Kooperatifçiliğin sarkacı

Kooperatifçilik en çok ezilenlerin kendi özgürleşme kapasitelerini geliştirdiği noktada, kitlesel bir halk hareketi olarak inşa edildiğinde alternatif bir model haline gelebilir. Bunun yolu, bu örgütleri mülk edinmeden, özgürleşmenin patikalarını takip etmek olabilir.

Umut Kocagöz

Dayanışma ekonomileri (1) kapsamında ele alınabilecek en popüler örgütlenme tipi kooperatifler. Türkiye tarihinde daha çok “tepeden” kurulan kooperatif tipleri baskın olsa da, tabandan kurulan ve öznelerinin bizzat aktörleşebildiği kooperatif deneyimleri de mevcut. Güncel kapitalist dünyada ise kooperatifler kamu ve özel dışında veya arasında üçüncü bir yol olarak görülüyor. Böylece, kolektif aktörleşme deneyimlerine dayanan, son derece piyasacı deneyimlerden politikayı müşterekleştiren ve kolektif örgütlenmeleri teşvik eden örneklere, geniş bir yelpaze içerisinde kooperatif deneyimleri ortaya çıkıyor.

Kooperatif tipi örgütlenmeler, tanımlı bir insan kümesinin somut sorunlarını çözmesinin bir aracı. Türkiye’de farklı sorun alanları için farklı tipte kooperatifler mevcut: Tarımsal kalkınma, üretim ve işletme, tüketim, araştırma, eğitim vb. Uluslararası Kooperatifler Birliği’nin (ICA) 1995 yılında gözden geçirerek kabul ettiği kooperatifçilik ilkeleri, örgütlenme modeline dair bir çerçeve çizmeye çalışmış: Gönüllü ve herkese açık üyelik, demokratik katılım ve denetim, özerklik ve bağımsızlık, şeffaflık, dayanışma ve işbirliği. Elbette her kooperatif deneyimi kendi bakış açısı ile bu ilkeleri sahipleniyor ve uyguluyor. Kapitalist pazar, kamu sistemi ve insan ilişkileri çerçevesinde, her kooperatif kendince bir yol tutuyor. Dolayısıyla, her kooperatif jenerik olarak dayanışma ekonomisi çerçevesinde değerlendirilse bile farklılaşmaları görmek önemli. Bu farklılaşma bir sarkaç gibi düşünülebilir (2). Sarkacın uçları, çeşitli katmanlarda gidilebilecek sınırları belirler. Kooperatifçilik ilkeleri doğrultusunda, sarkaç metaforu bize yol gösterici olabilir.

1. KAPSAM ALANI EKSENİ

Her kooperatif bir işletme olarak tanımlanır. Bir işletmenin faaliyet gösterdiği somut bir mekân veya sektör vardır. Ölçek olarak bu mekân bir mahalle, kampüs, işyeri, köy, ilçe vb., sektör olarak da yayıncılık, gıda, tarım, mimarlık, bilişim, sanat, ve türlü emek sektörleri olabilir. Bu ölçeklerin hepsi bir kapsam alanını (3) ifade eder. Her kapsam alanı, üretim ve iktidar ilişkilerini ifade eder. Dolayısıyla, kooperatifler belirli bir kapsam alanında, o alanın yönetsel ilişkilerinin kurucu bir unsuru ve parçasıdır.

