Ekrem İmamoğlu Kürtleri anlıyor mu?

23 Haziran İstanbul seçimlerinin ana merkezinde 'Kürt sorunu' olacak. İmamoğlu'nun Kürtlerle, Erdoğan'ın kurtlarla dansında kazanan İmamoğlu olursa Kürt sorununda yeni şeyleri konuşacağımız bir döneme gireceğiz.

Oktay Candemir*

Zamanın Başbakanı Süleyman Demirel, Diyarbakır’da ‘Kürt realitesini tanıyoruz’ dedikten bir süre sonra Van’a gelmiş ve o meşhur şapkasını çıkarıp halkı selamlarken Van mitinginde toplanan kalabalık resmi kimliklerini Demirel’e göstererek toplu halde ‘Kimliğimizi istiyoruz’ diyerek ‘Kürt kimliğini tanıyın’ talebinde bulunmuştu.

O günden bu yana Kürt sorununda tartışmalar ileri bir düzeye taşınsa da ‘sorunun çözümü’ olgunlaşmadı.

Irak Kürdistan’ı ve Rojava ile birlikte sorun uluslararası bir sorun haline geldi ancak içeride Kürt sorunun biçimi ve ortaya konulan çözüm metotları bir belirsizliği de beraberinde getirdi.

Türkiye’de Kürt sorununa ilişkin Öcalan’ın ortaya koyduğu ve ‘yerel özerklik’ olarak formüle ettiği çözüm önerisi dışında neredeyse tek bir çözüm önerisi olan yok.

HDP’ye yakın çizgide siyaset yürüten Türkiye’nin sol hareketleri 70’li yıllarda ‘Biz devrim yapınca Kürt sorunu zaten çözülmüş olacak’ derken bugün de ‘Sorunumuz Erdoğan’dır, önce diktatörü yıkalım sonra Kürtlerle konuşuruz’ sığlığından çıkmadı.

‘Önce bu sorunu çözelim de Kürt sorununu sonra bilahare konuşuruz’ bakış açısıyla yapılan bu değerlendirmelerden anlıyoruz ki Türkiye solunun bugün dahi bir çözüm önerisi yok.

Kemalist yönetim anlayışının Kürt sorunundaki sert asimilasyon politikalarını 2000’li yıllarda daha yumuşak bir asimilasyon sürecine evrilten ve 2010’lu yıllarda çözüm sürecini başlatarak belki de bu konuda Cumhuriyet tarihinin en önemli adımını atan Cumhurbaşkanı Erdoğan da kafasında sorunun nasıl çözüleceğine ve Kürtlere verebileceklerinin sınırı konusunda bir perspektife sahip olmadığı için çözüm sürecini çeşitli gerekçelerle bitirdi ve o da evvelleri gibi sertlik politikalarına hızlı bir geçiş yaptı.

CHP’nin ise ezelden beri ‘Kürt Raporu’ var. Ne zaman Kürt sorunu ile ilgili eleştiri yöneltilse ‘Ama bizim Kürt Raporumuz’ var diyen CHP’nin bırakın Kürt sorununa dair bir çözüm önerisi böyle bir niyetinin bile olmadığını görüyoruz.

Gelinen aşamada SHP’nin 1990 Kürt raporuna yeniden baktığımızda Parti Genel Sekreteri Deniz Baykal tarafından hazırlanan raporun ismi kamuoyunda bilindiği gibi Kürt Raporu değil ‘Doğu ve Güneydoğu Anadolu’ raporudur. Raporun içinde sık sık ‘Kürt sorunu’ tabiri kullanılsa da 29 yılda söz konusu raporun bir adım ötesine geçilemedi. 2019’de Kürt sorununa hâlâ 1990’lı yılların koşullarında hazırlanmış bir rapor ile bakmak sanırım pek de ön açıcı bir durum değil.

Yıllardır hepimiz sadece CHP’nin Kürtleri sevebilme ihtimalini sevmenin ötesinde bir duygu yaşamadık.

Türkiye kamuoyuna neredeyse ‘Kurtarıcı’ olarak sunulan ve ileride iktidara girmesi muhtemel Abdullah Gül ve ekibinin de geçmişte Kürt sorununa ilişkin bir çabaları olmadığı gibi ileriki zamanlarda da böyle bir çaba göstermeleri olası gözükmüyor.

Çözüm süreci bile neredeyse Kürt sorunundan bağımsız, siyasi saiklerle ele alınıyor.

Neredeyse Türkiye’de kangrene dönüşmüş Kürt sorununun içi boşaltılmış ve acil çözülmesi gereken bir kimlik sorunu olduğu ısrarla gözlerden kaçırılıyor.

Başa dönersek ‘Kürt realitesini tanıyoruz’ diyen ama çözüm planı olmayan Demirel’e nasıl ki Kürtler, Van’da ‘Sorun kimlik sorunudur’ mesajı verdiyse; 31 Mart seçimlerinde de Cumhurbaşkanı Erdoğan’a ‘Kürt sorununu çözmezsen’ gidersin mesajı verdi ve İstanbul, Ankara gibi büyükşehirleri kaybettirdi.

1950’den bu yana Türkiye’de Kürtlerin desteğini almadan hiçbir parti tek başına iktidar olamadı. 30’lu ve 40’lı yıllarda Kürt katliamlarının altına imza atan dönemin CHP’sine karşı Kürtler DP’nin, 80’lerde Kenan Evren’in zulmüne karşı daha ılımlı söylemlerle ortaya çıkan Özal’ın, 2000’li yıllarda ise 90’ların vahşetine karşı çözüm önerileriyle ortaya çıkan Erdoğan’ın tek başına iktidar olmasını sağladı. Ekrem İmamoğlu da Erdoğan’ın yaptıklarına karşı yeni bir dille ortaya çıkarsa Türkiye’nin yeni lideri olması güçlü bir olasılıktır.

Türkiye’de ‘liderlik kültü’ Kürt sorunu konusunda ortaya çıkan cesur politik çıkışlarla ivme kazanıyor. Cumhuriyetin ilk kuruluş yıllarında Atatürk ve sonrasında Menderes, Özalp ve Erdoğan’ı vaktiyle liderlik merhalesine taşıyan da bu özellikleri oldu.

Türkiye halkları Kürt sorununu çözecek cesur bir siyasetçi profili arıyor. Erdoğan’dan bu anlamda tamamen umudunu kesen Kürtler ve Türkler artık yeni bir karar aşamasında. İmamoğlu’nda bu yönlü göstergeler olsa da neler yapacağını ileride hep birlikte göreceğiz.

Türkiye’nin yeni liderinin rotasını yine Kürt sorununa dair çıkışları belirleyecek. Cumhurbaşkanı Erdoğan da bunu bildiği için yeni lider adayını sık sık ‘teröre arka çıkmakla’ suçlayacak ve bu konuda cesur adımlar atmasını engellemeye çalışacak. Sanırım, Erdoğan’ın en büyük endişesi İmamoğlu’nun Kürt sorunu konusunda atılım yapması…

23 Haziran İstanbul seçimlerinin ana merkezinde ‘Kürt sorunu’ olacak.

İmamoğlu’nun Kürtlerle, Erdoğan’ın kurtlarla dansında kazanan İmamoğlu olursa Kürt sorununda yeni şeyleri konuşacağımız bir döneme gireceğiz.

*Gazeteci, yazar 


* Forum kategorimiz çok çeşitli türde içeriğe açıktır. Gazete Duvar'ın editoryal politikasıyla uyumlu olmak zorunda değildir.