Öcalan'lı Türkiye siyaseti

Adada kurulu masaya çözüm aktörleri yeniden oturur mu? Bu sorunun cevabını bir koşula bağlı olarak kestirmek mümkün. Kaos dönemini yaşayan Ortadoğu'da çıkış senaryosunu Anadolu ve Yukarı Mezopotamya halklarının birlikteliğine dayandıran stratejiye inananların cesaretli duruşu bunu mümkün kılacaktır. Nedir bu strateji, Öcalan bu stratejinin neresinde duruyor? Bu sorulara verilebilecek cevaplardan yola çıkarak bir gelecek öngörüsü yapmak mümkündür.
Mayıs 2019 itibarıyla her kesimin kendi tutumunu sorgulayacağı yeni bir döneme girildi. Sabırla çözüm noktasına yaklaşılmasını bekleyen Öcalan duracağı noktayı net ifade etti.

Adil Zozani*

Yeni bir çözüm süreci başlar mı? Cevabı merak edilen bir soru. Kürt sorununun çözümü merkezli ne zaman bu soru sorulursa akla, aktör, yüksek güvenlikli ada hapishanesinde 20 yılı aşkın süredir tek kişilik hücrede tutulan Öcalan gelir. Soru genel olarak ada tecridi ile ilgili gelişmeler olduğu zamanlar tazelenir. Mayıs ayı başından itibaren Türkiye’de Öcalan ile yapılan avukat görüşmelerinden sonra herkes adada yeni bir sürecin başladığını umut ediyor.

Adanın Kürt sorununun çözüm stratejisi ve yeni dönem toplumsal muhalefet perspektifi, 7 maddelik bir deklarasyonla kamuoyuna açıklandı. Tabii ki bizler yapılan görüşmelerde kamuoyuna yansıyan kısımlarını biliyoruz. Bu yansımalar üzerinden de okumalar yapıyoruz. Özellikle Öcalan’ın Nisan 2015’ten sonra bir kez daha çözüm umudunu yeşertmesi toplumsal alanda bir beklentiyi de açığa çıkardı. Öncelikle Öcalan’ın devreden çıktığı/çıkarıldığı son dört yılın analizi Koçgiri’den günümüze Kürt sorunu merkezli yaşananların fragmanı gibidir. Şunu açıkça söyleyebiliriz: Son 4 yılda yaşananlar Kürtlerin bir asırdır yaşadıklarından kesitler sundu: Ölüm, yıkım, sürgün, açlık, hapis… 2 Mayıs itibarıyla acaba bu yaşananlar son bulabilecek mi, yeniden bir şans doğar mı umudu yeşerdi.

MASA BOŞ KALDI

Gelecekte bu yaşananlar tarihe nasıl işlenecek onu şimdiden öngörmek mümkün değil. Zira flu noktalarla dolu günler yaşadık; yer yer yaşamaya devam ediyoruz. 2012 yazının sonlarına doğru cezaevlerinde başlayan açlık grevleri Ekim ayının ortalarından itibaren devlet nezdinde karşılık bulmaya başlamıştı. Açlık grevlerini sonlandıran mesaj, Öcalan’dan kamuoyuna yansıtıldıktan sonra sonlanan açlık grevleri aynı zamanda oldukça zorlu geçen 2 yılın da sonlanması anlamına geldi. Oslo görüşmelerinin sonuçsuz kalışı nedeniyle Haziran 2011 itibarıyla sekteye uğrayan süreç adaya taşındı ve Aralık 2012 itibarıyla legal demokratik siyasi aktörün de müdahil olduğu yeni bir dönem başladı. Şerafettin Elçi’nin vefatı nedeniyle Aralık (2012) ayı son haftasında yapılması gereken görüşme Ocak 2013 ilk haftasına sarktı. 3 Ocak’ta yapılan aleni ilk görüşmenin ardından sıkıntılı bir dönem sonlandı ve 2015 Nisan ayına kadar devam eden umut dönemi başladı. 2013 Newroz mesajı ekseninde devam eden görüşmeler ne olduysa oldu 2015 ilk ayları itibarıyla türbülansa girdi. Dolmabahçe Deklarasyonu yayınlanmış olduğu halde mesajlar karşılık bulmadı ve kurulması aşamasına gelinmiş ‘Çözüm Masası’nın etrafına aktörler oturmadı. Masa boş kaldı. Sonraki 4 yıl hepimizin malumu. 2012’de olduğu gibi yine cezaevleri merkezli gelişen direnişle kurulmuş ancak etrafında aktörlerin olmadığı masayı hatırlamaya başladık.

