‘Görülen lüzum üzerine’ Türkiye-İran sınırında Kürtler…

İran-Türkiye sınırının öte yanında kalan akrabalarını görmek isteyen Kürt köylüler için İran sınırı bir geçim kapısı olma özelliği de taşıyor. Sınırın diğer tarafına geçiş yasak olduğu için köylüler bunu gayriresmi ya da ‘kaçakçılık’ yoluyla yapmaya çalıştı. Sınırda son 20 yılın geçim kaynağı olan mazot kaçakçılığı ise Türkiye ve İran devletlerinin sert müdahaleleriyle sona erdi. Sadece son 15 yılda 120 Kürt köylüsü sınırda öldürüldü.

Oktay Candemir*

1943 yılında 33 Kürt köylüsü İran devletine casusluk yaptıkları iddiasıyla gözaltına alınır ama gözaltılar resmi kayıtlara ‘Kaçakçılık faaliyeti’ olarak geçer. O dönem İran Kürt bölgesinde yaşanan hareketlilik ve Mahabad Kürt Cumhuriyeti’nin kuruluş faaliyetleri genç Türkiye Cumhuriyeti’ni rahatsız eder ve İran sınırında yaşayan 33 Kürt köylüsü ‘Görülen lüzum üzerine’ Sefo Deresi’nde kurşuna dizilir.

Ahmed Arif bu durumu, ’33 Kurşun’ şiirinde “Pasaporta ısınmamış içimiz budur katlimize sebep suçumuz, gayrı eşkiyaya çıkar adımız kaçakçıya, soyguncuya hayına” dizeleriyle anlatır.

Genel Kurmay Başkanlığı DP Parti’nin iktidara gelmesi ve katliamın TBMM gündemine taşınması üzerine açılan soruşturmaya ‘Muameleye lüzum yok’ cevabını verir. Yani, 33 Kürt köylüsünün infazı ‘Görülen lüzum’ üzerine gerçekleşmişti ve bu yüzden soruşturmaya lüzum görülmemişti.

33 Kurşun Katliamı’nın yaraları henüz sarılmamışken 1963 yılında bu kez Özalplı köylüler ‘Molla Mustafa Barzani ile gizlice mektuplaşmakla suçlanır ve 21 köylü gözaltına alınır. 27 Mayıs darbesinin yaşandığı bir ortamda İlçe Kaymakamı Ali Öztök, Molla Mustafa Barzani’nin bazı köylülere mektup yazdığını ve köylülerin ‘Kürtçülük’ faaliyeti yürüttüklerine dair duyumlar aldıklarını Jandarma Komutanı ile paylaşır ve durum derhal Ankara’ya bildirilir… ‘Görülen lüzum’ üzerine operasyon başlar.

Çaybağı, Sarıköy, Mollatopuz, Çıllık, Kapıköy, Saray ve Kurucan köylerinde 21 köylü ‘Barzani faaliyetlerine destek verdikleri’ gerekçesiyle gözaltına alınır.

Gözaltına alınanlar arasında o tarihte 13 yaşında olan Cemal Candemir’de vardır. Candemir o dönem yaşadıklarını yıllar sonra Gazete Duvar’a şöyle anlatmıştı. “Askeri bir aracın arkasına bindirildik. Bütün köylüler 33 Kurşun Katliamı’nda olduğu gibi katledileceğimizi düşünüyordu. Ama Mamedik Deresi’ni geçtikten sonra öldürülmeyeceğimizi anladık çünkü devlet o dönem Kürtleri derelerde öldürürdü. Bizi son anda kurşuna dizilmekten İsmet İnönü kurtardı. Hedef ikinci bir 33 Kurşun Katliamı’yla Irak’ta Molla Mustafa Barzani öncülüğünde yürüyen Kürt mücadelesinin Türkiye Kürtlerine sirayet etmesini engellemekti. Bir nevi Türkiye Kürtlerine gözdağı verilecekti ancak, İsmet İnönü daha önce 33 Kurşun Katliamı’nda bizzat görevlendirdiği fakat katliamın ardından sahip çıkamadığı için çok üzüldüğü Mustafa Muğlalı vakasını yeniden yaşamak istemedi. Bizi katledilmekten kurtaran İsmet İnönü’nün bu açmazı oldu.”

