Gurbette yeni akım Amerika 2: Road trip rüyası ile 22 eyalete merhaba demeden önce

Mark Knopfler’la Sailing to Philadelphia dinleyerek salınmak, Eye of the Tiger deyip Rocky’nin merdivenlerini tırmanmak, Philadelphia Museum of Art ve Philadelphia Natural Science Museum’da dinozor ziyaretleri yapmak... Velhasıl düzenli, tertipli, saygılı insanlar barındıran bu güzel şehri dolaşmadım demeden gitmek olmazdı.

Fatma Arsan*-Onur Mutlu**

Acı vatan Almanya, 60’larda yurduna arkasını verip ekmek davasını çözmeye çalışan insanlarımızın ve onların bazen geride bıraktıkları, bazen yanlarına kattıkları çocuklarının iyisiyle kötüsüyle ruhuna işlemiş bir travmanın adıdır; kâh gidenlerin kâh geride kalıp bir ömür bekleyenlerin yüreklerinde pelesenk olmuş; bizlerin de bir iki karesinden bam teline dokunmuş… Ben de bu hikayeler içinde bir karakter olarak bizzat bulunmuş bir gurbetçi çocuğuyum. Bir yanda doğdukları vatanın hasreti diğer yanda doydukları yerdeki hayat seviyesi ile arada derede kalakalmış ya birbirlerine sıkı sıkıya sarılmış, ya kendilerini belirledikleri bir yolda kapıp koyuvermiş ya da parçalanıp un ufak olmuş aileler… Ne iletişim ne ulaşım. Köylerdeki santrallere bağlanamadıkları için müjdeleri avuçlarında kalanlar, uçaklara ne para ne bagaj ne de şaşaa yetiştiremedikleri için senede bir defa arabalarıyla çoluk çocuk günlerce yol yapanlar. Her şeyin Almanya’da bol ama kendi yurdunda yokun bile yok olduğu zamanlar. Almanya artık çok gerilerde kaldı. Hatta Hollanda, Belçika, Fransa… Şimdi Almanya, utanmasak bize bağlı bir ilçemiz diyebileceğimiz bir yakınlıkta. Ama umutlar hâlâ aynı. Hâlâ insanlar daha iyiye ve daha doğruya doğru bir arayışta. Tek fark artık yeni moda “Acı vatan Amerika!”

Ne var ki bu defa gurbetçilik çok daha başka. Almancıların naif, saf, masum arada bir gözü dönen, yolunu yordamını şaşıran ama özünde yine de koruyan kollayan saklayan, başka bir Avrupa ülkesinde yaşasalar bile adları kendi öz adları; yalnızca ve ayrıca bir de Almancı olan gurbet insanlarının Amerika’da yaşayanları biraz daha farklı bir hayat algısında ve farklı bir yaşam savaşında. Masumlukları ve koruyan kollayan naif taraflarının üzeri öyle bir kapanmış olmalı ki iyilikleri okunamayacak kadar karanlıkta, kötülükleri karanlıklardan daha da öte büyük bir katliamda. Almancı olmak kolay elbet, memleket hasretine çok çok 3-5 saat uzaklıkta. Çayın sıcağı ellerden, sucuğun menemenin kokusu burunlardan gitmeden daha varacağı yerdeler… “Oysa Amerika, koca okyanusların ötesinde Amerika, devasa arazilerin ortasında Amerika…”
diye düşüne düşüne Amerika’da 22 eyalet gezdik, uzun uzun da bahsedeceğim arada elbette; 50 bin kilometre yol her bir yol kenarı farklı bir doğayla karşılaştık. Doğanın her rengini, canlının çokça çeşidini gördük, insanın da öyle. Biz zenginlik ki bir yanında da değişmeyen küçük basit şeyler, her yerde aynı olan… Standart olan, Amerikan standardı. Yollar, sokaklar, meydanlar, kitaplıklar… Onlarca ev gördük, otel gördük hepsinin elektrik düğmesi aynıydı. Hepsinin duş sistemi, musluk sistemi, sıcak sudan soğuk suya geçiş sistemi aynıydı. Yerel alışveriş noktaları farklı olsa da hepsinin “marketplace” adını verdikleri bir alışveriş bölgeleri ve bu bölgelerde de yerel marketleri vardı. Biraz daha geniş noktalarda büyük alışveriş merkezleri daha seyrek kavşaklarda ise Outlet adı verilen ucuzluk merkezleri vardı. O zamanlar biraz değişik ya da abartı gelmişti ama şimdi üstüne basa basa diyebilirim ki Amerika’da dişler ve tırnaklar çok önemlidir. Buruşuk gömlek giy, pejmürde bir film karesinden çıkmış gibi ol, ne olursan ol ama dişlerinin şekli ve rengi ile tırnakların tarzı muazzam olsun. En ücra kasabada bile kuaför değil ama bir manikürcü mutlaka vardı. Amerika’da kasiyerlerin büyük çoğunluğunun o Flamingo gagası uzunluğundaki tırnaklarla nasıl çalıştığını hep merak edeceksiniz. Bakkala bile gitseniz GPS olmadan asla diyeceksiniz. GPS ile sürekli uğraşamayacağınız için en kadim dostunuz Google Maps olacak. Google Maps olmadan sokağa adım bile atamazsınız Amerika’da. Elbette abartarak konuşuyorum ama durum bu. Hava durumuna bakmadan gününüzü planlayamazsınız. Eğer o gün saat 4’te fırtına görünüyorsa şehir çoktan önlemini almış kepenklerini kapatmış ya da kapatacaktır. Eğer o gün normallerin üzerinde bir sıcak varsa buluşmalar iptaldir. Yediğiniz içtiğinize dikkat etmeniz lazım çünkü her şeyin içinde bir şeker vardır. Şeker ilavesi olmayan bir ürün bulmanız gerekiyor ki minimum derecede şeker girsin vücudunuza. Çantanızda mutlaka bir hırka bulunması lazım ki herhangi bir yerin içerisine ayak bastığınız andaki ısı bir klima filtresinden geçerek dondurucu soğuk ile yer değiştirebilir. Çok obez insan var evet ama gördüğümüz her yerde neredeyse nüfusun tamamı sabah 5, yetişemediyse akşam 5 koşuda, tempoda, yüzmede, yogada, pilateste. Hepsini yeri geldikçe daha da detaylı anlatacağım.

