Behrouz Boochani: Kelimelerin ve edebiyatın gücü

Behrouz Boochani, mültecilerin durumuna dikkat çektiği için Uluslararası Af Örgütü ödülüne layık görüldü. WhatsApp’ı bir ofis gibi kullanarak yazmaya devam eden Behrouz, yeni yayınlanan Dağlardan Başka Dost Yok: Manus Cezaevinden Notlar kitabıyla prestijli edebiyat ödüllerinden Victoria Edebiyat Ödülü'nü kazandı.
Behrouz Boochani

İbrahim Özdemir*

Mülteciler dünyanın gündemini işgal etmeye devam ederken, Avusturalya’nın Manus Adası’nda altı yıldır mülteci olarak yaşayan Behrouz Boochani’nin aldığı bir ödül gözleri bir kez daha mültecilere çevirdi.

Kürt asıllı mülteci Behrouz Boochani mülteci kampında cep telefonunda yazdığı Dağlardan Başka Dost Yok: Manus Cezaevinden Notlar Avustralya’nın en muteber edebi ödülünü kazandı.

Behrouz’un yaşadıkları ve verdiği mesajın çok katmanları var. Her şeyden önce bizlere kelimelerin ve edebiyatın gücünü gösteriyor.

Şiddet, savaş, baskı, terör ve zulmün çözüm olmadığını da deşifre ediyor.

Kelimelerden başka hiçbir şeyi olmayan bir mültecinin, bunu iyi kullanması durumunda kitleleri harekete geçirebileceğini de tüm dünyaya gösterdi.

Behrouz Boochani İranlı Kürt bir gazeteci. 2013 yılına kadar İran’ın İlam kentinde kurucusu olduğu Kürtçe edebiyat dergisi Werya’yı yayınlıyordu.

Bir gün bürosu İran rejimine bağlı paramiliterler tarafından basıldı ve hakkında tutuklama kararı çıkartıldı.

Birkaç meslektaşı tutuklanınca yurt dışına kaçmak zorunda kaldı.

Güney Asya’yı baştan başa geçerek Endonezya’ya geldi. Hedefi Avusturalya’ya ulaşmak ve iltica etmekti. Göçmenlerin kurduğu bu kıtada rahat edeceğini ve edebi çalışmalarını burada sürdüreceğini planlamıştı.

Boochani Endonezya’ya yakın bir Avustralya bölgesi olan Christmas Adası’na tekneyle sığındı.

Büyük rüyasını gerçekleştirdiğini, yolun sonuna geldiğini düşünüyordu.

Sığınma başvurusu Melbourne yönetimi tarafından kabul edilmedi. Avustralya hükümeti tarafından Papua Yeni Gine’nin uzak bir parçası olan Manus Adası’ndaki mülteci kampına gönderildi. O zamandan beri de burada tel örgülerle çevrilmiş bir mülteci kampında kalıyor.

Tanık oldukları, hiçbir şeyin bildiği ve duyduğu gibi olmadığını gösterdi. Bu süreçte Avustralya’nın sert ve zorlu mülteci politikasına  yakından tanıklık etti.

Manus Adası Avusturalya hükümetinin Amerikan’ın oluşturduğu ünlü Guantanamo örneğinden esinlenerek oluşturulmuş.

2002 yılında sözde terörle mücadele adı altında kurulan Guantanamo Hapishanesi bir işkence merkeziydi. Uluslararası sularda olduğu için, hiçbir kanun ve kural da yoktu.
Hitler’in oluşturduğu toplama kamplarının bir benzeriydi.

Sözde terörle mücadele için kurulduğu söylenen bu kamplarda yıllarca işkence görüp, beraat eden birçok insan var. Alman vatandaşı Türk Murat Kurnaz bunlardan sadece birisi.
Amerika için bir yüz karası olan bu hapishaneyi Barak Obama söz vermesine rağmen kapatamadı.

Manus Adası’nın bir mülteci kampı haline getirilmesinde sağcı koalisyon ile İşçi Partisi hükümetleri işbirliği yapmış. Adeta mültecilere karşı bir “Cumhur İttifakı” oluşturmuşlar.

Manus ve komşu küçük ada ülkesi Nauru’da şu ana kadar yaklaşık 2 bin kişi gözaltına tutuluyor. Ne zaman son bulacağı da belli değil.

Avustralya’nın sert mülteci politikaları sık sık diğer ülkeler tarafından eleştirilse de, Canberra’daki politikacılar tarafından büyük ölçüde hoşgörüyle karşılanıyor.

Dahası Avustralya gazetecilerin Manus ve Nauru’daya  girişlerini büyük ölçüde yasaklamış.

Bizim tabirimizle “Özel Güvenlik Bölgesi”.

Bunu caydırıcı olarak görüyorlar.