Kapsam alanı ekseninde, sarkacımızın bir ucu kooperatifi alanın tekil bir aktörü olarak tanımlar. Klasik bir işletme olarak kooperatif, bu kapsam alanındaki diğer işletmelerden bir tanesidir. Mahalle ölçeğindeki bir işletme kooperatifini düşünelim. Temel amacı aracısız ürün tedariki ve sosyal fayda üretmek olan bu kooperatifler, bir kooperatif mekanı vasıtasıyla çalışmalarını sürdürebilir. Bu kooperatifler odağına belirli bir bölgedeki bir grubun sorunlarını çözmek üzere, kolektif bir işletme yapısı kurarak, çeşitli dezavantajlı gruplara destek olmayı da önceleyerek, bir sosyal işletme modeli geliştirebilir. Böylece, kooperatif modeli kullanılarak, kısıtlı bir grup tarafından toplumun çeşitli sorunlarının çözüldüğü bir dayanışma pratiği ortaya çıkar. Sorunu çözenler ile sorunları çözülenler arasında bir açı farkı vardır. Bir araya gelen grup, somut sorunları beraber deneyimleyen kişiler olabileceği gibi ortak fikirlere sahip bir grup da olabilir. Bu işletme, patronsuz bir işletme deneyimi olarak ortaklarına ve başka kişilere istihdam yaratır. Çalışanların işletmenin yönetiminde kontrolü olması sağlanır. Bu tür bir kooperatif, içinde yer aldığı sektör ve mekânsal ölçekte başka türlü yapabilmenin yolunu gösterir. Ürettiği hizmetin niteliği, hizmet ürettiği kişilerin bu işletmeyi tercih etmesini sağlar. Çalışanların özyönetim pratiğini güçlendirir ve farklı sektörlerden çalışanlara da ilham verir. Faaliyet gösterdiği kapsam alanında ise bir işletme olarak sınırlıdır. Türkiye’nin çeşitli yerlerinde bu tür kooperatiflerin kadın, işletme ve sosyal hizmet kooperatifleri olarak faaliyetler gösterdiğini söyleyebiliriz. Odağına dezavantajlı kesimleri alan bu deneyimler, istihdam yaratarak, adil ücretlendirme ve kolektif çalışma pratiklerini geliştirerek güçlenmeyi mümkün kılıyor.

Sarkacın diğer tarafına uzandığımızda ise işletme ile mahalle sakinleri veya sektör emekçileri arasında daha dolayımsız bir ilişki tarif edilir. Kooperatif bir işletme olarak “Güzel Mahallesi Kooperatifi”, “Güzel Üniversitesi Kooperatifi”, “Güzel İşçileri Kooperatifi” gibi spesifik bir mekana, iş koluna, işçi kesimine, işyerine gönderme yapar. Bunu mümkün kılan şey, kooperatifin katılıma açık, demokratik ve yatay bir ilişkiyi hedeflemesi; kapsam alanındaki yurttaşları aynı düzlemde eşitlemesidir. Kooperatifçilik ilkeleri bağlamında söyleyecek olursak, ortak sorunlar yaşayan insanların ortak çözümler geliştirmesi, eşitlikçi ilişkiler inşa etmesini de mümkün kılar. Burada, sorunu yaşayanlar fikri ortaklıkları yahut arkadaşlık ilişkileri üzerinden değil, sınıfsal pozisyonları ve bu pozisyonların tekabül ettiği mekânsallıkları (sektör veya lokasyon) üzerinden tanımlanır. Bu açıdan, hizmet üretimi bir kendini-yönetme pratiğinin önünü açabilir. Böylece kooperatif, belirli konulara dair bir (yerel-sektörel) yönetim organı (veya bileşeni) olma imkanı sunar. Son dönem ortaya çıkan ve mekânsal göndermesi açık olan tüketim kooperatifleri, tarımsal kalkınma kooperatifleri, çeşitli sektörlerde faaliyet gösteren eğitim ve işyeri kooperatifleri bu tür bir eğilimin örnekleri olarak düşünülebilir.

2. KAPSAYICILIK EKSENİ

Kooperatifler kolektif oluşumlardır. Her kolektifin bir kapsayıcılık tanımı ve tarzı vardır. Sarkacın bir yanında kısıtlı bir gruba dayanan topluluk tipinde kapsayıcılık modeli yer alırken diğer tarafında ise çalışma yapılan yereli ve sektörü kapsayan bir toplumsal örgütlenme modeli hayal edebiliriz.

Topluluk tipi örgütlenmeler benzer hisleri, arzuları, renk tercihlerini, politik yönelimleri paylaşan, fikir ve gönül birliği türünde oluşumları ifade eder. Bu tür kooperatiflerin daha uzlaşmacı, daha az çatışmacı, daha çok benzer özelliklere sahip, daha iyi anlaşan bir grup olacağı düşünülebilir. Böylesi bir durum kooperatifte bir araya gelen kişilerin aynı zamanda ortak bir sosyallik ve arkadaşlık inşa etmesini de beraberinde getirir. Kooperatifçiliğin temel dinamiklerinden biri olan güven hususu arkadaşlık ilişkilerine de sıkı sıkıya bağlı hale gelir. Bu tür kooperatiflerin iyi bir işletme yönetimi inşa edebildiğini, sürdürülebilirliği daha kolay sağladığını gözlemleriz. Kapsam olarak ise sınırlı kaldıklarını ifade edebiliriz.