Yukarıda anlattıklarımız Özalp’ın bilinen tarihi ama bilinmeyen ve henüz aydınlanmamış bir tarihi de var… 33 Kurşun Katliamı’nın ardından Kapıköy’de 41 köylünün kurşuna dizildiği yıllardır konuşulur… Ancak tanıklara göre bu katliam 33 Kurşun Katliamı gibi gün yüzüne çıkmadı ve ölen köylülerin kemiklerine dahi ulaşılamadı.

1639 Kasrı-Şirin anlaşması ile belirlenen Türk-İran sınırında iki arada bir derede kalan Kürtler, sınırın öte tarafında kalan akrabalarını görmek istemenin bedelini çoğu zaman ölümle ödedi.

İran-Türkiye sınırının öte yanında kalan akrabalarını görmek isteyen Kürt köylüler için İran sınırı aynı zamanda bir geçim kapısı olma özelliği de taşıyor. Sınırın diğer tarafına geçiş yasak olduğu için köylüler bunu gayriresmi ya da ‘kaçakçılık’ yoluyla yapmaya çalıştı.

Sınırda son 20 yılın geçim kaynağı olan mazot kaçakçılığı ise Türkiye ve İran devletlerinin sert müdahaleleriyle sona erdi. Sadece son 15 yılda 120 Kürt köylüsü sınırda öldürüldü.

Ahmed Arif’in dediği gibi ‘pasaporta ısınmamış’ Kürt köylüleri tüm katliamlara rağmen hâlâ sınırları aşmaya ve birbirleriyle ticaret yapmaya devam ediyor. Türkiye devleti yıllardır Türkiye ve İran (Bakur ve Rojhılat) Kürtleri arasındaki siyasi ve ticari bağları koparmayı başaramadı.

Böylesi bir tarihi olan Özalp ve Saray ilçelerinde kısa süre önce yayınlanan bir haber bana bu tarihi yeniden hatırlattı. Özalp ve Saray ilçelerinde ‘İran casusluğu’ yaptıkları iddia edilen 41 köylü gözaltına alınırken bunlardan 15’i tutuklandı.

Köylüler ‘yabancı devlete casusluk ve devlet sırlarını ifşa’ etmekle suçlanıyor. Sınırda bavul ticareti yapan köylülerin telefonda “Benim emaneti getirmeyi unutma” şeklindeki konuşmalar ‘ajan faaliyeti’ olarak değerlendiriliyor.

‘Görülen lüzum’ üzerine Kürt köylüleri bir kez daha tutuklanarak cezaevine konuldu. Tarih tekerrürden ibaret mi bilmiyorum ama Kürtler her ne kadar sınırlara ayrılsa da sınırın öte tarafında yaşayan yakınlarından hiç vazgeçmediler.

Ve devlet ‘Görülen lüzum üzerine’ şimdi İran sınırına duvarlar örüyor. Sınırın iki yanında yaşayan Kürtler artık birbiriyle bayramlaşmaya dahi gidemeyecek.

Katliamların yaşandığı sınıra yüksek güvenlikli duvarlar yapılıyor ama 33 Kurşun Katliamı’nın azmettiricisi Mustafa Muğlalı’nın ismi Muğla’da işhanlarına, caddelere veriliyor. Muğlalı’nın ismi Genelkurmay Başkanlığı tarafından 2004 yılında katliamın yaşandığı Özalp’ta bir kışlaya verilmiş ardından gelen tepkiler üzerine 2010 yılında kaldırılmıştı.

Her ne kadar Muğlalı’nın ismi kışladan kaldırılsa da aynı kışlanın giriş kısmında Muğlalı’yı kahraman olarak anlatan yazı ve fotoğraflar bulunuyor… Hatta Muğlalı’nın Genelkurmay Başkanlığının bahçesinde büstü bile var.

*Gazeteci


* Forum kategorimiz çok çeşitli türde içeriğe açıktır. Gazete Duvar'ın editoryal politikasıyla uyumlu olmak zorunda değildir.