Mesih/peygamber tartışmaları, bilginin kaynağı ve seküler hukuk düzeni

Söylediklerine inanıp inanmamak ayrı bir alan elbette, ama Türkiye'de herhangi bir kişinin bir dine ya da o dinin peygamberi olduğu söylenen kişiye inanma hakkı ne kadar varsa, Mezarcı'nın kendisini Mesih olarak görmesine ve diğer insanların da onun Mesih olduğuna inanmaya hakkı da o kadar vardır.

Z. Soner Dinç

Hasan Mezarcı 90’larda milletvekili olması ve bugün söylediği pek çok şeyi ilk olarak o günlerde söylemesiyle, en azından 20-25 yıldır yaygın olarak bilinen ‘medyatik’ bir isim. Şimdilerde bir kez daha, daha yoğun olarak internet dünyasında olmak üzere, gündeme geldi. Geçen yıl içerisinde yayınlanan bir Youtube belgeselinden (1) sonra, zaman zaman konuşulan, anılan bir isim olmuştu zaten. En son ise, aralık ayının son günlerinde İsa’nın doğum gününde, evinde çevresindeki insanlarla (“havari”) birlikte doğum günü kutlaması yapması –malum kendisini İsa’nın dünyaya gelmiş hali olarak görüyor- gündemin üst sıralarına çıkmasının nedeni oldu (2). Bu hareketiyle çoğunluğu trol hesaplar üzerinden olarak dalga geçmelere, deli yakıştırmalarına yoğun bir şekilde muhatap kaldı Mezarcı. En son olarak ise Mezarcı’ya savcılık soruşturulması açılması (3), konuyu başka bir düzleme götürdü: Mesih ya da peygamber nedir, bunlar bir bilgi türü müdür, seküler/dünyevi temelli bir hukuk düzeni bu konularda bir konumlanmaya girebilir mi gibi konulara odaklanalım.

Mezarcı kendini “mesih” olarak görüyor, İsa peygamberin dirilmiş hali olarak Allah’la konuştuğunu söylüyor. Bu tonda cümleler kuran bir insanın nasıl bir düşünüş biçimi içerisinde olduğu, tespiti pek zor bir konu değil. Ancak daha önemli bir yanı var. Bu konu aslında son derece epistemolojik bir soruna işaret etmektedir: Dünyevi hiçbir gönderimi olmayan kamusal bir konu nasıl tartışılabilir? Seküler bir hukuk düzeni bu konuyu bir ceza soruşturması olarak ele alabilir mi?
*
“Mesih” ya da peygamber konusunda rasyonel, ilgili dinin kendi kaynaklarına gönderide bulunarak, kendi kendini doğrulayan ifadeler haricinde bir ölçüt olamayacağına göre, Mezarcı’ya “deli” diyenler hangi dünyevi ölçütlere dayanıyorlar? Bir kişinin peygamber ve/ya mesih olma iddiasının sınama ölçütleri dünyevi ve uzlaşılabilir aklî ölçütler midir? Dünyanın maddi sınırlarını kendi doğal sınırları olarak belirleyen rasyonel ölçütlerle, bir insanın peygamber ya da mehdi olduğunu ya da olmadığını nasıl değerlendirebilirsin? Toplumsal yanı olmadan, bir kişinin “peygamber” ya da “sahte peygamber” olmasının rasyonel bir ayrımı mümkün müdür? Elbette, böyle bir ‘makam’ın varlığının kendisi de ayrı bir konu. Böylesi bir konu doğrulanabilir ya da yanlışlanabilir bir yapıda mıdır? Doğrudan söyleyelim: Değildir. Zira bu alan bir bilgi alanının konusu değil, inanç alanının konusudur. İnanıyorum ile biliyorum arasındaki farktır bu. Bu durumda, Mezarcı vb. kişilerle “deli” gibi yakıştırmalarla dalga geçmek, hele ki bu, dünyada peygamberlik/mesihlik gibi makamların var olduğuna inanan birilerinden geliyorsa, mümkün değildir. Rasyonel bir ölçütü olmayan bir konuda, inanç cephesinin bir kefesinin, diğer kefesiyle dalga geçmesindeki ironi dozu da epey yüksektir. Birkaç bin yıl önce bir “peygamber” var idiyse, bugün olması da inanç kategorisi içerisinde imkân dahilindedir, bilgi alanında değil elbette. Tek ölçüt “kamusal zarar/şiddet” olabilir, bu da görüldüğü gibi mesih olma iddiasında olan kişi ve etrafındakiler tarafından değil -kimseye fiziki bir zararları olmadı görüldüğü kadarıyla-, onlarla dalga geçen, yer yer saldıran ve cezalandıran onların karşı tarafından gelmektedir. Böyleyken, mesih olma iddiasındakiler değil, onlarla dalga geçenler daha komik ve hatta tehlikelidir de. Zira inancı bilgiymiş gibi dolaşıma sokma çabasındadırlar.
*
Bir dönem Noel baba kostümü giyen insanlara saldırılarda ciddi bir artış vardı. Sokaklarda Noel Baba kostümleri içinde gezinen birini gördüğünde bile Hıristiyanlara nefret kusan, onu kovalamak gibi, hatta bıçaklamak gibi sembolik şiddeti doğrudan şiddetinden daha büyük olan haydutlukları yapan bir “akıl” karşısında, Mezarcı ‘rasyonel’ olarak daha makul biridir. Çünkü Mezarcı’nın (ve çevresindekilerin) kimseye zararı yok, nefret dolu saldırganlardan daha “akıllı” oldukları da açık. Saldırmadıkları gibi, bunun boş ve kendilerince dinde yeri olmayan bir şey olduğunu bile söylüyorlar. Ve ayrıca mesela, azınlık temel hakları açısından en sembolik önemdeki konulardan biri durumundaki Ayasofya konusunda Mezarcı “Kilise gasp etmeyi meşrû kılan bir din Allahın dîni olamaz!” diyor. Onun inancı için “deli” diyenler ise Ayasofya’yı camiye çevirmek için uğraşıyor. Şimdi bu durumda kim “deli” oluyor kim “akıl” sahibi? Bunun cevabını, iki tarafta da yer almayan seküler bir “kamu” vermeli elbette.

