Yerel seçimin ardından: Bir ayda belediyelerde neler değişti?

Belediyelerin birbirinden bağımsız olarak yaptığı olumlu, tekil uygulamalar genele yayılma noktasında sürdürülebilirliği sağlayamıyor. Bu uygulamaları merkezi bir planlamayla her yerde, aynı anda hayata geçirmek mümkün.

Ahmet Saymadi

31 Mart 2019 yerel seçim sonuçları, muhalefet açısından geleceğe dönük umut veren bir tablo ortaya çıkardı. Belediyelerin iyi bir yönetim stratejisiyle, bu kazanımın kalıcılığını sağlaması şart. Belediyelerin bugün sağladığı başarı, kaldıraç etkisiyle önümüzdeki genel seçimleri de pozitif etkileyebilir. Ancak bu başarı için geçmişten dersler çıkarmak, denetim, denge mekanizmalarını sağlam kurmak, karar alma ve örgütlülük düzeyini azami noktaya çıkarmak, belediyeler arasında eş güdümlü hareket edecek bir planlamayı hayata geçirmek gerekiyor.

HDP VE MAÇOĞLU BELEDİYECİLİĞİ

Konuya HDP’li belediyeleri değerlendirerek başlayabiliriz. Ancak burayı kısa geçeceğim. Çünkü Selahattin Demirtaş, HDP’nin yerel yönetim politikasına dair yaptığı değerlendirmede: ‘‘Teoride en iyi modele sahip olan HDP’dir ama bunu pratikleştirmede aynı başarı ortaya konulamamıştır. Henüz model ortaya konulamamış olsa da en dürüst, en şeffaf belediyeler yine de HDP belediyeleridir.’’ dedi. (1) Demirtaş’ın beyanı, HDP’li belediyelerin bütçe konusundaki başarısına işaret etse de aynı zamanda pratikteki eksikliklerine de işaret ediyor. Bu özet değerlendirme çok şey anlatıyor.

HDP’nin belediyeleri kazandığı yerlerde seçmen tarafından tercih edilmesinin esas sebebi belediyecilik anlayışı olmasa da bundan sonraki süreçte yerel yönetimlere dair sürdürülebilir, işlevsel bir model oluşturması gerekiyor. Burada HDP belediyeciliği açısından Birikim Dergisi’nin 358. – 359. sayısında yer alan Cuma Çiçek’in ‘‘Kürt siyaseti ve yerel yönetimler (1999-2019)’’ (3) yazısını da detaylı bir değerlendirme içerdiği için hatırlatmak isterim.

Ovacık’ta bir model ortaya çıkaran Fatih Maçoğlu için ise, HDP Kars Belediye Başkanı Ayhan Bilgen’in seçimlerden sonra yaptığı, ‘‘Maçoğlu’nun daha önce yönettiği Ovacık’ta aynı siyasetin kaybetmesi ama Dersim’de kazanması, kalıcı ve yapısal dönüşümün değil, günübirlik ve seçmen sempatisini elde etmeye dayalı siyasetin belirleyiciliğini gösteriyor.’’ (2) değerlendirmesinin önemli olduğu kanaatindeyim. Esas mesele bir yerdeki belediyeyi kazanmak değil, esas mesele orada kalıcı bir dönüşümü sağlamak, tabir yerindeyse ‘‘bir kaleye çevirmek.’’

Buradan CHP’li belediyelere dair değerlendirmeye geçeceğim.

GEÇMİŞTEN DERS ÇIKARILACAK HUSUSLAR

31 Mart yerel seçimlerinden önce CHP, mevcut iki yüz otuz belediye başkanından sekseni yeniden aday gösterilmedi. (4) Bu seksen başkanın bazıları CHP’deki kurultay sürecinde imzacı olduğu için aday gösterilmezken, bazı yerlerde de İYİ Parti’nin adaylarına bir alan bırakıldığı gözlemlendi. Çoğunluğa bakıldığında ise durumun, adayların yeterli başarıyı gösterememesi ya da toplumla yeterli düzeyde bağ kuramaması neticesinde, CHP’nin seksen belediye başkanını yeniden seçimlere dahil edemediğini ortaya çıkardı.

