Cis-feminizmin iktidar savaşı

Trans-feministler, kesişimsel bir epistemoloji ile yola çıkan ve dönüşmüş bir metodoloji edinen yepyeni bir feminizmin önemini vurgularken, cis-feministler üst sınıfçı beyaz üstüncülüğü henüz tasfiye edilmemiş feminist hareketteki iktidar temsili iddiasının ellerinden alınmasından korkuyorlar.

Eda Canımana*

 

Trans-feminizm, feminist bilgi üretiminde güncel paradigma olan kesişimselliğin Türkiye’deki en önemli öznelerinden biridir. Bu konuda gerek sosyal medyada gerek gazete portallarında çok şey yazıldı çizildi. Ancak bu yazının konusunu; deşifre edilmesi ve tasfiye edilmesi gereken ırkçı ve fobik bir zihniyet ve özne oluşturmaktadır. Bu özne ise, ne yazık ki feminist politikanın ve bilgi üretiminin karşısında durduğu pek çok toplumsal ayrıcalıkları görmezden gelen veya görünmez bir şekilde sahiplenen, bu anlamda da ırkçı ve fobik olan cis-feminizm. Zira Türkiye’de feminist epistemolojinin ve politikanın, mizojini ile olduğu kadar Batı’da çoktan tarihin çöplüğüne itilmek üzere olan, ayrıcalıkçı ve mizojin cis-feminizm ile de mücadele etme cesaretini göstermesi gerekiyor. Bunun için de cis-feminizmin günümüzde nelere sığınarak siyasal alanlarda ortaya çıkabildiğinin deşifre edilmesi gerekiyor.

BATI’DAKİ GÜNCEL FEMİNİST METODOLOJİ VE TÜRKİYE’DE AKTİVİZM

Feminist bilgi üretimi, 1970’lerde kavramsallaştırılan kesişimsellik tanımı ile birlikte epistemolojik ve metodolojik anlamda kökten dönüşmeye ve akademik anlamda kurumsallaşmaya başladı. Bu kavram feminist bilgi üretimine, toplumsal ve politik yapılanmalarda farklılaştırmaların ve ezme-ezilme ilişkilerinin çoklu toplumsal inşa kategorilerinin (ırk, cinsiyet, cinsellik, sınıf, vb.) kesişiminden meydana geldiğini öğretti. Bu kavram ile birlikte feminist epistemoloji güç ilişkilerinin yekpare değil, katmanlı ve iç içe geçmiş olduğunu, bir ezme ilişkisinin diğer ezme ilişkisini beslediğini görmüş oldu.

Kesişimsellik kavramının en önemli getirisi, siyah feminizmin ve kuir feminizmin tarihsel ve politik mücadelelerinin ilişkisel güç mefhumu aracılığı ile daha kapsamlı bir şekilde anlaşılması olmuştur. Erkek iktidarının aynı zamanda beyaz, cis, heteroseksüel ve burjuva bir iktidar olduğunun da ortaya çıkması ile siyah feministlerin, kuir feministlerin ve trans feministlerin mücadeleleri, feminist aktivizm ve bilgi üretiminde daha eşitlikçi bir anlamda kendilerine yer edinmiştir. Ancak feminizmde ırkçılığın ve cis-heteroseksizmin tasfiyesi, kesişimsel güç ilişkilerinde farklı pozisyonlarda konumlanan feministlerin çeşitli taleplerini kapsamaya çalışan eklemeci bir metodoloji ile değil, feminist metodolojinin kendisini dönüştüren bir epistemoloji ile olmuştur. Yani güç mefhumunu ilişkisel bir şekilde ele alarak, politik özneyi ise bu güç ilişkilerinin kesişimselliği tarafından inşa edilmiş ve konumlandırabilmiş bir mefhum olarak anlamlandırarak yeni bir feminist epistemoloji ve metodoloji ortaya çıkmıştır. Bu dönüştürücü metodoloji ve güncel feminist epistemolojinin kesişimsellik odaklı olması da elbette yukarıda bahsedilen kesişimsel feminist aktivizmlerin politik tarihsel birikimi sayesinde olmuştur.

