Şule Yüksel Şenler'in ardından

Bugün gördüğümüz/bildiğimiz İslamcı kadın tiplemesi ve söyleminin Şenler üzerinden kurulduğunu ya da geliştirildiğini görmek ve günümüz toplumuna, iktidar yapısına özgü İslamcılığın temel ideolojik özelliklerini Şenler’in çalışmaları üzerinden okumak mümkündür.

Eylem Vuranok

27 Mayıs 1960 darbesi sonrasında İslamcılık için tarihsel bir dönüşümün “fırsat aralığı” doğmuş ve İslamcılık bir akım olarak yükselmeye başlamıştır. İslamcı ideolojinin o dönemki yükselişinden bahsederken belli başlı cemaatlerin, Milli Görüş hareketinin, birçok dergi ve gazetenin, birçok isimin önemli rolü yadsınamaz. Bu isimlerden biri de hem cemaatlerle, hem basınla iç içe olan, geçtiğimiz günlerde hayatını kaybeden Şule Yüksel Şenler’in ta kendisidir.

Erkek egemen İslamcı dünya görüşü, paradoksal biçimde, 1960 sonrasında kamusal alanda görünürlüğünü büyük oranda İslamcı kadınlara borçludur. Siyasal İslam’ın toplumsal tabanda örgütlenebilmesinin, dini değerleri ve siyasal İslamcı ideolojiyi gündelik yaşama adapte edebilmesinin temel aktörleri kadınlar, öne çıkan en güçlü isimlerinden birisi de Şule Yüksel Şenler’dir. Kadınların birer bildirici olarak “evden çıkışı” kendiliğinden bir örgütlenme halinden ziyade, dönemin siyasal-toplumsal hareketleri bağlamında gerçekleşmiş ve sol-sosyalist grupların/oluşumların örgütlenme modellerinden de etkilenmiştir. Şenler de bu bağlamda, dava kadını misyonuyla en önemli İslamcı kadın aktörlerden birisi olmuştur. Ancak İslamcı kadınların ve Şenler’in mücadelesi İslamcı erkeklerle uyum ve onlara bağlılık içinde gerçekleşmiştir. Yani erkek egemen İslamcı dünyada ancak onlarla aynı seste kalabildiği sürece kadınlar mücadelesini sürdürebilmiştir (Tıpkı bugünkü gibi). Burada durum İslamcı kadınların bunun farkında olup/olmamalarından ziyade bunu içselleştirmiş olmalarıyla ilgilidir.

Necip Fazıl’ın “Ben Fazılsam, o Fazıladır” (1) dediği Şenler’in hayatı elbette bu yazıya sığmayacaktır ancak kendisi İslamcı ideolojiyi toplumsallaştırmayı hedefleyen bir kadın olarak hem oluşturduğu türban modeliyle –Şulebaş ki sonrasında Şenler’in kendisi tarafından reddedilen bir model–, hem gazete ve dergilerdeki yazılarıyla hem de konferanslarıyla dönemin içinde bir başkaldırıdır. Günümüzdeki İslamcı hareketin geldiği yere ve söylemine baktığımızda kurucu bileşenlerinden biri olarak Şenler’i görmek mümkündür. Şenler’in İslamcı kadın kimliğinin oluşumundaki rolü, İslamcı düşüncenin gelişim çizgisini ve İslamcı kadın örgütlenmesini büyük ölçüde etkilemiştir. En önemli hedef kitlesi kadınlar ve genç kızlar olmuştur. Bu yolda ilk ses getiren yazısı 1967 yılında, yine geçenlerde ölen Mehmet Şevket Eygi yönetiminde çıkarılan Yeni İstiklal gazetesindeki, kara çarşaflı üç kadının fotoğrafıyla yayınlanan “İslam Kadınına Hitap” başlıklı yazısıdır. Yazı sonrası Şenler’in hakkında dava da açılmıştır. Daha sonra yazılarıyla gündemde olmaya devam eden Şenler, kardeşleriyle birlikte ilk İslamcı kadın dergisi olan, geliştirdiği türban modelini ve bütün fikirlerini paylaşabildiği Seher Vakti dergisini çıkarmıştır. Seher Vakti o günün İslamcılığını görmek ve bugünle kıyaslamak adına hâlâ oldukça önemlidir.