Her belediye başkanının, 2009’da Şanlıurfa’da, ‘‘Ceketimizi koysak da kazanırız’’ diyen AKP’ye karşı bağımsız aday olan ve kazanan Eşref Ahmet Fakıbaba (5) ya da Kırklareli’nde CHP’ye karşı seçimi kazanan Mehmet Siyamoğlu (6) kadar özgüvenli olması gerekiyor. Birkaç dönem üst üste aday gösterilmek ve seçilmek de, seçildikten iki sene sonra nefret öznesine dönüşmek de belediye başkanının elinde. Kısacası başkanlar için, bir üst noktaya çıkmak, ilçeden ile, ilden büyükşehire geçme başarısını yakalamak kadar, yeniden aday gösterilmiyor oluşlarının başarısızlığını da yine kendilerinin yürüttükleri siyasetin sonucu olduğu hatırlatılmalı. Ancak bunca deneyime rağmen gözlemleniyor ki başkanların çoğu, aday gösterildiği siyasi partinin taban desteğine güvenerek, seçimden sonra kendi yerelini küçük bir krallığa dönüştürmekte ısrarcı.

Aday gösterilmeyen birçok belediye başkanı ilinde ya da ilçesinde ana caddede dolaşamaz hale geliyor, belediyede çöp vergisi yatırmaya gittiğinde sıraya giriyor, kimse yüzüne bile bakmıyor. Çünkü seçilen belediye başkanlarının birçoğu seçildiği yerelde Erdoğan’ın kötü ve ucuz bir prototipine dönüşüyor. Kendisini eleştirenleri uzaklaştırıyor, halkın önüne çıkmaktan korkuyor, sokağa çıkmıyor. Belediye kaynaklarını keyfi bir yöntemle kullanıyor ve belediyeyi etrafına toplanan dalkavuklarla yönetiyor. Kimseye akıl danışma gereği duymadan, her şeyi ‘‘ben-biz biliriz’’ üslubuyla yürütüyor. Personel seçiminde liyakat değil yakınlığa ve itaate önem veriyor. Başkanın ve etrafındakilerin yaşam standardı birdenbire yükseliyor, savrukluk ve israf alıp başını gidiyor. Her şey ama her şey yoksul halkın gözü önünde oluyor. Olan bitenden sonra ise mevcut başkan yeniden aday gösterilmekte ısrar ediyor. Oysaki seçilen her başkanın ilk düşünmesi gereken şu olmalı: ‘‘Öyle bir çalışma ortaya koymalıyım ki beş yıl sonra tekrar aday gösterilmeliyim. O kadar başarılı olmalıyım ki karşıma aday çıkmamalı.’’

Seçim öncesi konuşulamadı ama birkaç örnek vermekte yarar var. Şişli Belediyesi’nde belediye meclisini ele geçiren Mustafa Sarıgül ekibi belediyi ne kadar talan etti? Belediyenin borcunu bilen var mı? Karşıyaka Belediye Başkanı belediyeyi ne kadar borçla bıraktı? Avcılar Belediyesi’nin borcu ne kadar? Beşiktaş Belediyesi’nin borcu ne kadar? Kaynaklar nasıl kullanılmış? CHP’li belediyelerde mevcut başkanlar personellerini işe liyakatle mi aldı? CHP’li belediyelerde ATM memuru var mı? ATM memuru olmasa da işe gelip giden ama hiçbir iş yapmayan kaç kişi var? Belediye başkanlarına neden demir kapılardan, şifreli kilitlerden sonra ulaşılıyor? O kadar ki halk kimi ilçelerde, ‘‘Ha AKP ha CHP ne fark eder. Kim gelirse gelsin çalıyor, hırsızın kim olacağını mı oylayacağız.’’ dedi. CHP’de yer bulamayınca AKP’ye gidebilecek karakterde insanlar neden aday yapıldı ve nasıl başkanlık yapabildi? CHP’li Milas Belediye Başkanı’nın halini, hepimiz gördük değil mi! Kimi başkanlar aday yapılmayınca neden DSP’ye koştu? Bazı başkanlar aday gösterilmeyince parti için çalışmak yerine neden çalışmayı alttan alttan baltalamaya çalıştı? Hem de böyle bir dönemde. Bu sorulara hep beraber cevap bulmak zorundayız.