MESİH, PEYGAMBER, SEKÜLER HUKUK

Herhangi bir dinin bir anlayışının karşısına kendince başka bir yorumu koymakta, laik hukuk düzeni açısından ne gibi bir suç olabilir? Dahası, seküler hukukun kapsamına girer mi bu alan? Bundan da ötesi, söylediklerine inanıp inanmamak ayrı bir alan elbette, ama Türkiye’de herhangi bir kişinin bir dine ya da o dinin peygamberi olduğu söylenen kişiye inanma hakkı ne kadar varsa, Mezarcı’nın kendisini Mesih olarak görmesine ve diğer insanların da onun Mesih olduğuna inanmaya hakkı da o kadar vardır. Demek istediğim, yalnızca rasyonel temellere dayalı olan seküler bir hukuk düzenin ilkeleri işleyişinde, herhangi bir “peygamber” ve ona inananlar ile Mezarcı ve onun iddialarına inananlar arasında hiçbir fark yoktur. Dünyeviliğin gereği olamaz ve olmamalıdır da. Bu durumda soruşturma konusu suç olan nedir? Mezarcı hangi suçu işlemiştir? Diyelim ki İslam dininin bir/ana akım yorumunun çerçevesine göre kabul edilemez bir şeyler söyledi, böylece çoğunluğu sinirlendirdi. Olabilir, ancak buradan seküler bir hukuk düzeni ve işleyişi içerisinde suç çıkmaz. Burada elbette mevcut yasaların varlığından öte, normatif bir ilke açısından söylüyorum bunu. Bu konu, bu yüzden Mezarcı’nın kendisinden daha önemli.

Mezarcı konusu gündemdeyken, yine benzeri kavramlar etrafında bir cezalandırma haberi daha geldi: Sevan Nişanyan’a hapis (4)! Yine bir din-peygamber konusu ve bundan ötürü cezalandırma kararı vardı ortada. Oysa tam anlamıyla bir ifade özgürlüğü pratiğidir bu da, bunu cezalandırmak ise ifade özgürlüğünün net bir ihlali. Peki soru şu: Anayasa Mahkemesi’nin benzeri durumlardaki sayısız kararlarına rağmen, mahkemeler AYM normlarını, bilmiyorlar mı, bilip uygulamıyorlar mı? Yine bundan da bağımsız olarak, seküler bir hukuk düzeninde, dünyevi hiçbir ölçütü olmayan “peygamber”lik kavramı üzerinden, bir grubun dini inancıdır denilerek herhangi bir cezalandırmaya da gidilemez (olması gerekir). Herhangi bir inanç sisteminin “kutsal” olarak gördüğü şeylere, herkesin aynı yaklaşımla yaklaşması da seküler bir hukuki düzende beklenemez, kabul edilemez. Azınlık-çoğunluk konumları açısından da bakıldığı zaman, bu türden sert cezalandırmalar, sadece cezalandırılan kişiyle sınırlı olmayan açıkça bir şiddettir. Yasanın, azınlığa yönelik tahakküm kurucu şiddetinin tipik örneği. Seküler bir hukuk düzeni bu tarz cezalara hiçbir şekilde olanak vermemelidir, bunların çeşitli hakları kullanma biçimleri olduğunu garanti altına almalıdır.

 

(1) “dedim dedim inanmadınız”: https://www.youtube.com/watch?v=eX2-qhdvYdA

(2) Kutlama videosu şurada: https://twitter.com/hasanmez18/status/1209888738861555713

(3) https://tr.sputniknews.com/turkiye/202001181041131320-kendini-mesih-ilan-eden-hasan-mezarci-hakkinda-sorusturma-baslatildi/

(4)  Şuradan ulaşılabilir: http://www.diken.com.tr/yargitaydan-nisanyan-davasinda-dusunce-ozgurlugune-ihtimal-siniri/


* Forum kategorimiz çok çeşitli türde içeriğe açıktır. Gazete Duvar'ın editoryal politikasıyla uyumlu olmak zorunda değildir.