AK Parti seçmenleri ve 31 Mart - II: Değişim​ ​arzusu

Ekonomik krizin gündelik yaşam üzerindeki yıkıcı etkisi arttıkça büyük paralar akıtılan mega projeler yoluyla siyaset yapmanın sandıktaki getirisi de gittikçe azalıyor. Kendi yaşamlarında somut bir karşılığı olmayan projeler artık insanlarda heyecan yaratmıyor...

Dissensus Araştırma*

23 Haziran öncesinde AK Partililerin yerel seçime dair hissiyatlarına odaklandığımız araştırmada, değişim arzusu hem bir söz olarak hem de güçlü bir duygu olarak karşımıza çıkan bir olgu. Görüşmecilerin tamamında, bu arzuyu tetikleyen iki temel duygunun olduğunu gözlemleyebiliyoruz. Bunlardan ilki önceki yazıda belirttiğimiz haksızlık duygusu: Ekrem İmamoğlu’nun galibiyetle çıktığı seçimlerin iptalinin yarattığı adaletsizlik algısından kaynaklanıyor. Değişim arzusunu tetikleyen ikinci duygu ise “artık yeter” sözünde ifadesini bulan bir tür bıkkınlık.

Haksızlık ve bıkkınlık üzerinden oluşan değişim arzusu görüşmecilerin tamamında karşımıza çıksa da değişimden ne kastedildiği, söz konusu isteğin nasıl bir ihtiyaca cevap olarak dillendirildiği çeşitlilik gösteriyor. Bu çeşitliliği AK Parti’yle kurulan ilişkinin biçimine göre dört kategori üzerinden izlemek mümkün:

AK Parti’den kopma eğilimi taşıyan ya da halihazırda kopmuş olanlar Türkiye’de şaibenin hep olduğunu dile getirerek sistemik ve tarihsel bir sorunun varlığına işaret ediyorlar. Söz konusu sorunun makro ölçeği bu gruptaki kişilerin köklü sistemik değişiklik arzusunda ifadesini buluyor. Nitekim AK Parti’den kopma eğilimi taşımaları ya da kopmuş olmaları, bu gruptaki seçmenlerin sistemik değişim konusunda partilerinden umudu kesmelerinden kaynaklanıyor.

AK Parti’den uzun süre önce kopmuş ve başka partilere oy vermeye hazır olanlar, ​bir önceki gruba benzer şekilde sistemik bir sorun olduğunu vurgulamakla beraber bu sorunun ancak ve ancak AK Parti’nin gidişiyle çözüleceğine inanıyorlar. Diğer bir deyişle, onların değişim arzusu bir zamanlar destekçisi oldukları partinin iktidardan gitmesi üzerine kuruludur.

Karamsar AK Partililer olarak tabir ettiğimiz diğer bir grup kendilerini değişimin bir faili ve parçası olarak görmekten kaçınan bir tavır içindeler. Anlatılarda ortaya çıkan hoşnutsuzluk cılız bir şikayetten öteye gitmiyor, genelde kendi güçsüzlüklerini kabul etmekle noktalanıyor. Bu yüzden bu grupta gözlemlenen duyguların bir değişim arzusunu tetiklemekten uzak olduğunu belirtmekte fayda var.

Umutlu AK Partililer ​olarak tabir ettiğimiz kemikleşmiş seçmen grubu ​partilerini sahiplenip parti söylemlerinin savunusunu yapsalar da değişim arzusu içindeler. Parti politikalarına ve teşkilatların faaliyetlerine dair eleştiriler ve şikayetler dile getiriyorlar. Dolayısıyla AK Parti’nin kendi içinde bir değişimin olmasını arzuluyorlar. Onlara göre değişim özellikle partilerinin gücünü koruyabilmesi açısından elzem.

