Vedat Dalokay: 'Yelkenimizdeki rüzgarı çaldılar yılmadık'

Halkın barınma sorunu için yol gösterici bir uygulama olan Batıkent örneği, Kuğulupark, Altınpark, Seğmenler Parkı gibi bugün Ankara’nın simge mekânları Dalokay’ın yaratıcı belediyeciliği ve direnişçi başkanlığının tanıkları olarak belleklerimizi tazeliyor, mücadelenin sınırsız olduğunu bize gösteriyor.

Tezcan Karakuş Candan*

Yerel yönetim seçimlerine ramak kalmışken, gerilim giderek tırmandırılırken, toplum oy kullanmanın dışında bir aktörel durum üstlenmiyor. Zaten yüksek siyaset de çok uzun süredir öyle kurgulandı. Siyaset mecrası profesyonelleşti. Muhalefet etme, “demokrasi” sandığa sıkıştırıldı. Gelecek kaygısı ile yakıcı ekonomik kriz arasında kıskaç altına alınan seçmenlerin büyük bir bölümü ise sessizliğini ve reel siyasete öfkesini koruyor.

Böyle dönemler tüm süreçleri alaşağı edecek potansiyelleri de içerisinde barındırmakla birlikte, 31 Mart yerel seçimleri çoklu mesajları içerisinde barındıracak sonuçlara gebe. Bu çoklu mesajlar, iktidar kadar muhalefet etme biçimlerine ve siyaset yapma tarzına yönelik de olacak gibi. Stratejik oy kullanma konusunda oldukça ustalaşan, akıl ile yüreği kuşatılan seçmen arka arkaya yapılan seçimlerle yönetememe krizine, temsiliyet krizine rağmen bir kez daha her şeye rağmen oy kullanmaya gidecek. Kullanacağı oylarıyla herkese verilecek çoklu mesajlarla toplumsal sorumluluğunu derin sosyolojik bir değerlendirmeye yol açacak şekilde yerine getirecek.

Benimsemediği adaya, ya da partiye oy vermekte zorlanan kesimler, “içime sinmiyor ama”, diyenler otoriter rejime karşı mecburiyet yoluna giriyor. Aslında bu mecburiyetler, tarihsel olarak tüm otoriter rejimlere karşı yeni bir yol arayışında tarih sayfalarında karşımıza birçok örnekle çıkıyor. Biçimi ve yönteminin nasıl olacağı, yere bağlı coğrafyanın yol göstericiliği ile belirginleşiyor, özgünleşiyor. Yerel seçimler sürecinde yaşanan bu özgün durum içerisinde toplum mecburiyet yolunda bir araya gelişte, geçirgen ilişkilerin inşasında gelişirken, bu gelişim aynı zamanda içsel gerilimlerle birlikte insanı yoruyor, bıktırıyor. Bu süreç ruhsal kırılmalarla birlikte yolundan çıkmış, ekseni kaymış, ideolojiden uzak amorflaştıran yeni bir toplumsal sürecin inşa edildiğinin mesajlarını da içerisinde barındırıyor. 31 Mart yerel seçimleri bu açıdan sadece bir seçim değil, kendi coğrafyamızda yaşanan aklın ve vicdanın yeni bir yol arayışının ya da yol ayrımının da ifadesidir. Seçim sonuçları ne olursa olsun 1 Nisan hepimizi inşa edilmeye çalışılan bu toplumsal süreçle birlikte karşılayacak. Ekonominin kaldırılmaz ağırlığı ile bu karşılaşmanın sonuçları her kesim için ağır olacak gibi görünüyor. Bütün bu söylenenleri tartışma hakları saklı kalmak kaydıyla aklımızın bir köşesinde tutarak neler yapabiliriz?

‘ARTIK YETER’

31 Mart yerel seçimleri bir son değil, uzun erimli mücadelede bir durak, bu sürgit devam eden otoriter rejime karşı “artık yeter” mesajı için bir fırsat. Yani sandığa “adayları beğenelim beğenmeyelim” iktidara mesaj vermeye gidiyoruz.