Şenler’in İslamcı düşünceyle tanışması 1960’lara denk gelmiştir. İslam’ı Risale-i Nur toplantıları, Said Nursi’nin tesettür risaleleri ve Bekir Topaloğlu’nun İslam’da Kadın kitabı bağlamlarında öğrenmiştir. Zaten baktığımızda Şenler’in yazılarında, romanlarında, konuşmalarında hem Said Nursi’nin hem de Topaloğlu’nun etkilerini görmek mümkündür.

Şenler’in mücadelesinin bir ayağı türban iken, diğer ayağı dönemin sol-sosyalist hareketine karşı takındığı anti-komünist tavırdır. Eygi ile beraber oldukça ağır ithamlarla, ciddi olayların alt yapısını hazırlayan yazılarla döneme bu yönden de etkide bulunmuştur. Çoğunlukla Bugün gazetesinde yayınlanan yazılarından bazıları bir manifesto niteliği taşır; Marx’a, Freud’a aşağılamalarda bulunduğu yazılar görmek de mümkündür. Eylül 1967’de kaleme aldığı “Cumhurbaşkanı’na Açık Mektup” başlıklı yazı dizisinde bunların örneklerine rastlanır. Aynı zamanda bazı yazıları, bazı illerde ciddi olaylara da sebep olmuştur. İslami esaslara göre giyinme çağrısı, komünist avı ve “fazilet biraz da zor kullanarak oluşur” bağlamında Kayseri’den Manisa’ya Konya’ya birçok olay yaşanmıştır. Bu yazılardan en etkilisi “Vatan ve Millet Tehlikededir! Müslüman Kardeşlerime Açık Mektup” başlıklı, 23 Temmuz 1968’de Bugün gazetesinde yayımlanan yazısıdır.

Şenler’in beslendiği bu noktalar kadınların o günkü “ahlaksızlığını” örtülü olmadıklarına bağlar ve bunu “kiralık kızıllar/Bolşevik baykuşlar” gibi kelimelerle hitap ettiği kitlelerle de ilişkilendirir.

“Cumhurbaşkanına Açık Mektup” başlıklı yazı dizisinden bir parçada şunları söyler: … milletimiz içinde dinsizlik, Allahsızlık fikrini sinsi ve korkunç planlarla tahakkuk ettirmek için amansız bir faaliyette bulunan kızıl uşakların, satılık kalemlerin ve komünist ajanların sizi yanıltmak ve bu surette menfur gayelerine vasıl olmak için ortaya attıkları marifetnamelerden başka bir şey değildir. Şenler için bu “dinsizlik ve ahlaksızlık”, “fuhuş hastalığını” doğurur. Tıpkı her şeyi ondan öğrendim dediği Topaloğlu gibi… Topaloğlu da kitabında ahlaksızlıkla ve fuhuşla ilgili olarak “… Dünün mum söndüleri bugün başka türlü yanmakta, bu kepazeliğe eğlence adı verilmektedir” (2) alıntısını yapmış, bahsettiği “eğlencenin” karşılığını da fuhuş olarak belirtmiştir… Aynı görüşleri paylaşan Şenler de Seher Vakti’nde birçok yazı kaleme alarak fuhuş/ahlak-örtü-namus üçlemesi üzerinde sürekli durmuştur.

