İsviçre seçimlerinde yeşil mor renkler hakim

20 Ekim seçimleriyle beraber Hıristiyan Demokratlar beşinci parti durumuna düşerken, Yeşiller (Liberal Yeşillerle beraber) yüzde 13 oyla dördüncü parti konumuna geldiler. Bu oy oranına sahip bir partiyi de hükümet dışı bırakmak 171 yıllık, kurumsallaşmış uzlaşı geleneğine ve iç dengelere dayanan ülke siyasetine aykırı düşer.

İhsan Kurt*

Avrupa’nın birçok ülkesinde aşırı sağcı popülist partiler yükselişe geçerken, kıtanın ortasında bir coğrafi ve siyasi ada olarak kalan İsviçre’de seçimleri Yeşiller ve kadınlar kazandı. Geçtiğimiz 20 Ekim’de yapılan İsviçre federal seçimlerinde ekolojistler beklenmedik bir farkla yüzde 13 oranında oylarını artırarak 44 sandalye ile dördüncü parti olurken, parlamentodaki kadın oranı da yüzde 42’yi aştı. Ülke genelinde dört sandalye kaybeden Sosyalist Parti (SP) yüzde 64 kadın milletvekili sayısıyla birinciliği korurken, Federal Parlamento’da da ikinci parti konumunu korudu. Bu sonuçlar, uzlaşı ve köklü siyasi dengelere dayalı liberal-muhafazakar karakterli İsviçre yönetiminin yedi kişilik federal hükümette reformlar yapması gerektirdiği sonucunu da beraberinde getirdi.

Avrupa’da yükselen anti sosyal, göçmen karşıtı aşırı sağcı popülist yükselişe karşı, İsviçre’de sosyalistlerle ittifak yapan Yeşiller’in geleneksel sağ partilerden sandalye koparması ve federal parlamentoda kilit konumuna gelmeleri, 171 yıllık geleneksel dengelere dayalı iktidar yapılanmasını da tartışmaya açtı. Yeşiller (16 sandalye) ve Liberal Yeşiller (dokuz sandalye) daha kazanarak parlamentoda toplam 44 sandalyeyle dördüncü güç oldular. Katılımın yüzde 45 oranında olduğu seçimlerde, Ulusal Meclis (200 sandalye) ve Kantonlar Meclisi (46 sandalyeli, senato) seçimleri İsviçre tarihinde beklenmedik sonuçlar getirdi. Kadın milletvekili sayısı 84’e ( yüzde 32’den yüzde 42’ye) çıkarken, yüzde 64 oranla Sosyalist Parti (SP) ‘kadın partisi’ birinciliğini korudu. Yeşiller 16 (yüzde 13) milletvekili daha kazanırken, göçmen karşıtı politikalarıyla bilinen İsviçre Halk Partisi (SVP veya UDC) ise 12 milletvekili kaybetti.

Yeşiller, birçok Batı Avrupa ülkesinde olduğu gibi İsviçre’de de 1960’lı yılların sonunda ekolojik hareket olarak siyaset sahnesine çıktılar. 1971’de Ekolojik Parti olarak kurulan örgüt, 2000’li yıllarda kendini siyasette hissettirmeye başladı. 2011’de 15 milletvekili olan parti, bunu 2015’de 11’e düşürdü. 2007’de sağ kanat hareketten ayrılarak Liberal Yeşiller Partisi’ni kurmaları önemli bir güç bölünmesine yol açtı. Yeşilleri ve Liberal Yeşilleri ekolojik hareket olarak değerlendirirsek, son seçimlerdeki başarıları üç etkene dayandırılabilir.

Öncelikle başta SVP’nin (UDC, Fransızca) yaptığı göçmen karşıtı, anti sosyal, politikalar seçmende bir bıkkınlığa siyasi yorgunluğa yol açtı. Geleneksel sağ ve sol partilerin bu konuda cesaretli bir çıkış yapmamaları, kitleleri yeni bir söylem kullanan ve günlük sorunlara ekoloji üzerinden yanıtlar arayan, farklı söylemli bir partiye yönlendirdi. Ülke genelinde dört sandalye kaybeden Sosyalist Parti (sosyal demokrat çizgide), çalışanların, sosyal yardım alan yoksul kesimlerin ve orta sınıfın ihtiyaçlarına yanıt bulmada sağ ve popülist sağın barikatlarına takıldı. Seçim kampanyası boyunca daha çok toplumsal cinsiyet eşitliği üzerinden kampanya yürüten ve kadın adayları öne çıkaran SP, seçilmiş kadın sayısında birinciliği korurken, çalışan kentli kesim ve dar gelirliler ve SVP/UDC’nin hakim olduğu kırsal alanlar ve küçük kantonlardan yeterli oy alamadı.