Yerel seçimler el değiştirse bile sihirli bir değnekle bir dokunuşta problemler çözülemeyecek biliyoruz. Ancak yerel yönetimlerin el değiştirmesi benzersiz bir nefes hattı ve kent hakkı mücadelesini bir üst evreye sıçratabilir. Bu değişimin gücü, mücadele hattı için örnek deneyimleri açığa çıkartabilir. Zorluklar aynı zamanda yaratıcıdır.

İktidarın kaybedeceği yerel yönetimlerle birlikte bugünden başlayan gerilimini tırmandırarak devam ettireceği aşikardır. Bu süreçte idari olarak kayyımlarla, mali olarak iktidara bağlı bütçelerle tehdit altında olan yerel yönetimlerin, merkez eli ile işlevsizleştirilmesi ve tasfiye edilmesine karşı yerel yönetim direnişleri başka bir dinamiği açığa çıkartacaktır. Yereli savunmak ve hakkı olanın alınması için yeri yerinden oynatacak hak belediyeciliğinin önü açılacaktır. Kent hakkı ile birlikte “belediye hakkı” gündeme damgasını vuracak dinamikleri açığa çıkartacaktır.

Tam da bu noktada halkçı belediyeciliği gündemimize taşıyan Fikri Sönmezli devrimci belediyecilik deneyimini, Erol Köse, Ahmet İsvan ve Vedat Dalokaylı toplumcu belediyecilik deneyimini 21 Mart’ta ölümünün 28’inci yılında bir kez daha anacağımız ve anlayacağımız Ankara Belediye Başkanı Vedat Dalokay’ın 1973-1977 yılında yaptığı belediyeciliği, yaratıcılığını ve görevden almaya kadar giden süreçteki direnişini, bir kez daha hatırlamak önemli.

Mimarlar Odasında yirmi yıl boyunca çeşitli sorumluluklar alan, Mimarlar Odası Ankara Şube Başkanlığı ve Mimarlar Odası Genel Sekreterliği yapan Vedat Dalokay, yetmişli yılların başında “Ağabey artık sen bu işi bırak da Belediye Başkanı ol, hepimiz sana omuz verelim” diyerek meslektaşlarının siyasete itmesi ile 1973 yılında CHP Ankara Belediye Başkan adayı olduğunda ve seçildiğinde, “Kentle, yöneten – yönetilen değil, düpedüz bir insan ilişkisi kurar. Onun için Ankara, “midesi rahatsız, kalın bağırsakları eksik ve iyi çalışmayan, koleradan muzdarip, evsiz barksız fukaranın biridir.” Dört yılını, kendi deyimi ile bu hem hasta hem de alabildiğine müsrif ve hovarda kenti, “yakışıklı, yağız bir Anadolu delikanlısına dönüştürmeye adar.” (1)

VEDAT DALOKAY KENTE SEVDALIDIR

Vedat Dalokay döneminde MC hükümeti Valisi eliyle Ankara’da yapılan her proje yapımının durdurulması için Danıştay’a başvurulmuş, yapımlarının durdurulması istenmiş ve değişik baskılarla durdurulmaya çalışılmıştır. Onun döneminde Sıhhiye Meydanında yapılan Nusret Suman tarafından tasarlanan Hitit heykelinin yapımı süreci bile tüm baskılara ve engellemelere rağmen dönemin yaratıcı mücadelesinin direniş anıtı ve tanığı olarak bugün bize yol göstermektedir. O dönemde Ankara Valisi yapımına karşı çıktığı Hitit anıtının durdurulması için Danıştay’a başvurmuştur. Anıtın yapımı için meydanın ortasındaki alana giden belediye işçilerine, Vedat Dalokay’a ve bürokratlarına olmayan yaya geçidinden geçmedikleri için ya da trafiği engelledikleri için trafik polisi defalarca kez ceza keserek anıtın yapımını engellemek istemiştir. Vedat Dalokay da, anıtın yapımının devam etmesi için, defalarca kez polislere çimlere bastığı gerekçesiyle ceza kesilmesi için belediye zabıtasına emir vermiştir. Hitit anıtının tamamlanması için, belediye başkanı, belediye yetkilileri ve bazı CHP milletvekilleri günlerce inşaatta nöbet tutmuştur. “Başını bekleyeceğiz. Anıtı bitireceğiz.” diyen Vedat Dalokay dönemin valisi için “Anadolu uygarlığına saygı duyurana kadar onunla mücadele edeceğim. Kafadan karanlığı kovuyoruz… Bu anıt yok olmayacaktır.” derken aslında tam da bugünler için nasıl mücadele edileceğini ve nasıl bir belediye başkanı olunması gerekliliğinin mesajlarını tarihe yazıyordu.