.

Laf lafı açar gider konunun başını çok unutmadan geri dönelim. New York’a inmiş koca kalabalığın içinde kalakalmıştık. Uçaktan indiğimiz gibi Allentown adında şirin bir kasabaya geldik. Burası ilk durağımız oldu. Burada bir arkadaşımız yaşıyordu ve on beş gün boyunca bize hem evinin hem de Amerikan dünyasının kapılarını açtı. Bu çok büyük bir rüya ve ev de kocaman bir malikaneydi. İsmi pek lazım olmasa da yine de dilimi ısırarak söyleyebilirim ki Pennsylvania eyaleti hâlâ daha gördüğüm en zengin eyalet gelir bana. Yeşili, tarlaları, bereketi, insanları, yaşam standardı… “Bizim memurlarımız işini bilir”.

Buranın yeşillikler içinde vadileri, dereleri, nehirleri, zengin bir bitki örtüsü ve buralara gizlenmiş muhteşem evleri var. Philadelphia’yı da görmeden olmazdı. Mark Knopfler’la Sailing to Philadelphia dinleyerek salınmak, Eye of the Tiger deyip Rocky’nin merdivenlerini tırmanmak, Philadelphia Museum of Art ve Philadelphia Natural Science Museum’da dinozor ziyaretleri yapmak… Velhasıl düzenli, tertipli, saygılı insanlar barındıran bu güzel şehri dolaşmadım demeden gitmek olmazdı. Buraları dolanırken çok ünlü Martin gitarlarını, hikayesini ve ustalarını yine bu bölge içindeki Nazareth’te bulunan Martin Guitar Factory And Museum adresinde ziyaret etmemek hiç olmazdı.

Philadelphia Rocky

 

Asfalt yolda bir otomobil, bir motorsiklet ve bir at arabasının art arda ilerlediği muhteşem bir fotoğraf karesi yakalamışlığım var. İlkler çok önemlidir her zaman. Burası da bizim ilk durağımızdı bu durakta öğrendiklerimiz daha sonra burada yaşayacağımız her şeye temel olmuştur. Öncelikle olmazsa olmaz ilk şey bir araba sahibi olmaktır. İster satın alın ister kiralayın ama bir araba mutlaka olmalı. Özellikle de New York City değilse yaşadığınız yer, geride kalan banliyölerde toplu taşıma ile değirmen suyu dönmüyor ne yazık ki. Araba şart. Araba demek çoğunlukla otomatik vites demek. Otomatik vites kullanmadıysanız daha önce endişeye mahal yok, öğrenmesi kolay. Arabadan sonra iş kurallarda. Trafik lambalarının karşı yolda olmasına, dur işaretlerine uymanın hayati önem taşıdığına, su hidrantlarının yakınına asla park edilmeyeceğine, okul otobüsü durduğu an arkasında nefes almadan beklemek gerektiğine özellikle dikkat etmek gerekiyor. Bu kadar yeşil bu kadar doğa beraberinde vahşi canlıları da getiriyor yollara. Yolda karşınıza bir geyik, tilki, yılan vb. çıktığında durmanız yasaktır. Ne yazık ki uzunca bir süre yol kenarlarında geyik, samur, kunduz ölüleriyle seyahat ettik. Doğadaki hiçbir canlıyı besleyemez hiçbir canlının trafiğinizi engellemesine izin veremezsiniz. Söylemeye bazı durumlar için dilim varmıyor ama bu eyalet gerçekten de insanın ömrüne ömür, gücüne güç, hayatına umutlar katar. Öyle bir huzur, öyle bir dinginlik, -bazı evlerden ırak- öyle bir gönenç.

Buralardaki Amerikan rüyası çok güzeldi ama bizim rüyamız değildi. Kendi rüyamızı görecek ne renk, ne şekil vardı içinde ve biz zaten asıl bunun için başlamıştık bu maceraya. Burada öğrendiklerimiz birer mihenk taşı oldu. Cebimize koyduk ve geri dönmemize yetecek kadarını şehirlere bıraka bıraka yola koyulduk. Sonraki durak Baltimore idi… Paris’te Saint-Étienne ne ise bize göre buradaki karşılığı olan Baltimore…

*Dijital İletişim Uzmanı

**Eğitmen-Müzisyen


* Forum kategorimiz çok çeşitli türde içeriğe açıktır. Gazete Duvar'ın editoryal politikasıyla uyumlu olmak zorunda değildir.