Ne yazık ki belediyelerde olup biten bir sürü olumsuzluğa CHP zamanında müdahale edemedi. Müdahale edeceği zaman ise belediyeyi kaybetme korkusu, CHP’nin elini kolunu bağladı. Finalde bu müdahalesizlik birçok yerde CHP’ye kaybettirdi. İstanbul’da Çatalca ve Silivri, Tekirdağ’da Süleymanpaşa ve Hayrabolu, Edirne’de Keşan, İzmir’de Bayındır kaybedildi. Seçilen her başkanın buralardan ders çıkarması gerekiyor. Yoksa hem koltuklarını kaybedecekler hem de muhalefete zarar verecekler.

BELEDİYELERDEKİ EŞGÜDÜMSÜZLÜK VE MANASIZ FARKLILIKLAR

Bir başka mesele ise, ‘‘At sahibine göre kişner’’ dedirtircesine her belediyenin birbirinden farklı işler yapması. Yerellerin özgünlükleri olacaktır tabii. Ama her yerde uygulanabilecek basit meselelerin bile bir eş güdümle ilerlememesinin ilke karara dönüşmemesine ne demeli? Burada örneklerle devam edelim.

Birçok belediye başkanı belediyeyi borçlu aldığı için tasarruf tedbirlerine yöneldi. Makam araçlarını toplattırdı, müdürlere ‘evlerinize kendi araçlarınızla gidin’ denildi. (7) Ama bütüne yayılmadı… Oysaki tasarruf her yerde, her zaman uygulanması gereken bir tutum olmalı.

Birçok belediye başkanı tebrik için çiçek ve çikolata yerine kamu yararına çalışan kurumlara bağış yapılmasını istedi. (8) Ama bu uygulama da bütüne yayılmadı…

İzmir Büyükşehir Belediyesi sabah erken saat ulaşımında indirime gitti. (9) Önemli bir uygulama olmasına rağmen yine bütüne yayılmadı…

İstanbul’da Ekrem İmamoğlu 1 Mayıs Komitesiyle görüştü ve 1 Mayıs’a katılacağını söyledi ama çoğu belediyeden net bir ses veya çağrı gelmedi. (10)

İzmir Bayraklı’da belediyeye alınacak gazeteler belirlendi ve yayımlandı. Muhalif basının desteklenmesi açısından önemli olan bu tutum diğer belediyeler tarafından neden yapılmadı?

Başta İstanbul, Ankara, Şişli ve Bandırma olmak üzere belediye meclisi toplantıları canlı yayınlandı. Şeffaflık ve denetim açısından önemli bir tutumdu. Yayınlamayan belediyelerin gerekçelerinin ne olduğunu bilen yok.

AKP belediyeleri talan ettiği için birçok başkan belediyenin bütçesini belediye binasına astı, bunu yapmayanlar neden yapmıyor? Neden bu yaygınlaşmıyor? (11)

Örnekler çoğaltılabilir. Görülüyor ki, belediyelerin birbirinden bağımsız olarak yaptığı olumlu, tekil uygulamalar genele yayılma noktasında sürdürülebilirliği sağlayamıyor. Bu uygulamaları merkezi bir planlamayla her yerde, aynı anda hayata geçirmek mümkün. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun 26 Nisan’da CHP’li büyükşehir belediye başkan adaylarını Ankara’ya çağırması (12), belediye başkanlarına On Temel İlke önererek bir ortaklaşma zemini önermesi (13), yine bütün belediye başkanlarını 3 Mayıs’ta Ankara’ya toplaması (14) önemliydi.

