Barışa giden yol

Sistemin savaşa gereksinimi var ve uygun aracı üreten sanayi var. Eğer gerçekten savaşa karşı çıkılıyorsa, barış isteniyorsa, savaşı üreten çarkı kırmak gerek. “Nasıl?” sorusu ortada!

A. Türker Ertuncay

1 Eylül yaklaşırken barışa dair bir başka bakış açısı olası mı diye düşünüyorum.

Tarihe 100 yıllık sosyalist iktidar deneyimleri üzerinden de bakıldığında, “Barış ancak devrimden sonra mümkündür” savı savunulamaz duruma geldi. Ne sınır savaşları ne de atom savaşları gündemden çıkabildi. Sermaye biriktirmek ve sermayeyi yeniden paylaşmak çerçevesinde sürdürülen savaşları kökten gündemden kaldırmak için insanlık, radikal çözümler bulmak zorunda.

Bölgesel savaşları önlemek için bulunan çözümler, genel savaş halini engelleyemeyebilir. Örneğin; ülkemizin de içinde bulunduğu Ortadoğu ve çeperi diyebileceğimiz Kuzey Afrika ve Orta-Asya ülkelerinin savaş halinden kurtulabilmesi için kapitalizmin petrole ve doğalgaza bağımlılığının son bulması gerekir. Eğer petrol ve doğalgaz bağımlılığı sona ererse, savaşa olan gereksinim, yolları tutmak veya bölgesel egemenlik gibi sıradan gerekçelere dayanacaktır.

Bir başka çok yaygın olması beklenen savaş gerekçesi de, temiz suya erişim olanaklarının çok kısıtlı oluşudur. Burada bir paradoks da, Türkiye gibi bazı ülkelerde yaşanan çevre krizlerdir. BM ve Dünya Kaynakları Enstitüsü (WRI) adlı ABD kökenli bir araştırma kuruluşu daha 2040 yılı için, 33 ülkenin son derece kısıtlı su kaynağıyla yaşamak zorunda kalacağını söylüyor. Listedeki 33 ülkenin büyük bir çoğunluğu da Ortadoğu ve çeperindeki ülkelerden oluşmaktadır. Türkiye bu listeye 27’nci sıradan giriyor. Türkiye’nin etrafının susuzluk nedeniyle savaş bölgesine dönüşme olasılığının bu denli güçlü olmasına karşın, Türkiye’de iktidarlar bu olasılığı yok saymaktadırlar. Mevcutta bulunan su kaynaklarını titizlikle korumaları ve hatta genişletme olanaklarını zorlamaları gerekirken, her türlü kötü çılgınlığı yaparak su kaynaklarının yok olmasına adeta zemin yaratmaktadırlar. Türkiye, bölgesindeki yangına benzin dökmektedir. Ama bu tarz politika uygulamalarında Türkiye yalnız değildir.

Eğer bu düşünce doğruysa, savaş karşıtlarının en yakın destekçileri, bu yakıtlara muhalif olan çevreci hareketlerdir. Zaten savaşın doğaya verdiği zararlar nedeniyle, çevreci hareket hemen bütün kanatlarıyla doğal olarak savaş karşıtıdır. Çevreci hareketler aynı zamanda, suya adil erişim ve suyun verimli kullanımı için de mücadele etmektedirler.

Önümüzdeki yıllar bize petrolü, doğal gazı ve suyu savaş gerekçesi olarak gösterse de, uzun vadede savaş gerekçeleri ve savaş bölgeleri de değişecektir.
Bugünün dünyasında en canlı savaş bölgesi olan bu alanın savaş gerekçesi dışına çıkması çok önemli bir ilerleme olacaktır.

Ancak savaşı enerji kaynaklarına sahip olmak gibi bir bakış açısı üzerinden tanımlarsak, bu kez karşımıza çok başka savaş bölgeleri çıkacaktır. Fakat görece olarak, teknoloji yoğun bu seçenekler (güneş enerjisi gibi) hemen her yerde bulunmaktadır. Örneğin Almanya güneş enerjisini Türkiye’den fazla kullanmaktadır. Böylece, güneşten yararlanma olasılığı diğer değişkenlerden soyutlandığında, dünyanın pek çok ülkesinde bulunmaktadır. Yani odak savaş bölgesi kalmayabilir.

Değişmeyen tek ve çok sağlam gerekçe olarak kapitalizm kalacaktır. Silah sanayi bütünüyle dünya üzerinden sökülüp atılmadıkça savaş olasılığı yok olmayacaktır. Çünkü silah fabrikatörleri de, diğer bütün sektörlerde olduğu gibi, ürettikleri ürünü satmak zorundadırlar.

Sistemin savaşa gereksinimi var ve uygun aracı üreten sanayi var. Eğer gerçekten savaşa karşı çıkılıyorsa, barış isteniyorsa, savaşı üreten çarkı kırmak gerek.
“Nasıl?” sorusu ortada!

Asıl radikal çözüm önerisi de buradan geliyor: Savaşı üreten sistem olarak uluslararası kapitalizm bütün biçimleriyle ortadan kaldırılamazsa, 1 Eylül veya bir başka gün, belli bir savaşın başlangıç ya da bitiş günü olarak anılabilir ama o kadar!

Teknolojinin bunca hızla ilerlemekte olduğu dünyayı 19’uncu ve 20’nci yüzyılın çözümlemeleri üzerinden tanımlamak olası değildir. Hayâlleri, geçmişi tekrarlamak için değil, geleceği varsaymak için kurmakta yarar var.

Toplum bilimlerinin kayıtlarında, kapitalizm sonrası için bulunan sistemin adı da komünizmdir.

Şimdilik teorik bir çözüm olarak komünizmin gerçekleştiği dünyanın, hangi çelişkileri bağrında taşıyacağı ve bu çelişkilerin insanlığı nereye doğru götüreceği bilinmemektedir.

Böyle bir dünyada insanlığa teknolojik ilerlemenin yön vereceği ve hatta insan denen canlı için de, evrim sürecinin devam edeceğini öngörmek çok olası görünüyor.


* Forum kategorimiz çok çeşitli türde içeriğe açıktır. Gazete Duvar'ın editoryal politikasıyla uyumlu olmak zorunda değildir.