Bir gün değil her gün barış

Bu toprakların en çok ihtiyaç duyduğu şey barıştır. Bu durum bizi devletlerin sanki savaşı çıkaranlar kendileri değilmiş gibi kabul ettikleri 1 Eylül ve 21 Eylül’ü dahi kutlamak zorunda hissettiriyor. Ancak biliyoruz ki barış bir günlük bir şey değil ve savaşlar da bir günde çıkarılmazlar, uzun bir sürece yayılırlar.

Gökhan Soysal*

Vicdani Ret Derneği olarak tüzüğümüzde belirttiğimiz üzere savaş, insan ve doğa için bir yıkımdır. Vicdani ret, savaşın insan unsuru olmayı reddetmektir. Derneğimiz, savaşın bütün unsurlarına, silah üretim ve transferlerine, militer yapı ve organizasyonlara karşı çıkar. Savaş ve çatışmaların önlenmesi ve son bulması Vicdani Ret Derneği’nin temel önceliklerindendir.

Vicdani Ret Derneği “barışçıl bir yaşam” için çaba gösterir. Militarizmin, silah, kışla ve apolet ile sınırlı kalmadığının, toplumsal yaşamı da kuşattığının bilincindedir. Bu bilincin gelişimi için çaba gösterir. Bu yüzden barışın sesini yükseltebileceğimiz her alan derneğimizin her zaman içerisinde yer alacağı alanlardır. Buna Almanya’nın 1939’da Polanya’ya saldırmasıyla 2. Dünya Savaşı’nın başlangıcı olarak değerlendirildiği için Varşova Paktı üyeleri tarafından Dünya Barış Günü kabul edilen 1 Eylül de dâhildir. Aynı Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından Barış Günü olarak kabul edilen 21 Eylül’ün de dâhil olduğu gibi.

Barışa da diğer önemli tarihler gibi bir tarih atfedilerek barışın kutlanması sevindirici olsa da barışın sadece bir günlüğüne hatırlanacağı korkusu bizi tedirgin etmektedir. Çünkü barış bir güne sığdırılabilecek bir mefhum değil. Bunu yaşadığımız topraklarda biz deneyimledik, deneyimlemeye devam ediyoruz. Maalesef yüzyıllardan beri üzerinde yaşadığımız topraklar tarih boyunca birçok savaşa şahit olmuştur. İktidar mücadeleleri özellikle devletleri düşman olarak kodladığı karşısındakileri yok etmeye çalışmasıyla sonuçlanmıştır. Bu toprakların en çok ihtiyaç duyduğu şey barıştır. Bu durum bizi devletlerin sanki savaşı çıkaranlar kendileri değilmiş gibi kabul ettikleri 1 Eylül ve 21 Eylül’ü dahi kutlamak zorunda hissettiriyor. Ancak biliyoruz ki barış bir günlük bir şey değil ve savaşlar da bir günde çıkarılmazlar, uzun bir sürece yayılırlar.

Bizim dernek olarak amacımız sadece bir gün değil her gün barışı kutlayabileceğimiz bir iklime kavuşmaktır. Bunun için de dernek olarak vicdani ret hakkını bu şiddet iklimiyle mücadelede edebilmek için etkili bir yol olarak görüyoruz.

Milyonlarca insana, milyonlarca insanın ölümünü kabullendirmek çok zordur. Ancak devletler bunu başarabilmiştir. Devletlerin engellemeyi başaramadığı şeyse nerede olursa olsun savaşa her zaman için karşı çıkan insanların varlığıdır. Özgürlüğüyle, hayatıyla tehdit edilen insanlar kurşuna dizilmeyi dahi göze almış ancak yine de savaş politikalarına alet olmayı reddetmişlerdir. İçinden geçtiğimiz günlerde barıştan söz edildiğinde hapse atılan insanların konuşulduğu coğrafyamızda tarih boyunca savaş politikalarına alet olmayan insanların mücadeleleri bize moral vermeye, nelere karşı koyabileceğimize yönelik inanç vermeye devam ediyor.