NELER YAPILABİLİR?

CHP Genel Merkezi ve HDP Genel Merkezi, büyükşehir belediyeciliğinde, kent belediyeciliğinde, kır belediyeciliğinde bir model oluşturmalı ve bunu merkezi bir komisyon eliyle hayata geçirmelidir. Bu tarz bir planlama, araştırma ve geliştirme çalışması için SODEV, TÜSES, Sosyal Demokrat Belediyeler Birliği gibi kurumların desteğine ve birikimine başvurulabilir.

Ancak bütün belediyeler açısından ilk elden bir öneri dizisi sunulabilir: İlçelerde mahalle meclisleri örgütlenebilir ve yerel meclisler karar alma süreçlerine dahil edilebilir. Belediyenin devralınan bütçesi kamuya ilan edilebilir, her sene 31 Aralık’ta gerçekleşen bütçe yine halkla paylaşılabilir. Belediyede tasarruf tedbirleri arttırılıp, bütçe olabildiğince verimli kullanılabilir, gelir getirici iş alanları yaratılabilir. Üç ayda bir kez veya altı ayda bir kez olmak üzere halka açık toplantılarla halkın sorunları ve önerileri dinlenilebilir. Seçimde açıktan ya da örtülü oy veren siyasi partiler ve hareketlerle düzenli görüşmeler yapılabilir. Oy vermeyen seçmene de etki edecek kapsayıcı bir söylem ve pratik geliştirilebilir. Seçim başarısı, ‘‘benim sayemde’’ veya ‘‘onlara rağmen’’ denkleminden çıkarılıp, herkes tarafından kucaklanabilir bir söyleme getirilebilir. Hasılı yapılacak iş çok. Siyaset boşluk tanımıyor, zaman hızlı geçiyor. Bugün kazanılan alanlar, yarın yapılan hatalarla kaybedilebilir. Bugünün başarısı beş yıl sonra heba olmasın… Belediyeler için bir AR-GE birimi kurulabilir. Dünyanın çeşitli yerlerindeki olumlu uygulamalar derlenip, Türkiye’de hayata geçirilebilir. Bütçe yönetiminde bir model oluşturulması açısından çalışmalar yapılabilir.

Yerel yönetimlerdeki başarı ve demokratikleşme, genel seçimleri olumlu etkilemesi ve kadro yetiştirilmesi açısından taşıdığı önem kadar; 31 Mart dayanışmasının garantörlüğü ve ittifak zeminlerinin sürdürülebilmesi açısından da büyük önem taşıyor.

 

1. Demirtaş: Barış demekten asla vazgeçmedik.
2. ‘’Erdoğan, faturayı HDP’ye kesmek isteyecek.’’ – İrfan Aktan
3. Kürt siyaseti ve yerel yönetimler (1999-2019)
4. CHP’de mevcut 80 başkan aday gösterilmedi.
5. Ceket kavgasını Fakıbaba kazandı.
6. Kırklareli’nde Mehmet Siyam Kesimoğlu kazandı.
7. CHP’li başkan makam araçlarını kaldırdı, müdürler kendi imkanlarıyla işe gidecek.
8. Belediye başkanları: Tebrik için çiçek çikolata getirmeyin, kurumlara bağış yapın! – 07.04.2019
9. İzmir’de ulaşımda sabah 1 saat yüzde 50 indirim başladı.
10. İmamoğlu’ndan flaş 1 Mayıs kararı!
11. CHP’li başkanlar devraldıkları borçları afiş yaptırıp belediye binasına astı.
12. CHP’li Büyükşehir Belediye Başkanları Ankara’da.
13. Kılıçdaroğlu’nun CHP’li belediye başkanlarına gönderdiği ’10 temel ilke’ kitapçığında neler var?
14. CHP’li belediye başkanları Ankara’da toplandı.

 


* Forum kategorimiz çok çeşitli türde içeriğe açıktır. Gazete Duvar'ın editoryal politikasıyla uyumlu olmak zorunda değildir.