Irksallaştırılmış global kapitalizmde Batı’da iktidarın ve siyasal alanın demokratikleşmesinin sebebi; ezilen kesişimsel ve sınıfsal pozisyonda konumlandırılmış sosyopolitik öznelerin (transların, kuirlerin, siyahların, göçmenlerin, işçi sınıfının vb.) örgütlenmesi, hareketlenmesi ve eşitlikçi hak talebinde bulunup güç ilişkilerinde kendilerine alanlar açarak iktidarı hesap vermeye zorlamasıdır. Irksallaştırılmış kapitalizmin parçası olan Türkiye’de de sosyal ve politik mecralarda bir aktivizm metodolojisi dönüşümü çağrılmakta ve yaşanmaktadır. Bunun en güncel örneği de trans-feminizmin kesişimsel bir epistemoloji ile kamusal ve politik alanlarda politikalarını gündeme sokmuş olması ve eşitlikçi politikada daha öne çıkan bir özne haline gelmesidir.

TÜRKİYE’DE CİS-FEMİNİZMİN FOBİSİNİN TARİHSEL KÖKENLERİ

Türkiye’de ana akım mecralarda kendine yer edinebilen cis-feminizmin günümüzdeki beyaz üstünlükçü fobisini anlamlandırabilmemiz için cis-feminizmin bir nevi “gelenekçi” pozisyonunu tarihsel bir düzlemde analiz etmemiz gerekiyor. Türkiye’de cis-feminizm, sol hareketlerle ilişkili bir şekilde 1960’larda örgütlenmeye başlayarak günümüz halindeki forma gelmiştir. Pek çok cis-feminist örgütlenmeler, donemin sol içi tartışmalarında erkek “yoldaş”larına kendi sosyo ekonomik ve politik taleplerini iletmiş ve bunları sol hareketlerin siyasi programlarına dahil ettirmişlerdir. Ancak kesişimsel epistemolojiye zıt bir şekilde sosyalist epistemolojiye mahsus “ele geçirilmesi gereken bir olgu” olarak alınan tekil iktidar mefhumu ve Kemalizmin getirdiği devlet feminizminin de etkisi, sol kökenli cis-feminist gündemin kapsayıcılıktan ve temsilcilikten öteye gidememesine neden olmuştur. Başka bir deyişle tarihsel anlamda cis-feminizmin başat gündemi “erkek yoldaşlarla proletarya diktatörlüğünden pay almak” olmuştur.

Günümüzde de cis-feminist ideolojinin ve aktivizmin ana akım mecralarda temsilcilik ve kapsamacılıktan öteye gitmemesinin sebepleri sol ile gelişen bu tarihsel eklemden geçmektedir. İkili cinsiyet rejiminin ve cis-heteroseksizmin beslediği ulusçu ve sınıfçı güç ilişkileri hiç fark dahi edilmeden, sorgulanmadan, olduğu gibi korunarak temsilcilik misyonu tamamlandığında cis-feminizm politik misyonunu tamamlamış olacaktı. Günümüzde de, yukarıda bahsedilen kesişimsel feminizmlerin çağırdığı dönüştürücü metodolojiye saldırmaya çalışan cis-feminizmin fobisi ve üst sınıf beyaz üstüncülüğü; cis-feminizmdeki iktidarcı sosyalist geleneğin sorgulanmaması, bu geleneğin epistemolojik ve politik şiddetiyle yüzleşilmemesi ve hesap verilmemesinden kaynaklanmaktadır.

CİS-FEMİNİSTLERİN İKTİDAR SAVAŞININ ARACI OLARAK IRKÇI BEDEN POLİTİKASI

Artık gelenekçiliğe çok da itibar edilmediği günümüzde ise aktivizm alanında trans-feminist politika, erkek egemen sol hareketlerle ilişkilenerek günümüze gelmiş olan cis-feminizmin kamusal alandaki ayrıcalıkçı iktidar iddiasını çürütmekte ve yerinden etmektedir. Bu anlamda ırkçı, ulusalcı, sınıfçı ve cinsiyetçi iktidardan payını bir ölçüde alan cis-feminizmin politik ve aktivist alanlardaki ayrıcalıklarının ciddi bir şekilde sarsılmasından doğru, cis-feministler içsel bir korku dürtüsüyle beden politikasına sığınmaktadırlar. Trans-feministler, kesişimsel bir epistemoloji ile yola çıkan ve dönüşmüş bir metodoloji edinen yepyeni bir feminizmin önemini vurgularken, cis-feministler üst sınıfçı beyaz üstüncülüğü henüz tasfiye edilmemiş feminist hareketteki iktidar temsili iddiasının ellerinden alınmasından korkuyorlar. Bir başka deyişle, cis-feministler tam da bu trans-feminist vurgudan korkarak feminizmi bir nevi iktidar savaşı haline dönüştürmeye çalışıyorlar. Bu uğurda ise cis-feminist aktivizmi ancak kendi ırkçı, sınıfçı ve üretken heteroseksist ayrıcalıklarını korumaya çalışarak ve yeniden üreterek yapabiliyorlar. Bunun tezahürlerinden biri ise cis-heteroseksist ve Batıcı bir beden politikası ve polisliğinin mizojin bir şekilde cis-feminizm tarafından kamusal alanda savunulması veyahut dolaşıma sokulmaya çalışılması oluyor.

