Yaşlılık, zeka ve hafıza üzerine

İleri yaşlarda, genellikle 80 yaşından sonra bazı yaşlılarda görülen demans (bunama) hastalığının yarattığı sonuçların haksız bir biçimde yaşlı nüfusa yansıtılması ve sanki yaşlılığın otomatikman bunama hastalığını da beraberinde getirdiği düşüncesine sarılanlar olmaktadır. Fakat yaşlandıkça insanın zeka kaybına uğradığı iddiası çürük ve temeli olmayan bir önyargıdan başka bir şey değil.

İsmail Tufan*

Yaşlıların nüfusta artan oranı şu düşünceyi de beraberinde getirmektedir: Toplumsal yaşlanma sürecinde toplumun zeka randımanı azalacak mıdır? Bu soruyu sormak anlamsız değildir. Çünkü genel kanıya göre yaşlandıkça zeka randımanımız gerilemektedir. Bu sadece günlük yaşamda değil, aynı zamanda bazı bilim insanları arasında da rağbet gören bir görüştür.

Zeka, insanın düşünme yeteneğinin temelidir. Gündelik yaşamımızda karşılaştığımız yaşlıların ezici çoğunluğunda düşünme yeteneğinde herhangi bir kayba uğradıklarına işaret eden bir belirtiye rastlamadığımız halde, yaşlılık ve zeka kaybı arasında sıkı bağlantı gören kişilerin sayısı hiç de az değildir. Bunun nedeni bu kişilerin sadece görmek istediklerini görmeye meyilli olmalarıyla açıklanabilir. Örneğin ileri yaşlarda, genellikle 80 yaşından sonra bazı yaşlılarda görülen demans (bunama) hastalığının yarattığı sonuçların haksız bir biçimde yaşlı nüfusa yansıtılması ve sanki yaşlılığın otomatikman bunama hastalığını da beraberinde getirdiği düşüncesine sarılanlar olmaktadır. Fakat, “Yaşlandıkça insanın zekâ kaybına uğradığı iddiası çürük ve temeli olmayan bir önyargıdan başka bir şey değil” (Tufan 2016, s.79). Gerontolojide bunun pek çok bilimsel kanıtları mevcuttur.

Öte yandan ‘zeka’ nedir? Genel olarak zeka denildiğinde akla sanki beynimizde tek bir mekanizma varmış ve bu mekanizmaya zeka adını vermişiz gibi kabul edilmektedir. Bir kimseyi rencide etmek isteyince veya zeka kaybına uğradığını söylemek isteyince “vidaları gevşemiş” deyimi, zekanın böyle bir mekanizmayla karıştırıldığının göstergelerinden biridir. Halbuki bilim, henüz zekanın kesin bir tanımını yapamamıştır. Bu yüzden “240 zeka türünden bahsediliyor” (Tufan 2016, s. 79). Dolayısıyla yaşlılık ve zeka kaybı arasında bağlantı görenlerin bu 200 küsur zekadan hangisinde kayıp gördüklerini de belirtmeleri gerekiyor.

Yaşlıların en büyük kaygısı zeka değil, hafızadır (bellek). En çok, hafıza kaybına uğramaktan korkmaktadırlar. Belirttiğim gibi bunu haklı kılan başlıca sebep ise bunama olasılığıdır. Türkiye’de tahminen 700-800 bin arasında demans hastası yaşamaktadır ve yarısının Alzheimer hastası olduğu tahmin edilmektedir (Tufan 2016, s. 80).

Araştırmalar hafıza ve yaşlanma arasında bağlantı bulunduğunu göstermektedir. “Özellikle bilincin aynı anda birçok karmaşık işlemi yapmak zorunda olduğu durumlarda belirgin randıman kaybının ortaya çıktığı görülüyor. Gençlerle yapılan karşılaştırmalarda yaşlıların performansı daha düşük çıkıyor” (Tufan 2016, s.83) ve yaşlılar genellikle birbiriyle çakışan enformasyonları rahatsız edici olarak algılıyor (Kruse, Wahl 2010, akt. Tufan 2016, s.83).

Ancak yaşlılık, zeka ve hafıza arasında kurulan, pek çoğu yanlış değerlendirme ve önyargılara dayanan yorumlardan kendimizi sakınmalıyız. Mesela bir Afrika atasözünde yaşlı birey ve kütüphane arasında ilişki kurulur ve yaşlı biri öldüğünde adeta bir kütüphanenin yandığı iddia edilir (Tufan 2016). Kültürümüzde buna benzer deyimlere rastlıyoruz, örneğin, “Öğrenmenin yaşı yoktur” diyoruz. Madem öğrenmenin yaşı yoktur, o zaman yaşlılık ve zeka kaybını niçin bir tutuyoruz? Bunun ardında binlerce yıllık eski görüler yer aldığını genellikle düşünmeyiz. Antik Çağ’dan beri bu tür görüşler hep ileri sürülmüştür (Tufan 2016, s. 96 ve devamı).

Fakat tersini iddia edenler de olmuştur. Örneğin filozof Platon idealize edilmiş olan bir yaşlı tarifini yapmaktadır ve yaşlıları “üstün zekalı, bilge ve dengeli karar verme yeteneği olan insanlar olarak tanımlamaktadır” (Tufan 2016, s. 97). Biliyoruz ki yaşlılık, insanı ne geri zekalı, ne de üstün zekalı yapabilir. Zeka ve yaş arasında kurduğumuz bağlantıların çoğunda bilerek veya bilmeyerek önyargılarımızın peşine takılıyoruz. Çevremizdeki yaşlıları örnek alıyor, medyada (televizyon, gazete, roman, masal vs.) aktarılan yaşlı tasavvurlarını gerçek kabul ediyor ve bunlara kendimizden de bir şeyler ekleyerek, yaşlılık ve zeka arasındaki olumsuz, ama yanlış bağlantıların toplumda yaygınlaşmasına yardımcı oluyoruz.

Bu yüzden birey ve toplum olarak bize yön gösterecek olan bir rehbere ihtiyacımız vardır. Bunun adı ‘gerontoloji’, yani yaşlanmanın bilimi olarak tanımlanmıştır. “Gerontoloji, yaşlanma süreçlerine zenginlik, çeşitlilik, aktiflik katmak amacıyla ortaya çıkmış, bir asırdır çeşitli ülkelerde yaşlanma süreçlerinin bireye özgü olması için çaba harcayan bilim dalıdır. Tekdüzelik içerisindeki yaşam ve yaşlanma süreçlerine karşı açılmış bir savaştır” (Tufan 2016, s.3).

 

Kaynakça

Kruse, A., & Wahl, H.-W. (2010). Zukunft Altern – Individuelle und gesellschaftliche Weichenstellungen. Heidelderg: Spektrum Akademischer Verlag.

Tufan, İ. (2016). Antikçağdan Günümüze Yaşlılık ve Yaşlanma, Geliştirilmiş 2.Baskı. İstabul: Nobel

* Prof. Dr., Akdeniz Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Gerontoloji Bölümü


* Forum kategorimiz çok çeşitli türde içeriğe açıktır. Gazete Duvar'ın editoryal politikasıyla uyumlu olmak zorunda değildir.