Bolivya krizinin ulusal ve bölgesel dinamikleri*

Toplumun dışlanmış kesimleri Morales döneminde kamusal alanda daha görünür hale geldi. Kolonyal dönemden beri var olan ırkçılık ve diğer ayrımcı politikalar Morales iktidardayken tartışmaya açıldı. Buna mukabil, karşıt kutup Morales’i toplumu bölmekle ve ülkeyi otoriter bir şekilde yönetmekle suçluyor. Örneğin, Morales’in her türlü muhalif grubu faşist ya da ırkçı olarak ötekileştirmesi toplumun önemli bir kesiminde dışlanmışlık hissine yol açtı.

Orçun Selçuk** 

Geçtiğimiz aylara kadar Latin Amerika deyince akıllara ilk önce Venezuela’daki yönetim krizi geliyordu. Dört milyona yakın insanın terk ettiği ve ekonominin dibe vurduğu ülkede Nicolás Maduro olumsuz birçok gelişmeye rağmen halen iktidarını koruyor. Maduro’ya “sen artık git” diyen birçok lider ise ülkesindeki sorunlarla boğuşuyor. Komşu ülke Kolombiya’da Iván Duque barış sürecinden çekilen FARC gerillalarıyla mücadele ediyor. Ekvator’da Lenín Moreno petrol fiyatları düşük seyrederken mali disiplini sağlamaya çalışıyor. Şili’de Sebastián Piñera rekor katılımlı sistem karşıtı protestoları kontrol altına almaya çalışıyor.

Tüm bu kargaşanın içinde 20 Ekim 2019’da yapılan Bolivya genel seçimleri bölge gündeminde doğal olarak ikinci planda kaldı. 2006’dan beri ülkenin devlet başkanlığını yapan Evo Morales’in bir kez daha seçileceği öngörülüyordu. Tartışma konusu olan tek konu Morales’in ilk turda yüzde 40’a ulaşıp ikinci sıradaki adaya yüzde 10 fark atıp atmayacağıydı. Birçok muhalefet partisinin ortak adayı, 2003-2005 arasında da başkanlık da yapmış olan, Carlos Mesa’nın stratejisi seçimi ikinci tura bırakmaya yönelikti. Eğer ikinci tur Morales yanlıları ve karşıtları arasında kutuplaştırıcı bir referanduma dönüşürse Mesa’ya Quemado Sarayı yolu tekrar açılabilirdi.

Bu bağlamda 6 buçuk milyon seçmen 20 Ekim günü sandığa gitti. Akşam saatlerinde ilk gelen sonuçlar seçimin ikinci tura kalacağına işaret ediyordu. Ancak, kimsenin beklemediği bir şekilde oy sayımı yüzde 83,8’e ulaştığında hiçbir açıklama yapılmadan durdu. Veri akışı durduğunda Morales’in oyu yüzde 45,3’ti. İkinci sıradaki Mesa ise yüzde 38,2 gözüküyordu. Resmî sonuçlar seçimin ikinci tura kalacağını gösterse de Morales kırsal bölgelerden ve yurt dışından gelecek oylarla başkan seçileceğini iddia etti. Bu açıklama üzerine Morales karşıtları sokaklara döküldü ve iktidar partisini alenen hile yapmakla suçladı. Amerikan Devletleri Örgütü’nün gözlemcileri de seçim kuruluna şüpheli durumun bir an önce sonlandırılması yönünde çağrı yaptı. 21 Ekim akşamı veri akışı tekrar başladı. Yeni verilere göre oyların yüzde 89’u sayılmıştı ve Morales nasıl olduysa seçimi ilk turda kazanmaya yetecek yüzde 10 farkı yakalamıştı. Sayım devam ettikçe Morales farkı biraz daha artırdı ve sonunda seçimi kazandığını iddia etti.

Morales her ne kadar kendini yeniden başkan ilan etse de seçim gecesi yaşananlar ciddi bir meşruiyet sorununu ortaya çıkardı. Geçtiğimiz üç haftada Morales yandaşları ve karşıtları arasındaki kutuplaşma birçok şiddet eylemine yol açtı. Ortalığı sakinleştirmek için Morales, Amerikan Devletleri Örgütü’nün seçimi denetlemesine yeşil ışık yaktı. Bugünden bakıldığında bu kararla Morales kendi sonunu hazırlamış oldu. 10 Kasım günü açıklanan raporda uluslararası denetmenler seçimin sonucunu değiştirecek düzeyde usulsüzlük ve manipülasyon buldu. Bu suçlamalar karşısında Morales seçimleri yenilemeyi teklif etti. Muhalefet ise, olan bitenden tamamen mevcut iktidarı sorumlu tuttuğu için Morales’i bir an önce istifaya davet etti. Muhalefetin istifa çağrısına polis ve ordu destek verince Morales canlı yayında ülkeye barış getirmek için başkanlığı bıraktığını açıkladı. Şimdilik Morales’in istifası ülkede tansiyonu durdurmuşa benzemiyor. Ordu her ne kadar Morales’i istifaya davet etse de ülkenin kontrolünü fiili olarak ele almaya çok da istekli görünmüyor. Başkan Yardımcısı Àlvaro García Linera ve Senato Başkanı Adriana Salvatierra da istifa ettiği için Bolivya’da şu anda ciddi bir otorite boşluğu var.