Altı yıldır yaşadığı Manus Adası’nı bir Twitter mesajında şöyle tanımlıyor:

“Manus Cezaevi Teorisi neden önemlidir?
Neden derinlemesine tarihsel araştırma gerekli?
Manus ve Nauru, neo-sömürgeciliğin canlı ayna görüntüleridir; kendini korkutan yüzüne sahip dehşet verici bir canavar”.

Behrouz Boochani’nin cep telefonu her şeyi. Farsça olarak yazdığı haberleri 2016’dan bu yana İngiliz Guardian gazetesine gönderiyor. Gazete bu haberleri “Avustralya Manus’ta mülteciler için bir cehennem kurmuş” manşetiyle dünyaya duyurdu.

Behrouz Guardian Australia aracılığı ile şu mesajları verdi:

“Altı yıllık sert şartlarda ve çok fazla acı çektikten sonra sizinle Manus Adası’ndan konuşuyorum.

Bugün insanlığın onuru için olan duruşunuzdan dolayı size teşekkür ederim. İnsanlık ailesini ve ortak ahlaki değerlerimizi önemseyen birçok insanı burada görmek gerçekten olağanüstü ve çok değerli.

Yıllardır sizinle Manus Adası’ndaki deneyimlerimiz hakkında konuştuk. 19 Temmuz 2013’teki acımasız politikalar hâlâ 2018’de insanlara zarar veriyor.

Çok karanlık ve zor günlerimiz oldu, özellikle de arkadaşlarımızı kaybettiğimiz günlerde.

19 Temmuz, sadece bir politikanın yürürlüğe girmesini anmakla kalmıyor. Aynı zamanda, sadece özgürlüğü arayan ve bunun yerine Avustralya devletinin zulüm ve şiddetini bulmuş ve sonuçta hayatlarını kaybetmiş olan gençleri hatırlama günü.

Geriye kalanlarımız ise hayatımızı barış ve güven içinde bir yerlerde yaşamakta ve ailemizi tekrar görmek için özgür olup olmayacağımızı merak ederek bu acıyı yaşamaya devam ediyor.
Ancak hükümet tüm bu insanlığı unutmamızı ve bunun yerine propagandalarına inanmamızı istiyor. 19 Temmuz politikaları aslında insanlığın ve aramızda var olan şefkat ve karşılıklı anlayışın reddidir.

İnsani değerleri şiddet, ahlaksızlık ve aşağılama ile değiştirmek istiyorlar.

Masum insanları sömürüyorlar ve Avustralya’nın ulusal karakterine kendi siyasi amaçları adına zarar veriyorlar.

Ama senin gibi insanların buna izin vermeyeceğini biliyoruz.

Bugün bu yasa dışılığın, bu şiddetin ve bu can kaybının yeterli olduğunu söylüyorsunuz.

Her biriniz bu karanlık tarihi dönemin birer kahramansınız. Çocuklarınız ve torunlarınız, hem burada hem de gelecekte, daha şefkatli, daha merhametli bir Avustralya için Manus’ta ve Nauru’da doğru yerde durduğunuz için sizinle gurur duymalıdır.

Bildiğiniz gibi, Manus ve Nauru’daki birçok masum insan hâlâ acı çekiyor.

Çok fazla Avustralyalı hâlâ buna kayıtsız ya da ne yapacağından emin değil.

Ama sizler bizi daha güçlü kılıyorsunuz.

Avustralya sokaklarında yükselttiğiniz seslerinizi ve varlığınızı bizimle birlikte hissetmenizi buradan izliyoruz.

Umudumuz sizinle.

Seslerinizi bu caddelerin ötesine yükseltmek, kampanyayı özellikle Avustralya’nın önemli bir seçime doğru giderken birlikte büyütmek.

Politikacılarınız ve komşularınızla konuşmak ve onları şefkat ve merhamet göstermeye teşvik etmek.

Bizim için olmasa bile, gurur duyabilecekleri bir Avustralya için.

Hükümeti, bu acımasız denizaşırı işleme politikasının sonunu resmen açıklayacakları güne kadar baskı altına almaya devam etmeliyiz”.

Behrouz Boochani, mültecilerin durumuna dikkat çektiği için Uluslararası Af Örgütü ödülüne layık görüldü.

WhatsApp’ı bir ofis gibi kullanarak yazmaya devam eden Behrouz, yeni yayınlanan Dağlardan Başka Dost Yok: Manus Cezaevinden Notlar kitabıyla prestijli edebiyat ödüllerinden Victoria Edebiyat Ödülü‘nü kazandı.

Ödülü kazandığını öğrenince çok mahcup olan Behrouz: “Ne diyeceğimi bilmiyorum. Bu kitabı ödül kazanmak için yazmamıştım” demiş.