Belediye başkanlığı döneminde Ankara Valisi ile sürekli karşı karşıya kalmıştır. 1976 yılında maaş alamayan temizlik işçilerinin direnişi, o sıralarda DlSK tarafından ilan edilen Genel Yas’la ilişkilendirilerek Vedat Dalokay görevden alındığını öğrendiğinde, “Yasa dışı. Anayasa dışı bir yazı üzerine, işi bırakıp gidersem, bir Anayasa suçu işlemiş olurum” diyerek belediyesini terk etmemesi haklılığının gücünü gösteriyordu.

Belediyeye ödenmesi gereken paraları MC (Milliyetçi Cephe) hükümeti kesince, belediye binasını satışa çıkartan, makam odasında gece gündüz yatarak açlık grevi yapan, partizanlık yaparak belediyeye borç vermeyen İller Bankası Müdürü’nün suyunu kesen, ABD Büyükelçiliği’nin “yanlışlıkla oldu” diyerek duvarını yıkan, İspanya’da gençlerin idam edilmesine kararına karşı büyükelçiliğin elektrik ve suyunu kesen Vedat Dalokay, rant belediyeciliğine karşıda halkla birlikte mücadele etmiş ve halkın olanı almak için bu düzen değişmeli diyerek halkla birlikte direnişe geçmiştir. Sermaye sahiplerinin el koyduğu belediye arazisi olan Ankara Golf Kulübü’nün yeniden belediye mülkü haline gelmesi, sermayeye karşı halkla birlikte direnerek araziyi geri alması, bugünden baktığımızda aslında halkın belediye başkanının nasıl olması gerektiğini Vedat Dalokay ismi bize bir kez daha hatırlatıyor. Halkın barınma sorunu için yol gösterici bir uygulama olan Batıkent örneği, Kuğulupark, Altınpark, Seğmenler Parkı gibi bugün Ankara’nın simge mekânları Dalokay’ın yaratıcı belediyeciliği ve direnişçi başkanlığının tanıkları olarak belleklerimizi tazeliyor, mücadelenin sınırsız olduğunu bize gösteriyor.

Yerel yönetimlerde ve gelecek düşlerinde tam da ihtiyacımız olan bu değil mi? 31 Mart sonrası mücadele bitmeyecek, 1 Nisan’ın belirsizliği içerisinde her ne olursa olsun suratlar düşmeyecek. Yaratıcı umudu örgütlemek, yaşamı yeniden kurgulamak hepimizin sorumluluğunda ve Anadolu coğrafyası mücadele deneyimleri köksüz ve gövdesiz olmadığımızı gösteriyor bize. Yazıyı Vedat Dalokay’ın “Cesur bir insan tek başına çoğunluktur” “Yelkenimizdeki rüzgarı çaldılar yılmadık sözleriyle” bitirirken, her hal ve şart altında umutsuz olmayalım. Zira çocuklar için demokrasi ile taçlanmış Cumhuriyeti yeniden kuracağız.

(1) Bir Mimar Vedat Dalokay, Mimarlık Dergisi, 1991/2

* Mimarlar Odası Ankara Şube Başkanı


* Forum kategorimiz çok çeşitli türde içeriğe açıktır. Gazete Duvar'ın editoryal politikasıyla uyumlu olmak zorunda değildir.