Seçimler siyasal miadını doldurmuştur!

İktidarın seçimli sistemi konjonktürel olarak gereksiz hale getirmesi yeni değildir, uzun süredir yapılan seçimlerin neredeyse tamamında hile olduğu şüphe götürmez bir gerçeklik iken, durumun vahameti yapılan hilelerin semptomatik bir dille ifade edilmesinde kendini göstermiştir. 7 Haziran’dan 1 Kasım’a giden süreçte koalisyon mu olsun seçim mi olsun tercihinin nasıl sonuçlandığı hepimizin malumudur.

Eşref Avcı

Evet, yaşanan bıktırıcı seçim süreçlerinin son merhalesi tam bir komedi ile nihayete ermiştir. Sonuçların nedenlerden yıkıcı hale geldiği böylesi süreçlerin en belirleyici etkisi; seçimin gereksizliğinin tescilidir.

Stalin’in “seçimleri kimin yaptığı değil, oyları kimin saydığı belirleyicidir!” söyleminin tam da durumu ifade eden belirlemesinin YSK’nın saydığı ama saymakla çözemediği buna rağmen sandık başkanlarının usulsüzlüğü vs. denilen saçma sapan bir çözüm ile kendine ilke edindiği bir garabet halidir yaşananlar.

Aynı zarfa giren muhtarlık, ilçe seçimi, belediye meclisi tercihleri doğru iken büyükşehir belediye başkanlığı seçiminin yanlışlığı, aleni bir biçimde komedinin geldiği sınırın ‘iktidar için nedene gerek yoktur!’ hükmünün niteliğini ortaya çıkarması açısından ibretlik bir durumdur.

Söylenecek kuşkusuz çok şey var ancak mevcut iktidarın seçimli sistemi konjonktürel olarak gereksiz hale getirmesi yeni değildir, uzun süredir yapılan seçimlerin neredeyse tamamında hile olduğu şüphe götürmez bir gerçeklik iken, durumun vahameti yapılan hilelerin semptomatik bir dille ifade edilmesinde kendini göstermiştir. 7 Haziran’dan 1 Kasım’a giden süreçte koalisyon mu olsun seçim mi olsun tercihinin nasıl sonuçlandığı hepimizin malumudur.

İktidar temsilcilerinin kör parmağım gözüne dercesine doğrultuyu, yönü kuvveti belirlediği böyle bir semptomatik ikrar hali, toplumsal zeminin seçim sathından artık kaymanın ötesinde hızla çöktüğünün habercisidir.

AKP/MHP birlikteliğinin “beka” sorununun ayyuka çıktığı bu zemin sadece İstanbul’un ekonomik olanakları üzerinden okunmamalıdır. Aksine kendi bekalarının seçimli meşruiyetten daha kutsal olduğu şeklinde değerlendirilmelidir.

Rejimin YSK üzerinden Kürt illerinde yaptığı kayyım benzeri tercihleri konusunda sessiz kalan CHP ve birlikte hareket ettiği diğer muhalefet odaklarının buradaki usulsüzlükleri görmeyip sadece İstanbul’u görmesi yine not edilmesi gereken bir durumdur.

Rejim içte ve dışta sıkışmış ve krizi yönetememektedir, yönetilebilir olan tek şey krizin; ekonomik, siyasal ve ideolojik ayaklarıyla rejimi yönetmeye başladığıdır.

Her adımın krizi derinleştirmekten, krizin rejimi yönetmesinden başkaca bir sonucu olmayacaktır. Dolayısıyla seçimli meşruiyetin sonlandığı son YSK kararının CHP ve diğer muhalefet için ne tür hareket zeminleri yaratacağı önemlidir.

Yeni bir seçim sürecinin hangi koşullarda yapılacağı belirleyici değildir; mazbatayı verenin değil alanın belirleyici olduğu, direnme noktasının tam da burası olduğu kabul edildiğinde yapılan “YSK darbesinin” geçersizliği de tescil edilmiş olur, bunun yerine yine rejimin kontrolünde olan YSK’nın tek belirleyici olduğu yeni bir seçimin sonuçları ne olursa olsun rejimin meşruiyetini tescillemesinin dışında bir anlamı olmayacaktır.

Seçim üzerinden ortaya çıkan siyasal gerilimin çözüleceği yer seçimler olmayacaktır.

Çünkü seçim iptali rejimin seçimi kazanması için gerekli tüm olanakların da özellikle de şiddet olanaklarının daha fazla görünür hale geleceği bir süreci tetikleyecektir.

Böylesi bir zeminde tutar yol kuşkusuz aktif boykotun yapılabiliyor olmasıdır. Ancak ne CHP’nin ne de diğer meclis merkezli muhalefet odaklarının böyle bir siyasal olanağa tenezzül etmeyeceği de aşikârdır. Aktif boykotun yaratacağı siyasal olanaklar toplumsal alanın muhalefet lehine radikalleşme ile birlikte rejimin çözülmesinin koşullarını da yaratacağı muhakkaktır.
Ortada demokrasi denilebilecek herhangi bir kırıntı mevcut değildir. Demokrasi denilen mevhum burjuvazi için klikler arası güç ilişkilerinin konsensüs ile çözüme bağlandığı bir yöntemler zinciridir. Ezilenler içinse her koşulda irade gasbı, yoksulluk ve zulümdür.

Ezilenlerin siyasal olanaklarının yoğunlaştığı böylesi kriz dönemlerinin yine egemen sınıflar lehine heba edilmesinin yarattığı tahribatlar tarihsel olarak çoklu örnekler ile sabittir.


* Forum kategorimiz çok çeşitli türde içeriğe açıktır. Gazete Duvar'ın editoryal politikasıyla uyumlu olmak zorunda değildir.