Cis-feministlerin her tehdit altında arkasına sığındığı beden politikasının dayanaklarından olmazsa olmazları ırkçılık olduğu kadar ikili cinsiyetçilik ve üretken heteroseksizmdir. Sosyal medyada ürettikleri transfobi ve mizojini bu yazının konusunu tekil bir şekilde oluşturmamaktadır. Ancak, bu üretimlerinin arkasındaki görünmez ırkçılık ve üretken heteroseksizm, feminizmden tasfiye edilmesi gereken ciddi bir politik tehlikedir. Örneğin; cis-feminist ideoloji, ikili cinsiyetçi Batı epistemolojisinin ürettiği özcü beden mefhumunu görünmez ve normatif bir şekilde sahiplenir ve söylemlerini bu özcü beden mefhumuna dayandırır. Sahiplendikleri ve yeniden ürettikleri Batıcı beden politikasının bir yönü bedenlerin ikili cinsiyet rejiminin normlarına göre adlandırılması, kategorize edilmesi ve arşivlenmesi anlamında tıbbileştirilmesidir. İkinci yönü ise bedenlerin var olan cis-heteroseksist ikili cinsiyetçi rejimin devamını sağlayacak şekilde fonksiyonelleştirilmesi, bu rejimin gerekliliklerine göre konumlandırılması, bu rejim ters yüz edildiğinde ise ayrıcalıklı bedenlerin kutsallaştırılmasıdır. Cis-feminizmin bu özcü beden mefhumu ve fonksiyonculuğu, epistemolojik ve politik tarihsel anlamda ırkçıdır. Zira Batı ırkçılığının epistemolojisi; özcü beden mefhumunun, öznelerin bedenlerinin cis-heteroseksüel beyaz ve erkek iktidarın devamlılığını sağlayacak şekilde konumlandırılması, adlandırılması, kategorize edilmesi ve arşivlenmesi yoluyla “bilimsel”leştirilmesine dayanmaktadır.

SONUÇ

Türkiye’de trans-feminizm, politik ve kamusal alanlarda kesişimselligi öne alan epistemoloji ve aktivizmle öne çıkmaktadır. Batı coğrafyasında artık norm haline gelmiş olan kesişimsel felsefe ve feminist bilgi üretimi, cis ve beyaz üst sınıf feminizmin iktidarını sarsmış, bu feminizme kendi tarihsel politik şiddetleri işin hesap verdirmiştir. Ne mutlu ki Türkiye’de de kamusal ve politik alanda cis-feministlerin iktidar iddiasını sarsan böyle bir hesaplaşma süreci doğmuştur. Ne var ki, bu süreçte cis-feminizmin ırkçı ve cis-heteroseksist beden politikasına dayanması, kendi alanında iktidarı paylaşmaktan korkmasından kaynaklanmaktadır. Bu anlamda cis-feminizm, kesişimsel feminist epistemolojinin vurguladığı dönüşümcü metodolojiye ve aktivist dönüşüme kapalıdır ve hesap vermekten kaçar. Türkiye’de cis-feminizmin tarihsel gelişimine baktığımızda, bu kaçış ve kapalılık daha rahat anlaşılabilir. Günümüzde, cis-feminizm, feminist hareketten tasfiye edilmesi gereken ırkçı ve sınıfçı bir politika haline gelmiştir. Bu nedenle cis-feminizmin Türkiye’deki durumunu ve “bilimsel” cinsiyetçi ve ırkçı beden politikasına içkin olduğunu deşifre etmek elzemdir.

 

 

*Yüksek lisans, MA Gender and Sexuality, SOAS, University of London,

 


* Forum kategorimiz çok çeşitli türde içeriğe açıktır. Gazete Duvar'ın editoryal politikasıyla uyumlu olmak zorunda değildir.