Çocuklarınızı edebiyattan değil, erkeklerden koruyun!

Şevki’nin “Çirkin Gerçekçilik denemem” olarak adlandırdığı korkunç derecede kötü yazılmış bir kurgusal metni hangi çocuğa nasıl zarar verebilir? Adını doğru koyalım. Çocuklara cinsel istismarda bulunanlar, saldıranlar kelimeler değil insanlardır. Bunların ezici çoğunluğu da erkeklerdir.

Elif Akgül*

Piere Paolo Passolini’nin Salò ya da Sodom’un 120 günü filmi 117 dakikalık bir işkence senfonisi gibidir. İnceden bir ritmle başlayan film, arada düşüşler ve çıkışlarla sistematik, planlı ve estetik bir şiddete 117 dakika izleyeni maruz bırakır. Buna rağmen bu filme ‘şiddeti özendiriyor’ demek pek kolay değildir.

Velhasıl, Passolini 1975’da ‘pis bir komünist’ olduğu için öldürülür. Daha sonra Salò’nun bazı makaralarının da kayıp olduğu anlaşılır. Öldüğü gün Passolini filmlerini almak üzere hırsızlarla buluşacaktır. Lakin kanıt yetersizliğinden soruşturma genişletilmez.

Pek tabii Zümrüt Apartmanı’nın yazarı Abdullah Şevki’yi Passolini ile karşılaştırmak, Passolini’ye haksızlık.

Lakin, Abdullah Şevki’nin ve yayıncısının başına gelenler de fena. Şevki, çocuğa yönelik cinsel istismarı failin gözünden öyküleştirdiği kitabı nedeniyle, hakkında TCK’nın 226’ncı maddesi uyarınca ‘müstehcenlik’ suçundan başlatılan soruşturma kapsamında gözaltına alındı. Şevki’den kısa bir süre sonra yayıncısı Alaattin Topçu da kendi iradesiyle ifade vermek üzere emniyete gitti. Yazar ve yayıncı tutuklama istemiyle sevk edildikleri mahkemece adli kontrol hükümleri uygulanarak serbest bırakıldı.

Şevki’nin suçlandığı ‘müstehcenlik’ başlıklı TCK 226/3’e göre, “Müstehcen görüntü, yazı veya sözleri içeren ürünlerin ülkeye sokan, çoğaltan, satışa arz eden, satan, nakleden, depolayan, ihraç eden, bulunduran ya da başkalarının kullanımına sunan kişi” de sorumlu.

Oysa kitap altı yıl önce basılmış ve Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın bandrolüyle satışta bulunuyor. Yani Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, bir kitabın ‘suç teşkil ettiği’, ancak altı yıl sonra birilerinin ilgili sayfa fotoğrafının fotoğrafını Twitter’da başlamasıyla ‘fark ediyor’, Kültür Bakanlığı ise belli ki bu ‘suça’ iştirak etmiş lakin dünden beri kulağının üstüne yatıyor.

Peki gerçek resim bu mu? Gözümüzü bürüyen kanı bir temizlersek şunu görebiliriz:

Ortada rahatsız edici bir içeriğin sadece toplumun geniş kesimlerini rahatsız ettiği için cezalandırılmasının istenmesi söz konusu. Sosyal medyadaki mevcut linç devlet aygıtlarını da peşine takmış durumda üstelik.

Abdullah Şevki’nin yazısı bir kurgu mu, yoksa anı mı? Bu yazıdan bir çocuk zarar gördü mü? Yazı şiddeti övüyor ya da toplumun belli bir kesimini hedef gösteriyor mu?

Şevki’nin “Çirkin Gerçekçilik denemem” olarak adlandırdığı korkunç derecede kötü yazılmış bir kurgusal metni hangi çocuğa nasıl zarar verebilir?

Adını doğru koyalım. Çocuklara cinsel istismarda bulunanlar, saldıranlar kelimeler değil insanlardır. Bunların ezici çoğunluğu da erkeklerdir.

Sakarya’da, Antalya’daki okulda, Ensar Vakfı’nda, Mersin’deki camide çocuklara saldıran, kanlı canlı, ete kemiğe bürünmüş, edimlerinin bilincinde failleri cezalandırmayan bir iktidarın, sözcüklerin peşine ‘pedofili’ diye düşmesini, bütün bir geniş toplumun da ellerinde tırpanlarla ardına takılmasını izliyoruz.

Kitleler bir ‘suçlu’ görmek istiyor. Bir ‘kurban’ talep ediyor. Bu kişinin gerçekten suçlu olup olmamasının ise bir önemi yok.

İktidar ne yapıyor? Hem kendi faillerini kollayıp hem de halkın hassasiyetlerini karşılayacağı hedefi buluyor. Sadece bir yazar.

Bu hem yıllardır süren cezasızlık nedeniyle öfkelenmiş insanların ‘cezalandırma’ görme isteğini tatmin etmek hem de dindar muhafazakarlık davasına bir tuğla daha döşemek için eşsiz bir fırsat. Bu nedenle Şevki’nin ardından Ayşe Kulin’in, Elif Şafak’ın hedef gösterilmesi boşuna değil.

Peki ya anlatılar… Anlatılar, şiddetin sebebi mi yoksa sonucu mu? Hadi Abdullah Şevki’den Kemal Tahir’e, Elif Şafak’tan Marque de Sade’a kadar tüm eserleri şiddetten, tecavüzden, işkenceden temizleyelim. Bu toplumu temizlemeye de yeter mi?

*Gazeteci

 


* Forum kategorimiz çok çeşitli türde içeriğe açıktır. Gazete Duvar'ın editoryal politikasıyla uyumlu olmak zorunda değildir.