Değişim isteğini doğuran bıkkınlık, başka bir deyişle “artık yeter” hissiyatı. “Artık yeter,” genelde AK Parti iktidarına doğrudan bir son verme isteğinden ziyade günlük yaşamda karşılaşılan zorluklar ve sıkıntılardan kurtulma isteğine işaret ediyor. Ekonomik krizin gündelik yaşam üzerindeki yıkıcı etkisi arttıkça büyük paralar akıtılan mega projeler yoluyla siyaset yapmanın sandıktaki getirisi de gittikçe azalıyor. Kendi yaşamlarında somut bir karşılığı olmayan projeler artık insanlarda heyecan yaratmıyor:

“​İnsanlar artık büyük projeler filan istemiyorlar. İnsanlar artık ceplerine dokunacak vaatler bekliyorlar. Çünkü herkes krizde.​”

“Artık yeter,” aynı zamanda siyasetin üslubuna duyulan bıkkınlığı ifade ediyor. “Düşman” tarafların bitmeyen savaşı olarak yaşanan siyasetten kurtulma isteği hakim. Bu nedenle, Ekrem İmamoğlu’nun kavgadan uzak üslubu da, Binali Yıldırım’ın sükuneti de takdir topluyor.

Üçüncü olarak “artık yeter,” içi boş bir değişim arzusuna da işaret ediyor. Biraz da farklı sesler duymaya yönelik bir istek var. Bu istek tanımlanmış bir şikayetin sonucu olarak ortaya çıkmıyor; genelde AK Parti’ye yönelik bir şikayetin devamı adeta. “Artık yeter” duygusu, nesnesi olmamasına rağmen güçlü bir duygu. Bu yüzden de baş edilmesi zor.

“​Bir değişiklik istiyor herkes. Her gün bal ekmek yenmez, bir de yani bir değişiklik de börek ekmekle yenir, börek veya katıksız. Bir de bunu deneyelim dediler. Ama tezgahta durmadı. Çabuk değiştirdiler. Hayırlısı olsun​.”

Son olarak, iktidarın halkla ilişkisinin zayıfladığı hissiyatı “artık yeter” duygusunu daha da güçlendiriyor. AK Parti’ye aidiyeti oldukça güçlü olan bir görüşmecinin, “​Gittiğimde memurlar beni dinlesin, iyi davransın​,” ifadesindeki şikayet hali bu durumu özetliyor. Yani AK Parti’nin kemik seçmenlerinin de yönetime dair bir “artık yeter” duygusu olabiliyor. Seçmenler seslerinin yukarılarda çok duyulmadığını, yukarılardan konuşanların seslerinin kendi seslerini bastırdığını düşünüyorlar. ​Kendi sesinin duyulmadığını hissedenler bir süre sonra yukarıdakilerin sesini duymamaya meylediyor.

ADAYLAR, DUYGULAR

Bu duygu atmosferinin adaylara yönelik duygu ve hissiyatları nasıl etkilediğine baktığımızda, AK Parti seçmeninin genelinin yüksek perdeden bir sahipleniş veya reddediş hali içinde olmadığını görüyoruz. ​Haksızlık söylemi Ekrem İmamoğlu’na sempatiyi görece arttırırken, şaibe söylemi ne Binali Yıldırım’a sempatiyi benzeri bir şekilde arttırmış ne de İmamoğlu’na dair çok olumsuz bir duygu yaratmış gibi gözüküyor.

AK Parti seçmenleri için Ekrem İmamoğlu çok tanıdık bir isim değil; seçim sürecinde tanıdıkları kadarıyla da çok fazla kanaat belirtmiyorlar. Öte yandan İmamoğlu’nun AK Parti’den kopan seçmenler için bir arayışa cevap verdiğini söylemek mümkün; onlar, “Bir de onu deneyelim,” diyebilen bir seçmen konumuna yerleşmiş durumdalar. İmamoğlu’nun mağdur olduğu düşüncesi de ona duyulan bu sempatiyi arttırıyor.

