Alacakaranlıkta cübbeler

İstanbul halkı YSK’dan gelecek haberi bekleyedursun Türkiye hukuk sisteminin en yetkin yargıçlarından oluşan kurul kafa kafaya vermiş “gerekli” hukuki sonucu ortaya çıkaracak hukuki yorumu arıyor. Ortasında bulundukları alacakaranlıkta üzerlerine bulaşanları gizleyecek olan ise cübbeleri. Öyle ya onlar için yargıç olmak demek tarafsız olmak demek tarafsız olmak da yargıç olmak.
Yüksek Seçim Kurulu (YSK) Başkanı Sadi Güven

Ceren Akçabay*

Sizi bilmiyorum ama ben eski haberleri özledim. Eskiden olsa bugün bütün manşetler “Gözler YSK’da” olarak atılırdı sanırım. Basın bir yönüyle her zaman ideolojik bir araç olsa da aynı zamanda toplumu olaylardan haberdar etme işlevini yerine getirirdi. Şimdi daha çok kötü bir tarih yazımını andırıyor. Aslanın gözünden olan biteni dinleyip duruyoruz. Muhalif basın bile tarafsızlık kaygısını tamamen kaybetti. Onlar da kendi cephesinden ne olduğunu değil ne olması gerektiğini anlatıp duruyor.

Ama beyaz sayfayı karalamaya başlamamın sebebi tarafsızlık üzerinden bir medya eleştirisi yapmak değil. Asıl derdim yargının kutsiyet halesi. Asıl gündemim: “Bizim büyük bekleyişimiz”. Bir ülke ölçüsünde koca bir şehir, büyükşehir belediye başkanının kim olduğunu öğrenmek için bekleyip duruyor. Gazeteler ve televizyon kanalları YSK daha karar vermeden nelerin olacağını/olamayacağını yazadursun biz İstanbullular iki kıtanın arasında gerilmişçesine seçilen başkana mazbatasının verilmesini bekliyoruz. Bir hukukçu olarak hemen ekleyeyim: 2972 sayılı Kanun’un 22’nci maddesine göre Ekrem İmamoğlu İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı seçilmiştir. Öyleyse sormak hakkınız: “Biz neyi tartışıyoruz. Yasal düzenleme bu kadar açık ise YSK neden hâlâ karar vermiyor?” Ben de bir soru ile cevap vereyim: Franz Kafka’nın Dava adlı eserini okudunuz mu? Çünkü yargılamanın belirsizliğini ve bu belirsizliğin hukuka verdiği gücü Kafka’dan daha iyi açıklayabileceğimi sanmıyorum.

Gel gelelim seçimler sonrası yargılama konusu haline gelip bu belirsizlikten iyiden iyiye nasibini alan kadim şehrimizde hayat devam ediyor. Bu öyle bir belirsizlik ki zengine de zor “yaya” da! Maazallah sarayların yetmediği düğünlerde kıyılan nikahların bile geçerliliği tartışma konusu edilebilir, trafikte kalakaldığımızda kime söveceğimiz belirsiz, bahar bile direniyor. Belki de güneş çöp dağlarının üzerine doğmaktan korkuyor. Seçim üzerinden iki hafta geçmiş olsa da hepimiz beşinci günün şafağında Ankara’dan gelecek haberi bekliyoruz. (Sahi kaç kez yatıp kalkmamız gerekiyordu?) YSK’nın önünde bir başvuru var mı yok mu, ne konuda karar verecek bilen de bekliyor bilmeyen de. YSK’ya tarihi sorumluğu hatırlatılıyor. Şükür ki en azından hukuk literatürünün en sevimsiz tartışmalarından biri olan YSK bir yargı mercii midir tartışması bir kenara bırakılmış YSK’nın tarafsızlığı (bağımsızlığı tarafsızlığın ön şartı olarak ele almak mümkün) tartışılıyor, evlerden ırak Yüce Divan lafları bile ediliyor. Ne yalan söyleyeyim ne zaman yargının tarafsızlığı tartışması açılsa beni bir gülme alır. Sakın yanlış anlamasın büyüklerimiz, gülmeme neden olan şey aslında bir anım.

Bundan seneler önce bir hukuk felsefesi dersinde sanırım ötenazi ile ilgili bir davayı tartışma konusu haline getirip öğrencilere “Bu davada yargıç olsanız nasıl karar verirsiniz? Gerekçeniz ne olur?” diye sorduğumda, ön sırada oturan ve dersleri düzenli takip edip sürekli not tutan bir erkek öğrenci heyecanla parmak kaldırıp büyük bir gururla ve kendinden emin bir şekilde “Tarafsız karar veririm hocam.” diye bağırmıştı. İlk şaşkınlığı atlatıp sebebini açıklamasını istediğimde ise “Neticede yargıç olucam hocam!” deyivermişti.

O genç meslektaşım yargıç cübbesini giyerek tarafsızlığını kuşandı mı bilmiyorum ama benim açımdan Türkiye’de mesleki hukuk bilincinin gelişiminin en çarpıcı örneği oldu onun sözleri. Hukuk fakültesi eğitimi içinde gençlerin dönüşümünü görmek, gerçeklikten günbegün koparak ellerinde kanunlar, kafalarında toplumsal değerlerle devlet ve hukukun alacakaranlığına yürümelerini izlemek beni hep kedere boğdu. Bakmayın bu nankörlüğüme benim de imdadıma hukuk yetişti. Nihayetinde bir KHK ile kaldırılıverdim seyirci olmaya direndiğim bu oyunun sıralarından.

Yine de oyun sürüyor. Hukuk eğitimi ile itina ile açılan kural ve gerçeklik arasındaki mesafe bütün hukukçuların düşünce yapısını belirliyor. Hukuk uygulaması için gerekli olanın sadece hukuk kuralı bilgisi olduğu varsayılıyor. Yargıçlar ısrarla sadece tümdengelim yoluyla yasayı uygulayan birer makineye indirgeniyor. Tüm insani zaaflarından arındırılarak hukuk devletinin temeline yerleştiriliyor, güvencesi sayılıyor. Oysa toplumsal gerçekte hukuk uygulamasını belirleyen hukuk kuralları değil, politik aktörlerin çıkarları doğrultusunda bu kurallara getirilen yorum. Bu nedenle, 2972 sayılı Kanun’un 22’nci maddesi sorunu çözmeye yetmiyor. İstanbul halkı YSK’dan gelecek haberi bekleyedursun Türkiye hukuk sisteminin en yetkin yargıçlarından oluşan kurul kafa kafaya vermiş “gerekli” hukuki sonucu ortaya çıkaracak hukuki yorumu arıyor. Ortasında bulundukları alacakaranlıkta üzerlerine bulaşanları gizleyecek olan ise cübbeleri. Öyle ya onlar için yargıç olmak demek tarafsız olmak demek tarafsız olmak da yargıç olmak. Ne de olsa Anayasa’da tarafsız oldukları yazıyor.

*Hukukçu


* Forum kategorimiz çok çeşitli türde içeriğe açıktır. Gazete Duvar'ın editoryal politikasıyla uyumlu olmak zorunda değildir.