Dikkat, yargı reformu çıkabilir!

Reform paketinin içeriği genel olarak değerlendirildiğinde yasal zeminin belirsiz ve kurumsal alanın da karmakarışık bir hale geldiği kolaylıkla görülecektir. Bu şunu göstermektedir ki hükümet gerçekte yargı reformu yapmadığını bilmektedir. Ahmet Altan, Selçuk Kozağaçlı, Osman Kavala yargılamalarından da belli olmaktadır ki bu reform paketi ile yasal ve kurumsal çevrimin dışında ideolojik ve politik süre uzatım talebi ileri sürülmektedir.

Google Haberlere Abone ol

Orhan Gazi Ertekin*

Duruşma savcısı, Ahmet Altan davasında esas hakkındaki mütalaasını sunmuş ve yeniden tutukluluğun devamı istemiyle cezalandırılmasını talep etmiş. Altan'ın ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasından Yargıtay bozması sonrası ağır hapis cezasına dönüşen halihazırdaki yargılama süreci ile henüz yasalaşan yargı reformunun geniş kesimlerde yarattığı beklenti ve heyecan arasındaki utandırıcı politik mesafe bir kez daha yargı, yargılama ve reform üzerine düşünmeyi gerektiriyor. Altan davası gibi yargılamalar devam ederken aynı anda yargı reform paketlerinin çıkartıldığı bugünlerde şu soruların sorulup cevaplanması gerekiyor: İktidarın “yasa” paketiyle başlayıp Kaboğlu başkanlığında yürütülen CHP'nin yargı reformu çalışmalarına ve oradan anlı şanlı akademisyenlerin Sarayda yeni hukuk reformları tartışmalarını sükunet ve soğukkanlılıkla yürütmelerine uzanan bu çalışmalar 19.yy nin ikinci yarısından itibaren devam eden Osmanlı-Türk bürokrasisinin o çok bildik oyun ve mesaileri mi acaba sadece? Yani Ahmet Altan davası, ÇHD davası, Gezi-Kavala davası garip yargılama mecralarında yol alırken bu kesimler “ekmek parası mı kazanıyorlar?' Reform paketini daha kaynağında görüp gözleri parlayan birlik başkanının şeyhini uçuran mürit hallerini buraya dahil etmiyoruz kuşkusuz. Fakat, bir reformu mümkün ve işlevsel kılacak “yasal” ve “kurumsal” alanın bulunmadığı bir politik ve hukuki mesahada ne iş gördüklerini düşünmektedirler tüm bu kesimler, partiler, gruplar, sivil toplum örgütleri, barolar vs.? Görevlerinin ne olduğunu bilmemekte midirler? Yoksa sadece bildiklerini mi yapabilmektedirler? Ezberlerle mi yaşamayı sürdürmektedirler?

Lafın kısası şudur: Türkiye'de yargının bugün içinde bulunduğu hukuk tecrübesi ve kültürü, bir reform ile ilişkilenemeyecek bir haldedir. Hatta, reform ve yargı reformu bağlamı mevcut hukuk tecrübesi ve kültürünün Ahmet Altan, Selçuk Kozağaçlı, Osman Kavala davalarında açığa çıkan bütün o derin sorunlarını önemsiz bir kalem olarak harcamaya kadar götürecek anlamları bile gizlemektedir. Evet sorun tam da budur! Yani demem o ki yargı reformundan, yargı reformu bağlamından uzak durun! Ne demek istediğimi yargı reformunun iki yüz yıllık tarihini anlatarak açıklamaya çalışayım şimdi size...

REFORM GELENEĞİ

Bir defa yargı reformu, bir bilgi alanı olmaktan çıkmış bir “disiplin” alanı haline gelmiştir. Türkiye, maalesef, bunu kavrayacak bir okuma yazma tecrübesine sahip değildir. Dahası yargı reformu tarihi de pek merak edilmeden ve üzerinde çalışılmadan Çala kalem yargı reformu rutinine dalmaktadır her kesim. Öncelikle Osmanlı-Türk reformculuğu ıslahatı ihyaya bağlayan; her yeniliği kendi geçmişine taşınmanın yolu olarak gören bir yaklaşıma sahipti. Osmanlının “yasa” ve “örfi” kaynaklara dayanan hukuki bağlamının modern yasal ve kurumsal bağlamlara taşınması ile “idare devleti”ne dönüştürülmesi süreci 19'uncu yüzyılın ikinci yarısıyla birlikte başladı ve bu süreçte reform ve özellikle de yargı reformu bürokrasinin temel taktiksel araçlarından birisi haline geldi. Süreç içinde “yasa”, sadece hukuki bir anlam taşımanın ötesinde aynı zamanda osmanlı-Türk bürokrasisinin gerçek bir siyaset mesahası haline de geldi. Tam da bu nedenle Cumhuriyet sadece reformlarını değil “devrim”lerini bile “yasa” ile yapmaya başlamıştı: “Şapka kanunu-devrimi”, “Harf devrimi-kanunu” vs. Böylece yasal ve kurumsal alan hukukun ve siyasetin asli mecrası olarak ortaya çıkmış oldu. Reform işte bu hukuki pratiklerin gündelik fasiküllerini toparlayan bir çalışma alanı olageldi hep.

NE REFORMU?