AK Parti seçmenleri için Binali Yıldırım çok daha tanıdık bir isim. AK Parti’ye sadık olan seçmenler Yıldırım’ın mühendis olmasına, projeci olmasına, sakin ve mutedil olmasına, oturaklı bir aday olmasına vurgu yaparak sempatilerini dile getiriyorlar. Öte yandan, Yıldırım AK Parti’den kopmuş olan seçmenler için bile çok olumsuz duygular uyandıran bir aday değil. Ne var ki Yıldırım’ın mühendisliği ve icraatçiliği AK Parti’den kopmuş ya da kopmakta olan seçmen için partiye ikna edici bir geri dönüş yolu açmıyor. Gerek kendi gündelik hayatlarına değmediğini düşündükleri dev projeler gerekse de İmamoğlu’na haksızlık yapıldığı duygusu Yıldırım’a yönelik olumlu duygu ve hissiyatları geride bırakıyor.

AK Parti’den kopmuş ya da kopmakta olan seçmenin eleştiri ve şikayetleri Yıldırım’dan çok partilerine yönelik. Onların Yıldırım’ın da partinin güdümü dışında hareket etmeyeceğini bilmeleri, kopuşu hızlandırıyor. Diğer yandan Yıldırım’ın iktidar partisini arkasına alması, hem kemik AK Parti seçmeni için hem de kopmakta olan seçmen için güven de uyandırıyor. Dolayısıyla AK Partili seçmen nezdinde Yıldırım’a yönelik ikircikli duyguların hakim olduğunu söyleyebiliriz. Hem AK Partili kemik seçmen, hem de bu partiden kopmakta olan seçmenler için İmamoğlu’nun CHP’li olması da onu zayıflatan bir unsur olarak görülüyor.

SONUÇ

31 Mart yerel seçimlerinde kampanyaların duygular üzerine kurulmuş olması, tartışmaları ve yarışı duyguların zeminine çekti. Bu duygular iki kutuplu bir seçim sürecini neredeyse doğallaştırdıysa da, AK Parti seçmenine odaklanan bu araştırma duygular üzerinden siyaset yapmanın her zaman beklenen seçmen hareketliliğini yaratmadığını ortaya koyuyor. AK Partili olduğunu ifade eden seçmenler, “Bu sefer daha hırsla İmamoğlu’na oy vereceğim,” diyenlerle, “Oyumuza sahip çıkacağız,” diyenler arasında, çok daha tereddütlü, bıkkın, yorgun ve ilgisiz bir seçmen yelpazesi oluşturuyor.

Son yıllarda günlük yaşamın sorunlarını görünmez kılan seçim atmosferinin bu seçimin tekrarlanması ile daha da kalıcı hale dönüşmesi, “artık yeter” diye bir duygunun kök salmasına yol açtı. Seçimleri kim kazanırsa kazansın, bu artık yeter duygusu ile baş etmesi gerekecek. Adayların uzun vadeli başarısını seçimlerin sonucundan çok seçim sonrası “artık yeter” duygusunun nasıl idare edileceği belirleyecek.

 

*Dissensus disiplinlerarası araştırmalar yürüten bir kollektiftir. Dissensus ürettiği bilginin aynı anda pek çok yöne aktığının farkında olan bir grup antropolog, ekonomist, siyaset bilimci, sosyolog ve tarihçiden oluşur. Muhalif olma anlamındaki dissent ile uzlaşı anlamındaki consensus kelimelerinin birleşiminden oluşan Dissensus belirsizlik ve çelişkilerin çoğalttığı imkanları görme yollarını arar. Gündelik hayatı şekillendiren duygu, deneyim, davranış ve düşüncelerin çokluğuna nüfuz ederek görmenin, anlamanın ve söz üretmenin yeni biçimlerinin peşindedir.


* Forum kategorimiz çok çeşitli türde içeriğe açıktır. Gazete Duvar'ın editoryal politikasıyla uyumlu olmak zorunda değildir.