Adada kurulu masaya çözüm aktörleri yeniden oturur mu? Bu sorunun cevabını bir koşula bağlı olarak kestirmek mümkün. Kaos dönemini yaşayan Ortadoğu’da çıkış senaryosunu Anadolu ve Yukarı Mezopotamya halklarının birlikteliğine dayandıran stratejiye inananların cesaretli duruşu mümkün kılacaktır. Nedir bu strateji, Öcalan bu stratejinin neresinde duruyor? Bu sorulara verilebilecek cevaplardan yola çıkarak bir gelecek öngörüsü yapmak mümkündür. Bu konuda iyimser bir bakış açısına sahip olanlardanım. Kürt sorununu Kürtler ve muhatap bölge devletleri -Türkiye, İran, Irak ve Suriye- bağlamında iki parametreli bir sorun olarak görmüyorum. Uluslar arası güç dengelerinin bu coğrafyada yüz yılı aşkın süredir kurumsallaşmış çıkarlarını ve bu çıkarlar etrafında şekillenen yerel bağlantıları göz ardı ederek kurulacak masasının etrafının her an boş kalma ihtimali vardır. Sanırım geçmişte yaşananlar bize yeteri kadar done sunuyor. Sadece bir doneyi anımsayalım: 3 Ocak 2013’de başlayan ada görüşmeleri 9 Ocak’ta Paris’te gerçekleşen siyasi cinayetlerle sekteye uğratılmak istendi. 3 Kürt kadın siyasetçinin ada görüşmelerinin başladığı günlerde katledilmelerini çözüm sürecinden bağımsız olarak değerlendirmek mümkün değildir. Ki Öcalan ‘bu cinayetlerin arkasında kim veya kimler var, tatmin edici bir cevap almak istiyorum’ demişti.

Bu cinayetlerin ardından gerçekleşen ilk ada görüşmesinin notları kamuoyuna sızdı. Sonraki görüşme notları daha kolay sızdırılabilir olduğu halde sızdırılma olmadı. Bir günlük gazeteye sızdırılan görüşme notlarının özelliği neydi? O görüşmede Öcalan çözüm sürecini sekteye uğratmak isteyen odakların varlığına dikkat çekmiş; Sakine Cansız ve iki arkadaşının katledilmesi olayını bu çerçevede değerlendirmişti. Bir de ‘üçlü lobi’ değerlendirmesi yapmıştı. Sonraki günlerde kimi doğrudan kimi dolaylı itirazlara tanık olduk. Öcalan’ın söylediklerini anlayabilmek için lobi etkisini iç siyasi gelişmelerden bağımsız okumamak gerekir. Şuna tanık olduk, Öcalan’ın adadan başlattığı üçüncü süreç (kendisinin deyimiyle) akamete uğradı. 1999’da başlayan ilk süreçte silahlı grupların Türkiye’deki varlığı sembolik düzeye indirildi; geriye kalan grupların tamamı sınırların dışına çekildi. 2004 yılı Haziran ayına kadar çatışmasızlık süreci yaşandı. Süreç tıkanınca yeniden çatışma sürecine girildi. 2010 yılında Oslo’da başlayan süreç 2011 Haziranı’nda tıkandı. 2013 Ocak’ta başlayan süreç Dolmabahçe Mutabakatıyla ‘Türkiye’ye karşı silahlı mücadelenin sonlandırılması’ aşamasına kadar gelinmişken -yer yer de silahlı gruplar sınırların dışına çekilmişken- tıkandı.

Herhangi bir hüküm cümlesi kurmaksızın söylenebilecekler bunlar. Hüküm cümlesine ihtiyaç var mı? Bu sorunun cevabını vermeye çalışan yüzlerce değerlendirme, yazı, makale ve hatta kitap dahi vardır. Bunlar içinde mutlaka objektif yaklaşanlar da vardır. Ancak ağırlıklı olarak karşı pencereden yapılan değerlendirmeler ezici çoğunluğu oluşturmaktadır.