Peki yukarıda anlatılan reform geleneğinden bakıldığında bugün geldiğimizde mevcut yargı reformu paketinin aslı astarı nedir? Mevcut yargı reformunun yasalaşan metnine göz atıldığında ıslahatın ihyaya, reformun mübarek geçmişe adandığı Osmanlı-Türk reform geleneğinin bile gerisinde olduğunu anlamak hiç zor değil. Bu reform paketi sadece ihyaya; mevcut yasasızlık halinin pekiştirilmesine dayanıyor ve Osmanlı-Türk reform geleneğindeki biçimsel, genel, objektif nitelikteki “yasal” çağrılar lağvediliyor. Bu anlamıyla bu bir “reform” (yeniden biçimlendirme) değil, bir “deregülasyon” (serbest bir karşılık olarak serbestleştirme diyelim mi?) anlamına geliyor. Hadi gelin hemen birkaç maddesine bakalım reform paketinin. Örneğin Avukatlara ve KHK'lılara pasaport verilmesine yönelik düzenleme, bu işlemlerin gerçekte “yasal temelden” çıkarılması anlamına geliyor ve iktidarın keyfi kararının önünü açıyor. Pasaport verilmesi kararının yasal bir sınır içermemesi ve denetlenebilir olmaması pasaport verilmesine ilişkin yeni tanımların bir reform değil mevcut yasasızlık düzeninin ihyası olduğunu pek iyi gösteriyor.

Diğer yandan haber verme sınırlarını aşmayan ve eleştiri niteliği taşıyan düşünce açıklamalarının suç oluşturmayacağı yönündeki ekleme ise tam bir fecaattir: “Suç olmayan şey suç değildir...” diyen bu ifade içinde yaşadığımız olağanüstü hal sürecinin en gerçekçi ve ve açıksözlü itiraflarından birisini oluşturmaktadır. Halen Türkiye'de yaşayan birisinin yargının düşünce özgürlüğüne yönelik mahkumiyet eğilimlerinin yasal bir temelden kaynaklandığını düşünebilmesi ihtimal dahilinde olmadığına göre yasayı yazanın olağanüstü halin serbest “şiiri” ile oyalandığını düşünmek mümkün. Yine bir başka nokta avukatlık için sınav getirilmesi, gerçekte diplomasız işsizlik yerine diplomalı işsizlik alanı yaratılması anlamına gelmektedir ki Türkiye'nin geleneksel “yargı endüstrisi” açısından işte bu gerçek bir yeniliğe tekabül etmektedir. Bu yasayla birlikte geniş bir diplomalı işsiz hukukçu kitlenin yaratılması süreci başlayacak ve hukukçuları gerideki büyük işsiz kitle ile korkutmaya dayalı bir politika devreye girmiş olacak. Böylece kapitalizmin işsiz ve işçi kitleler üzerindeki gerilimlerin politik bir fırsat olarak kullanılmasına yönelik geleneksel politikaları da avukatlık mesleğine eklenmiş olacak. Diğer yandan, reform paketi, aslında bir “iflas”ı da açıksözlülükle itiraf ediyor. İflas, henüz üç yıl önce devreye sokulan istinafın hukuk üretimindeki başarısızlığına dair. Özellikle istinafı aşarak temyiz edilecek kararların bu derece genişletilmesi istinaf mahkemelerine yönelik kurumsal güvenin önemli ölçüde bittiğinin itirafıdır. İstinafın daha ilk yıllarında başarısızlığının kabulü Yargıtayın yeniden derece yargılamasının görevini devralacağı anlamına geliyor. Ki onun da kurumsal olarak battığını ilan etmenin o kadar da beklenmemesi gereken bir açıksözlülük olduğu çok açık.

Reform paketinin içeriği genel olarak değerlendirildiğinde yasal zeminin belirsiz ve kurumsal alanın da karmakarışık bir hale geldiği kolaylıkla görülecektir. Bu şunu göstermektedir ki hükümet gerçekte yargı reformu yapmadığını bilmektedir. Ahmet Altan, Selçuk Kozağaçlı, Osman Kavala yargılamalarından da belli olmaktadır ki bu reform paketi ile yasal ve kurumsal çevrimin dışında ideolojik ve politik süre uzatım talebi ileri sürülmektedir. Birlik başkanı için yasalar zaten teferruat olduğu için onda bir sorun yok. Fakat, CHP'nin, Kaboğlu hocanın ve bazı baroların bu bağlamdaki çalışmalarının ciddi bir taktik hata barındırdığı konusunda uyarmak pek mi iyimser olur acaba?

Baştaki özetimizi bir kez daha vurgulayalım o halde: Bugün hukuk ve yargı bakımından görev yargı reformu değildir. 15 Temmuz'dan sonra yasal ve kurumsal alan gündelik ve hiyerarşik karar alanlarına dönüşmüştür. Bu durum, reform paketinin, Ahmet Altan davası gibi mevcut yargı ve yargılamaların o katı duvarında bir sinek vızıltısı kadar bile gürültü çıkaramamasından ve en küçük bir dönüşüm bile doğuramamasından belli olmuştur. Hukuk ve yargı konusunda artık önümüze yeni görevler, yeni bağlamlar ve yeni kavramlar koymak, yeni tarzda düşünmek, bildiklerimizi ve alıştıklarımızı unutmak zorundayız. Gerisi mi? 200 yıllık bir bürokrasi oyunu işte hepsi bu...

* Demokrat Yargı Eşbaşkanı