Morales Meksika’ya iltica ederken arkasında kutuplaştırıcı bir miras bırakıyor. 13 yıl 9 ay süren dönemde her iki tarafın da kendince geçerli sebepleri ve algıları var.

Morales yandaşları için, 2006-2019 arası dönem sosyoekonomik anlamda birçok kazanımı barındırıyor. Güney Amerika’nın en az gelişmiş ülkelerinden Bolivya’da Morales döneminde eğitim ve sağlık başta olmak üzere birçok alanda devlet yatırımları arttı. Suyun bile özelleştirildiği neoliberal döneme tepki olarak iktidara gelen Morales, ülkenin hidrokarbon gelirlerini alt gelir tabakasına ve yerli halklara aktardı. Doğalgaz fiyatlarının yüksek seyrettiği dönemde ülkede yoksulluk ve eşitsizlik azaldı. Toplumun dışlanmış kesimleri Morales döneminde kamusal alanda daha görünür hale geldi. Kolonyal dönemden beri var olan ırkçılık ve diğer ayrımcı politikalar Morales iktidardayken tartışmaya açıldı.

Buna mukabil, karşıt kutup Morales’i toplumu bölmekle ve ülkeyi otoriter bir şekilde yönetmekle suçluyor. Örneğin, Morales’in her türlü muhalif grubu faşist ya da ırkçı olarak ötekileştirmesi toplumun önemli bir kesiminde dışlanmışlık hissine yol açtı. Dış politikada Morales’in Maduro’ya verdiği destek orta ve üst sınıflarda “Bolivya Venezuela olmasın” tedirginliğine sebep oldu. Bugünkü krizin özünde de Morales’in 2016 referandumunda yüzde 51 hayır oyu çıkmasına rağmen dördüncü kez başkanlığa aday olması yatıyor. Halk oylamasından beklediği sonucu alamayan Morales, Anayasa Mahkemesi’nin “aday olmak insan hakkıdır” kararı sayesinde 2019 seçimlerine girebildi. Kısacası, muhalif kesim en başından beri Morales’i Bolivya halkını etnik ve sınıfsal kamplara ayıran otoriter bir lider olarak görüyor. Son seçim sürecinde yaşananlar bu algıda gerçeklik payı olduğunu gösteriyor. Her ne kadar demokratik yollarla başa gelse de Morales’in gitgide denge-fren mekanizmalarını zayıflatmış olması ve seçim sürecini kendi lehinde manipüle ederken suçüstü yakalanması anti-Morales cephesinin elini birçok anlamda güçlendiriyor.

Morales’in öngörülemeyen istifası bölgesel dinamikler açısından da önemli. Güney Amerika’da solun kalesi olarak görülen Bolivya’da anayasal rejimin kısa sürede çökmesi Venezuela muhalefetine motivasyon kaynağı oldu. 16 Kasım’da ülkede yüksek katılımlı Maduro karşıtı protestolar bekleniyor. Bolivya’nın komşu ülkesi Şili’de ise protestocular mevcut başkan Piñera’nın istifasını talep ediyor. Son olarak, Ekvator’da bir önceki devlet başkanı Rafael Correa ülkeyi dışarıdan istikrarsızlaştırmaya devam ediyor. Eğer Morales bile bu kadar kısa sürede ülkesinden ayrılmak zorunda kalıyorsa bölgedeki mevcut (sağcı veya solcu) iktidarların da koltuğu göründüğü kadar sağlam olmayabilir. Önümüzdeki haftalar ve aylarda Latin Amerika birçok gelişmeye gebe.

**Doçent, Luther College Siyaset Bilimi Bölümü

 

*Bu yazı ilk olarak Daktilo 1984‘te yayınlanmıştır.


* Forum kategorimiz çok çeşitli türde içeriğe açıktır. Gazete Duvar'ın editoryal politikasıyla uyumlu olmak zorunda değildir.