ÖCALAN’IN ELEŞTİREL YAKLAŞTIĞINI BİLİYORUZ

Tüm bu değerlendirmelerde Öcalan nerede duruyor? Bunu bilebilecek durumda değiliz çünkü 4 yılı aşkın süredir kendisinin değerlendirmelerine ulaşma şansına sahip değildik. Şimdi yeni bir döneme girildi ve Öcalan yeniden devrede. Çoğunlukla kapalı devre devam eden görüşmeler olduğundan Öcalan’ın süreçlerin akamete uğramasına ilişkin değerlendirmesi nedir, bilmiyoruz. Bildiğimiz tek şey eleştirel yaklaştığıdır.

Öcalan 20 yıldır ada hapishanesinde. Geride bıraktığımız yıllar itibarıyla bizlere net sonuçlar gösteren yaklaşımlar sergiledi. Toplumsal yönetişim enstrümanı olan siyasetin esasında hamle sanatı olduğunu kanıtladı. Kendi tutumundan yola çıkarak siyasete böylesine farklı bir tamamlayıcı tanım getirmek mümkün. 1984’ten 1998’e kadar doğrudan yönettiği, 20 yıldır da cezaevinde üzerinde etkisini sürdürdüğü Kürt siyasetinin dinamiklerini ve ona etki eden unsurları ondan daha iyi bilen yoktur. Bu yüzden Öcalan’ın Kürt siyasetinin tüm unsurları üzerindeki ağırlığını tartışma konusu yapmanın hiç bir faydası yoktur.

Hükümet cenahından zaman zaman bu etkiyi sorgulayan yaklaşımlarla karşılaşıyoruz. ‘Acabalı’ bir söylem dillendiriliyor. Öcalan’la doğrudan temas halindeki devlet dinamiğinde bu ‘acaba’ kuşkusu hakim mi onu bilemem. Geride bıraktığımız süreçlerin bize kazandırdığı deneyim: Devlet dinamiğinin ‘acabayı’ güçlendiren izlenimler yansıttığı gösterdi. Ancak bu ‘acabalı yaklaşımın’ maddi bir gerçekliğe dayanıp dayanmadığı hususu somut değil. Devlet dinamiğinin ‘acabalı’ yaklaşımının taktiksel bir yönü olduğunu düşünürsek, amaçlı olduğunu da kestirebiliriz. Zira sınırlı enformasyon imkanına sahip olan Öcalan üzerinde baskı oluşturma yöntemi olarak ‘acabalı’ yaklaşım tercih edildiğini bilmek lazım ve bunu boşa çıkaracak aktör Öcalan’ın hinterlandında bulunan Kürt siyaset unsurlarıdır. Bu konuda -özellikle legal demokratik siyaset alanında- başarılı bir siyaset izlenebildiğini söylemek mümkün değildir.

Mayıs 2019 itibarıyla her kesimin kendi tutumunu sorgulayacağı yeni bir döneme girildi. Sabırla çözüm noktasına yaklaşılmasını bekleyen Öcalan duracağı noktayı net ifade etti. Newroz 2013 deklarasyonunu esas alıyor. İmaralı’dakilerin ortak tutumu olarak yayımlanan 7 maddelik metin aynı zamanda bir eleştiri metnidir. ‘Biz Newroz 2013 deklarasyonuna bağlıyız’ vurgusu aynı zamanda çözümün ve yeni dönem hak arama arayışının yöntemi konusunda yeni bir yol haritasıdır. Bununla Öcalanlı yeni dönem Türkiye siyasetinin başladığını söylemek mümkündür.

(Gelecek yazıda Öcalan’ın geleceğin Türkiye’sine yönelik yaklaşımı ve özellikle Erdoğan ile çözüm mümkün mü konularını değerlendirmeye çalışacağım.)

* 24. Dönem HDP Milletvekili


* Forum kategorimiz çok çeşitli türde içeriğe açıktır. Gazete Duvar'ın editoryal politikasıyla uyumlu olmak zorunda değildir.