Sarkacın diğer ucundaki toplumsal örgütlenme modeli ise daha karmaşık, çatışmalı, renkli bir oluşumu ifade eder. Bu kooperatifçilik modelinde toplumsal sorunlar ve çatışmalar daha açık yaşanır, toplumsal canlılık daha ortadadır. Ortak sorunları yaşayan insanların tanımı geniştir, bu genişlik bir kamusallık oluşturur. Aynı ilçe sınırları içerisinde yer alan çiftçileri kapsayan bir kitlesel kooperatif, çiftçilerin sektörel sorunlarını dayanışmacı bir şekilde çözmeyi hedeflerken ilçe ölçeğindeki bütün çiftçileri kapsamayı amaçlar. Bir araya gelme dinamiği, ortak sorunları paylaşmanın sınıfsal ve mekânsal dinamiğidir. Yahut, bir mahalledeki tüketim kooperatifi, mahallelinin sorunlarını çözmeyi amaçlaması itibariyle o mahallelinin kooperatifi olmayı, yani belirli bir kesime ait olmayan bir kooperatif olmayı önüne koyar.

3. KATILIMCILIK EKSENİ

Kooperatifler, ideal olarak patronsuz örgütlenmelerdir. Gerçekte ise birtakım yatay ve dikey hiyerarşiler, açık, gizli ve örtük iktidar mekanizmaları ortaya çıkabilir. Türkiye’deki kooperatifçilik mevzuatının belirlediği yönetsel yapı da bu durumu pekiştirebilir. Katılımcılık ekseni, kooperatifin nasıl yönetildiğini tanımlar. Sarkacın bir ucunda, katılımı resmi genel kurul ile sınırlayan ve yönetim kuruluna yönetme yetkilerini devreden, başkanları ve yöneticileri olan kooperatifçilik modeli vardır. Bu modelde kooperatif ortaklarının katılımcılık düzeyleri son derece düşüktür. Türkiye’de birçok kooperatifin karar alma süreçlerini klasik modele göre sınırladığını görüyoruz. Bu durum, kooperatiflerde özyönetimin hayata geçme pratiğini sınırlandırıyor.

Dikey veya yatay hiyerarşik örgütlenme modeli kooperatif katılımcılarının kooperatife yabancılaşmasını, karar alma süreçlerinden uzaklaşmayı, iktidar mekanizmalarının ve patronaj ilişkilerinin ortaya çıkmasına vesile olur. Türkiye’de örneğini çokça gördüğümüz bu model, yatay ilişkileri ve dayanışmayı teşvik eden kooperatifçiliğin kötü namının oluşmasına ciddi bir katkı sunmuştur. Patronaj ilişkilerinin yanı sıra, güvensizlik, yolsuzluk ve rekabet gibi unsurların kooperatifler içerisinde ortaya çıkmasına vesile olmuştur.

Sarkacın öbür ucunda katılımcı mekanizmaları gelişkin ve açık bir model hayal edebiliriz. Resmi yapının dışında başka karar alma süreçlerinin ve kolektivitenin sağlandığı mekanizmalar olabilir. Bu mekanizmalar, kooperatif katılımcılarının karar alma süreçlerinde nasıl yer alacağını organize eder, kooperatif işlerinin gönüllü bölüşümünü mümkün kılar, işbirliğini pekiştirir. Böylece kooperatif sürecinde yer alan kişilerin formel olarak eşitlenmesinin yanında gerçek eşitliğinin sağlanması da mümkün olabilir. Ovacık Kooperatifi’nin fiyat belirlenme süreçlerinde çiftçilerle müzakere süreçleri işletmesi; Hopa Çay Kooperatifi’nin yönetim sürecini bir meclis ile tasarlaması, Kadıköy Kooperatifi’nin haftalık toplantılarla karar alma süreçlerine tam katılımı hedeflemesi iyi ve ilham verici örnekler olarak gösterilebilir. Katılımcılığın gelişmesi, kooperatiflerin özyönetim deneyimini güçlendirmesi açısından elzemdir.

4. ÖRGÜTLENME EKSENİ

Kooperatifler belirli türde ürünlerin dolaşımını yaparlar. Bu ürünler çeşitli tüketim ürünleri, hizmet ürünleri, finans ürünleri olabilir. Dolayısıyla, ürünlerin pazara erişimi kooperatiflerin önemli bir işlevidir. Kapitalist rekabet koşullarında hayatta kalmak için kooperatifler kendi pazarlama stratejilerini geliştirirler. Özellikle üretici temelli kooperatifler için bu elzemdir.