Bir diğer etken ise, Yeşiller’in hükümette yer almayan, denenmemiş bir parti olması. Federal hükümette temsilcisi bulunmayan parti, muhalefet olmanın avantajlı dilini kullanarak seçim kampanyası yürüttü. Sağlık, sosyal, konut, çevre gibi konularda Sosyalist Parti’den farklı bir programı olmamasına rağmen Yeşiller, bu alanlarda siyaset yapan sosyalistlerin projelerini muhalif dilin rahatlığıyla savundular.
Son olarak da, Yeşiller 2019 iklim yılının avantajlarını kendi seçim kampanyalarına taşıdılar. Bu yılın bahar ayından beri gerek sokaklarda, gerekse medyada küresel ısınma ve fosil yakıtların yarattığı tehlikeleri protesto eden genç kuşakların oylarının da Yeşiller’e gittiği belirtiliyor. Bu kitlesel dalgayı seçimlere kanalize eden ekolojistler, bütün iletişim politikalarını da küresel ısınmanın yarattığı kaygı ve korkuyla hareket eden kitlelere göre belirlediler. Bir anlamda medyatik ajandayı belirleyerek kitlelerin nabzına göre kampanya yürüterek oylarını arttırdılar. Peki bu seçim başarısı Yeşiller’i hükümete taşır mı?

İsviçre’nin mevcut yedi bakanlı sistemi, 1848’den beri Federal Anayasa’nın 175’inci maddesinin birinci fıkrasında belirtilmiş ve bugüne dek hiçbir değişiklik yapılmamış. Aradan geçen 171 yılda dünyada büyük alt üst oluşlar, değişimler olurken, içeride kanton sayısı 22’den 24’e çıkmış. 1850’de yapılan ilk sayımda, İsviçre nüfusu 2 milyon 900 bin. Ülke nüfusunun yarısını teşkil eden kadınlar seçme ve seçilme hakkından yoksunlar. Dolayısıyla, nüfusun 8.5 milyona ulaştığı günümüzde, yürütmenin de yedi sandalyeden dokuza çıkarılması, dengeli ve adil bir temsiliyet zorunluluğuna yol açtı. Bu değişimlerle beraber, dört resmi dilin konuşulduğu ülkede bakanlar genelde Almanca konuşulan kantonlar (beş sandalye) ve Fransızca konuşulan (Romandie, iki sandalye) geleneği üzerinden yapılıyor. İtalyanca konuşulan Ticino kantonunun da 1998’den beri hükümette temsilcisi bulunmuyordu. Geçtiğimiz yıl Didier Burkhalter’in istifasıyla boşalan yere İnnazio Cassis’in geçmesiyle bu sorun kısa vadede çözüldü. Oysa değişen dünya dengeleri, toplumsal bilinç, kadınların ve toplumsal cinsiyet bilincinin giderek siyasete yerleşmesi, yeni azınlıklar olarak tanımlayabileceğimiz göçmen topluluklarının siyasette temsili demokratik değişimi zorunlu hale getirdi.

İsviçre’de 1959’dan beri sihirli formül olarak siyasi literatüre giren, (iki PLR, iki PDC, iki Sosyalist ve bir SVP) yedi kişilik bir “koalisyon” hükümeti yönetiyor ülkeyi. 20 Ekim seçimleriyle beraber Hıristiyan Demokratlar beşinci parti durumuna düşerken, Yeşiller (Liberal Yeşillerle beraber) yüzde 13 oyla dördüncü parti konumuna geldiler. Bu oy oranına sahip bir partiyi de hükümet dışı bırakmak 171 yıllık, kurumsallaşmış uzlaşı geleneğine ve iç dengelere dayanan ülke siyasetine aykırı düşer. Güçlü ekonomisi, 171 yıllık doğrudan demokrasiye dayanan 26 kanton, 2 bin 820 komünlü, çok dinli, dört resmi dilli İsviçre’de yüzde 24 oranında yabancının yaşadığı federal sistemine rağmen, İsviçre geleneksel ve dışa kapalı bir toplum.

Bu anlamda, önümüzdeki dört yıllık yasama dönemi İsviçre siyasetinde önemli değişimlere gebe. Yeşiller’in demokratik bir hak olarak olarak talep ettikleri bir bakanlık için önce senatoda, ardından hükümette bir uzlaşma gerekiyor. Bu da daha sonra parlamentoda oylanır. Henüz taze olan tartışmalarda, sol özellikle Radikal-Liberal Parti’nin iki bakanlık koltuğundan birini bırakması projesi üzerinde nabız yokluyor. Gücü giderek Katolik kantonlarla sınırlanan Hıristiyan Demokratlar’ın bir koltuktan vazgeçmeleri ise başka bir seçenek. Fakat bu her iki köklü sağ parti de birer sandalyeden vazgeçmeyecekleri için, Helvetia devlet aklının, 8.5 milyonluk İsviçre’ye dokuz bakanlı bir kabineyi daha uygun göreceği tercihi daha ağır basıyor. Bu durumun da yürütmede kadın erkek veya daha geniş anlamda toplumsal cinsiyet eşitliğinin en üst düzeyde demokratik temsiliyetini sağlayacağı şimdiden tartışılıyor.

* SP Prilly şehri (VD) meclis üyesi, göç ve kültürler arası iletişim uzmanı


* Forum kategorimiz çok çeşitli türde içeriğe açıktır. Gazete Duvar'ın editoryal politikasıyla uyumlu olmak zorunda değildir.