Şenler’in üzerinde durduğu ve eleştirdiği bir başka mesele de modernliktir. Kadınların, modern şekliyle utanç duymaları gerektiğini ve bunun bir illet olduğunu vurgulamıştır. Bugün gazetesinde 20 Eylül 1967’de, Yeni İstiklal gazetesindeki “İslam Kadınına Hitap” başlıklı yazısından dolayı açılan davadan beraat etmesi sonucu kaleme aldığı “Beraat” başlıklı yazısında şunları belirtmiştir: … Müslüman Türk kadını ve kızı! Çıplaklık, ahlaksızlığın nüvesidir. Kadını ahlaken sükût ettiren, kadınlığa mahsus o harika hayâ ve hicab duygularını kökünden söken, kadını etten-kemikten müteşekkil bir teşhir-eğlence vasıtası haline düşüren, onu dessasane esir eden baş belası bir illettir. Bu illetten, bu esaretten kurtulmak için İslam’ın emir ve nehiyelerine (yasaklarına) sımsıkı sarıl! (3) Bu yolla kadın gerçek kimliğini bulacaktır ki nihayetinde Şenler’e göre “örtü, kadına şahsiyet kazandırır” (4) Bu beden siyasetidir ve bugün olduğu gibi o gün de İslamcıların temel dayanak noktalarındandır. Şenler de bu yola bir hayli taş döşemiştir. Kendi romanlarında hidayete eren kadın karakterleri gibi tüm toplumun “hidayetini ve iffetini” kurtarmak için çok çalışmıştır. Gerek cemaatlerle, gerek yayın organlarıyla gerek MTTB gibi linççi örgütlerle…

Şenler topluma “hidayet” temeli atarken ve Cumhuriyet’in kuruluşuyla beraber belli ölçülerde devletten arındırılan dinsel anlayışı topluma tekrar taşımayı amaçlarken verdiği konferanslar bir hayli etkili olmuştur. Yedi ayda 77 konferans vermiş, toplamda 67 il ile 600’den fazla kasabaya ulaşmıştır.

Konferanslarında yaptığı çağrılarda özellikle kadına yönelik erkek şiddetini kabul edişi ve ettirme çabası o dönem sol-sosyalist ve Kemalist çevrelerin tepkilerine sebep olmuştur. Diğer taraftan ilk konferansın Samsun’da oluşu da bu seçimin bir tesadüf olup olmadığı tartışmalarını beraberinde getirmiştir.
Nihayetinde İslamcılığın bu tarihsel yeniden inşasında, belli ölçülerde değişen ve yenilenen ethosu bugünün sosyo-kültürel ve siyasal hayatının temelidir. O günün İslamcılığının iktidara gelme çabasının ve toplumla bütünleşme derdinin ilaçlarından biri ve belki de en dikkat çekeni, en siyasi ve en bilinen sembolü türbanın ta kendisi olmuştur; bunu toplumsal tabana yaymada öncü olan da Şenler’dir.

Bugün gördüğümüz/bildiğimiz İslamcı kadın tiplemesi ve söyleminin Şenler üzerinden kurulduğunu ya da geliştirildiğini görmek ve günümüz toplumuna, iktidar yapısına özgü İslamcılığın temel ideolojik özelliklerini Şenler’in çalışmaları üzerinden okumak mümkündür. Ve o özelliklerden tesettürün yaygınlaşması, iktidar içinde konumlanışı, bunların toplumda ve siyasi arenada güçlenmesi gibi hedeflere bugün ulaşılmıştır. Bu durumu Şule Yüksel’in tek başına sağladığı söylenemeyeceği gibi, onun etkilerinden de soyutlanamayacağı açıktır…

(1) Tezcan, D., Tezcan,D., (2010), Şule Yüksel Şenler, İstanbul: İlke Yayıncılık.

(2)Topaloğlu, B., (2013), İslam’da Kadın, İstanbul: Ensar Yayıncılık.

(3)Şenler, Ş., Y., (1967, Eylül), “Beraat”, Bugün Gazetesi.

(4) Şenler, Ş., Y., (1970), “Örtü Kadına Şahsiyet Kazandırır”, Seher Vakti, Cilt 1, Sayı 6.

-Atılgan, G., Saraçoğlu, C., Uslu, A., (2016), Osmanlı’dan Günümüze Türkiye’de Siyasal Hayat, İstanbul: Yordam Kitap.

-Vuranok, E., (2019), Türkiye’de İslamcılık Ve Kadın: Seher Vakti Dergisi Üzerine Bir İnceleme, Yayımlanmış Yüksek Lisans Tezi, Ankara Üniversitesi Gazetecilik Bölümü, Ankara.

 

 


* Forum kategorimiz çok çeşitli türde içeriğe açıktır. Gazete Duvar'ın editoryal politikasıyla uyumlu olmak zorunda değildir.