Tarımsal kalkınma ve kadın işletme kooperatifleri bu doğrultuda tefeci-tüccar yapısına, aracılığa, şirketleşmeye alternatif bir model geliştirme potansiyeli taşır. Üreticinin ürününü satmak gibi acil ihtiyacına somut bir çözüm geliştirmek bu kooperatiflerin en temel görevlerinden. Üreticiden ürünleri alma, işleme, depolama, ambalajlama ve sevk etme gücü yüksek olan kooperatiflerin gerek üretici gerek tüketicilere daha fazla güven verdiği, acil sorunlara kalıcı çözümler ürettiğini özellikle Ovacık Kooperatif deneyimi üzerinden gözlemliyoruz.

Acil sorunlara çözüm, zaman baskısını ortaya çıkarır. Yapılması gereken işlerin bir grup emekçinin sırtına yüklenmesi, zaman baskısı ile baş etmede temel stratejidir. Böylece, kooperatif işlerini bir grup emekçinin uzun yıllar üstlendiği, yeni kişilerin yönetsel süreçlerde pek kolay yer alamadığı durumlar ortaya çıkar. Türkiye’de bir çok kooperatifin yönetsel mekanizmaları içerisinde uzun yıllardır başkanlık yapan (10 ila 40 yıl), kooperatifin bir çok işini sırtlanmış emekçi kişiler yer alıyor. Kooperatiflerde özellikle yeni ve genç kooperatifçi kadroların yetişmesi, sorumluluk alması, yönetsel süreçleri üstlenmesi ve devam ettirmesi hususlarında sorunun bir yanı bu işlerin cazibeli olmaması iken bir diğer yanında örgütlenme perspektifinin gelişkin olmaması yer alıyor. Katılımcı, demokratik, yatay mekanizmalar inşa etme ve süreç aktarımları konusunda yaşanan sorunlar da belirleyici. Bu açıdan, sarkacın bir yönü dar kadro işi kooperatifçilik modeline gönderme yaparken bir yönü ise kitle kooperatifçiliğine işaret ediyor.

Bu olguyu hesaba katarak düşündüğümüzde “pazarlama” olgusunun başka dinamikleri açığa çıkıyor. Üretici temelli kooperatiflerde yönetimde sorumluluk alan kadrolar işin pazarlama kısmı ile ilgilenirken diğer üreticiler kooperatifi ürünlerini pazarlayan güvenceli bir kurum olarak görebiliyor. Böylece kooperatiflerin piyasa koşulları, üretici talepleri, tüketici talepleri arasında salınması durumları gözlemleniyor. İyi kooperatif iyi bir işletme olarak üreticilere güvence veren ve ürünlerini iyi pazarlayan, kullanıcılara da ürün konusunda iyi pazarlama yoluyla güvence veren kooperatifler olarak görülüyor. Belirli bir bölgedeki üretim kapasitesini arttırma, daha fazla üreticinin ürününü alma ve pazarlama imkanları böylece gelişebilmektedir.

Benzer bir durum son zamanlarda sayısı artmakta olan tüketim kooperatifleri için de geçerli. Sorun çözme odaklı bir grubun, bütün sorunları üstlenerek çözmeye çalışması, bir süre sonra bu kooperatifleri pazarlama faaliyetine indirgeyebilir. Örneğin, çeşitli tüketim kooperatiflerinin daha fazla üreticiden ürün tedarik etmek, daha fazla ürün kapasitesine sahip dükkanlar işletmek, daha fazla satış yapmak, internetten satış yapmak, tek bir kooperatif kurarak bütün ülke sathına seslenmek, zincir mağazalar açmak gibi pazarlama stratejileri izlediğini görüyoruz. Dolayısıyla pazarlama olgusu kooperatiflerin sorun çözme kapasitelerini geliştirirken “sorunları ben çözerim” yaklaşımını derinleştirerek kitlesel örgütlenme süreçlerinin aksamasına vesile oluyor.

Halbuki, kolektif sorunları çözmenin yanında “sorunları kolektif olarak çözme” gibi bir başka dinamiğin de olduğunu, bunun da sarkacın diğer yakasını oluşturduğunu düşünelim. Ovacık ve Kadıköy Kooperatifi’nde rotasyon uygulaması, Kadıköy Kooperatifi’nde eğitim ve aktarım çalışmaları düzenlenmesi, örgütlenmenin derinleşmesi için iyi ve ilham verici olabilir.

