Avukat H. Hakan Günaslan’ın absürt diyebileceğimiz hikayesi bundan sonra başlıyor. Hakkında “soruşturmanın gizliliğini ihlal”den soruşturma başlatılan meslektaşım avukatlık sandalyesinden kaldırılıp bir anda sanık sandalyesine oturtuluyor.** Olayın trajik noktası savunma makamının, hangi koşullar altında, nasıl sanık olabileceğinin şartlarının uygulamada öngörülebilir olmamasıdır… Soru ya da sorun şu: Avukata dahi uygulanmayan yazılı hukuk, normal vatandaşa ne derece uygulanır? Avukatın dahi haklarının güvence altında olmadığı bir ülkede, normal vatandaşın hakları ne kadar güvence altında olabilir?

Avukat H. Hakan Günaslan neden avukatlık sandalyesinden apar topar bir şekilde sanıklık sandalyesine oturtuldu? Tabiri caizse “dosyasına” iyi çalıştığı için ve savcılık makamının yapması gereken “maddi gerçeği” açığa çıkarma işini keyfi ve fiili engellemelere rağmen açığa çıkardığı için… Adaletin savunucusu ve yerine getiricisi olduğu için…

Burada sadece Avukat H. Hakan Günaslan değil, yargı sistemi ve biz avukatlar da tehdit altındayız aslında… Normal vatandaşı varın siz düşünün… Aba altından gösterilen sopa hepimize… Dün tek tip insan yaratmak için toplumun büyük kesimlerini ötekileştirenler, bugün tek tip hukuk ve hukukçu yaratma çabası içerisindeler…

Geçmiş yıllarda çokça konuşulduğu üzere; mesleğimizi icra ederken giydiğimiz cübbemizin bile iliklenecek düğmesinin olmaması; biz adalet savunucularının ne kadar güçlü tarihsel geleneği olduğunun göstergesidir… Bir anlık kibre kapılıp bunu unutan “efendisinin memurlarına” bu durum itinayla hatırlatılır…

*Avukat

**Avukat H. Hakan Günaslan’ın sanık olarak yargılandığı davanın ilk duruşması 5 Mart’ta İstanbul 20. Ağır Ceza Mahkemesi’nde saat 13.30’da yapılacaktır.

 


* Forum kategorimiz çok çeşitli türde içeriğe açıktır. Gazete Duvar'ın editoryal politikasıyla uyumlu olmak zorunda değildir.