Vicdani retçilerin varlığı bu nedenlerle devletler açısından her zaman için sorun teşkil etmiştir. Ondandır ki devletler savaşa karşı çıkan insanların bu eylemlerine karşı ceza tehdidinde bulunmakla kalmamış, bu insanlara verilecek cezaları savaş zamanında da iki kat arttırmıştır. Onun için devletler barış söyleminde bulunduğunda her zaman anlıyoruz ki yeni bir savaş yaklaşmaktadır. Savaş karşıtı hareketlerin olduğu her yerde hiç olmazsa sorunların ve acıların derinleştirilmesinin önüne geçilmiştir.

TC Devleti de vicdani retçilere farklı davranmamaktadır. Halkı askerlikten soğutmanın suç sayıldığı Türk Ceza Kanunu’nun 318’inci maddesi örneğin hâlâ uygulanmaya devam edilmektedir. Halkı askerlikten soğutma suçu, vicdani retçilerin her zaman başlarında Demokles’in kılıcı gibi sallandırılmaktadır.

Vicdani retçiler yoklama kaçağı ve bakaya olduğu gerekçesiyle askeri birliğe teslim olmadıkları için cezalandırılmakta; başta askeri birliği terk eden firariler olmak üzere tüm vicdani retçiler sivil ölüme mahkûm edilmektedir. Bu durum, savaşın olduğu zamanlarda en yüksek seviyelerine ulaşmıştır diyemiyoruz, çünkü bu topraklarda her zaman için bir savaş mevcuttur. Savaşların iyiden iyiye yoğunlaştığı günlerde bu baskılar daha fazla artmaktadır.

Söz konusu savaş olduğunda milyonlarca insan kendisine önceden ailede, okulda, kışlada öğretilenleri ezbere konuşsa da bir tek savaş karşıtı sözün dahi değeri çok büyüktür. Ezenlerin arasına sokulmaya çalışılan bir kişinin başına geleceklere rağmen ezilenlerin arasına karışmayı tercih etmesi bir tercihten çok zorunluluk, vicdana karşı bir sorumluluk anlamına gelmekte. Ve bu savaş karşıtı ses, beklenmeyecek derecede yankı uyandırabilmektedir. Savaş tarihi bunun sayısız örneğine tanık olmuştur, hâlâ olmaya devam etmektedir. İsrail’de Filistinlileri öldürmeleri için zorla askere alınmaya çalışılan onlarca kadın ve erkek asker bu savaşa ve orduya katılmaya karşı çıktıkları için hapse atılmaktalar. Aynı örneklere Güney Kore’de, Kıbrıs’ta ve birçok yerde de şahit olmaya devam ediyoruz.

Savaşa karşı barışın sesini yükseltmenin ne kadar önemli olduğunu içinden geçtiğimiz her gün deneyimliyoruz. On yıllardır yaşadığımız topraklarda adı konulmamış bir savaş yürütülmektedir ve vicdani retçiler de bu savaşa karşı vicdani retlerini açıklamaktadır. Savaş karşıtı insanlar da şehirlerin içine kadar gelen bu silahlı çatışma sürecini eleştirmeye kalktığında işleri ellerinden alınıyor, yurt dışına çıkmaları dahi engellenebiliyor. Bir öğretmen televizyonda canlı yayında çocuklar öldürülmesin dediğinde kucağında yeni doğmuş bebeğiyle hapse atılabiliyor. Ancak onların savaşa karşı çıkardıkları bu ses bizim gibi barışı savunan insanlara ilham olmakla kalmıyor, bize göre savaşın ikliminin çok daha kötü bir hale gelmesini engelliyor.

Bu yüzden nerede ve ne zaman olursa olsun barışın sesini her yerde yükseltmek gerekiyor. 1 Eylül ve 21 Eylül bize yetmiyor, her günü barış günü ilan etmek istiyoruz.

 

VR-DER Eşbaşkanı 


* Forum kategorimiz çok çeşitli türde içeriğe açıktır. Gazete Duvar'ın editoryal politikasıyla uyumlu olmak zorunda değildir.