5. DAYANIŞMA EKSENİ

Kooperatiflerin şirketlere döndüğü bir sosyo-tarihsel süreçte, artık ne yazık ki rekabetçi bir kooperatifleşme olgusunun da ortaya çıktığı söylenebilir. Dolayısıyla sarkacın bir yanına bu rekabetçi hissi pekiştiren modeli koyarken bir diğer yanına ise dayanışmacı pratikleri güçlendirmeyi, işbirliklerini pekiştirmeyi önceleyen bir kooperatif anlayışını koyabiliriz.

Kooperatifler dayanışma örgütleridir. Ancak, örneğin, kendi ortakları ve “müşterileri” ile dayanışan kooperatiflerin başka kooperatifler ve kooperatif ortakları ile rekabet etmesi söz konusu olabilir. Yahut hizmet üretme amaçlı çalışan kooperatiflerin başkalarının hizmet üretme olgusunu kendilerine rakip olarak görme durumları olabilir. Pazar olgusunun bu şekilde kooperatifleri sıkıştırması ve birbirleri ile rekabete sokmasına karşı dayanışmacı kooperatifleşme olgusu sarkacın diğer yanını oluşturur. Bu diğer uçta hem kooperatifler arası dayanışma teması pekiştirilirken ortak çalışmalar yapılması, işbirlikleri düzenlenmesi, ortak sorunlara ortak çözümler aranması gibi durumlar söz konusu olabilir. Geçtiğimiz 13. Karaburun Bilim Kongresi’nde (4) görünen işbirliği süreci bunun bir vesilesi olabilir. Bu işbirliğinin sonucu olarak ortaya konulan bir takım somut hedeflerin planlanması ve hayata geçirilmesi, rekabetçi süreçlerin önüne geçmek için panzehir etkisi yaratacaktır.

SONSÖZ

Dayanışma ekonomilerinin gelişmesi ve yaygınlaşması için yukarıda özetlediğimiz farklı tipte örgütlenme biçimleri ortaya çıkmaya devam edecektir. Bu deneyimlerin birbirleriyle konuşması, birbirlerinden ve dünya deneyimlerinden öğrenmesi gelişmeyi mümkün kılacak en temel olgu. Aynı zamanda bu deneyimleri destekleyecek kamu politikalarının oluşturulması, dayanışma ekonomilerinin kanun ve mevzuatlara bağlı olarak desteklenmesi ve teşvik edilmesi Türkiye’de filizlenmeye başlayan bu süreci kolaylaştırma ve yaygınlaştırma için elzem görünüyor. Özyönetim ve özörgütlenme dinamiklerini güçlendiren, dayanışma temelli bir araya gelişleri ve yaşamsal örgütlenmeleri teşvik eden kooperatifçiliğin, önümüzdeki ekonomik ve siyasal krize güçlü bir alternatif oluşturması hayal değil.

Bizim açımızdan kooperatifçilik, emekçi sınıfların yaşadıkları sorunlara kendi çözüm yollarını üretmelerini ifade eder. Halkı kurtarmak için yukarıdan ve devletçi bir model olarak geliştirilen ve Türkiye’de sayısı ve türü çokça bulunan kooperatifçilik modelleri, alternatif kooperatifçilik bağlamında sarkacın dışında yer alır. Kooperatifçilik en çok ezilenlerin kendi özgürleşme kapasitelerini geliştirdiği noktada, kitlesel bir halk hareketi olarak inşa edildiğinde alternatif bir model haline gelebilir. Bunun yolu, bu örgütleri mülk edinmeden, özgürleşmenin patikalarını takip etmek olabilir.

(1) Bu yazı, bir önceki yazının bir devamı olarak da okunabilir:

(2) Bu konuda bknz: Kadıköy Kooperatifi Postası 

(3) Kapsam alanı tartışması için bknz: https://gayriresmibogazici.wordpress.com/2013/12/16/politik-bir-imkan-olarak-forum/

(4)  Ayrıntılı sonuç raporu için bknz: https://kadikoykoop.wordpress.com/2018/10/24/kooperatifcilik-sinirlar-ve-imkanlar/ Ayrıca, benzer bir çalışma grubunun bu yıl da kooperatifçilik, kriz ve dayanışma ekonomileri üzerine Karaburun’da oturum düzenleyeceğini belirtelim.


* Forum kategorimiz çok çeşitli türde içeriğe açıktır. Gazete Duvar'ın editoryal politikasıyla uyumlu olmak zorunda değildir.