Benim hedefim her zaman için Manus ve Nauru’da bu sistemin masum insanlara son altı yıldır sistematik bir şekilde işkence ettiğini Avustralya ve dünyadaki halkların derinden anlamasını sağlamaktı.

Bu ödülün içinde bulunduğumuz duruma daha fazla dikkat çekeceğini, değişim yaratacağını ve bu barbar politikayı sonlandıracağını umuyorum” diyen Behrouz, ödül törenine katılamadı.

Yine cep telefonu ile video mesajla katıldı.

Bu kısa konuşmada aslında Ortadoğuda yaşanmakta olan birçok sorunun çözümünün ipuçları da gizli. Mesajını yaşadığı ve tanık olduğu trajedilerle yoğuran Bahrouz için sorun sadece İran, Türkiye, Suriye veya Irak’ta Kürtlerin yaşadığı bir sorun değil.

Sorun insanlık ailesinin sorunu.

Kendisinden farklı olanı kabul etmeyen, anlamayan, dahası anlamaya da çalışmayan, her şeyi şiddet ve güç kullanarak çözeceğini sananlara, bunun mümkün olmadığını söylüyor.

Silah, şiddet, terör ve güç dışında bir çözüm düşünmeyenlere, kelimelerin ve edebiyatın gücünü gösteriyor.

Behrouz Boochani’nin 31 Ocak 2019’da video bağlantısı yoluyla okuduğu metinin tercümesi şöyle:

“Altı yıl önce Christmas Adası’na geldiğimde, bir göçmen memuru beni ofise çağırdı ve beni Pasifik Okyanusu’nun ortasında yer alan Manus Adası’na sürgün edeceklerini söyledi.

Onlara bir yazar olduğumu söyledim. Aynı kişi bana sadece güldü ve gardiyanlara beni Manus’a sürgün etmelerini emretti.

Romanımı ve hatta bu konuşmamı yazarken bile bu resmi yıllarca aklımda tuttum. Bu bir aşağılamaydı.

Manus’a geldiğimde kendim için başka bir imaj oluşturdum. Uzak bir cezaevindeki bir romancıyı hayal ettim. Bazen hapishane çitlerinin yanında yarı çıplak çalışırken bile, orada kilitli olan bir romancının hayalini kurardım.

Bu görüntü ilham verici oldu.

Yıllarca bu görüntüyü aklımda tuttum. Hatta yemek almak için uzun kuyruklarda beklemek zorunda kaldığımda ya da diğer küçük düşürücü anlara katlanırken bile.

Bu görüntü her zaman onurumu korumama ve bir insan olarak kimliğimi korumama yardımcı oldu.

Aslında, bu görüntüyü sistem tarafından oluşturulan imaja karşı oluşturdum.

Bireysel kimliklerimizi tamamen görmezden gelen sisteme karşı yıllarca mücadele ettikten sonra, şu anda geldiğimiz yer açısından mutluyum. Bu, kelimelerin hâlâ insanlık dışı sistemlere ve yapılara meydan okuma gücüne sahip olduğunu kanıtlar.

Her zaman kelimelere ve edebiyata inandığımı söylemiştim.

Edebiyatın iktidar yapıları üzerinde değişiklik yapma ve meydan okuma potansiyeline sahip olduğuna inanıyorum.

Edebiyat bize özgürlüğü verme gücüne sahip. Evet, bu doğrudur. Yıllardır kafeste bulundum ama bu süre zarfında aklım her zaman kelimeler üretti. Bu kelimeler beni sınırların ötesine götürdü, okyanus ötesine, yurt dışına ve bilinmeyen yerlere götürdü.

Kelimelerin bu yerin, bu hapishanenin çitlerinden daha güçlü olduğuna gerçekten inanıyorum. Bu sadece bir slogan değil.

Ben idealist değilim.

Burada bir idealistin görüşlerini ifade etmiyorum.

Bu sözler neredeyse altı yıldır bu adada esir tutulan bir kişiden geliyor. Burada ortaya çıkan olağanüstü bir trajediye şahit olan bir kişiden.

Bu sözler, bu gece sizlerle orada görünmeme izin veriyor. Alçakgönüllülükle, bu ödülün bir zafer olduğunu söylemek isterim. Bu sadece bizim için değil, edebiyat ve sanat için ve hepsinden önemlisi insanlık için bir zaferdir.

İnsanlık ve insanlık onuru için bir zafer!

Bizi hiçbir zaman insan olarak tanımayan bir sisteme karşı bir zafer.

Bizi sayılara indirgeyen bir sisteme karşı bir zafer.

Bu güzel bir an.

Hepimiz bu gece edebiyatın gücünden mutluluk duyalım”.

Kaynak: https://www.theguardian.com/world/2019/feb/01/behrouz-boochani-on-literary-prize-words-still-have-the-power-to-challenge-inhumane-systems?CMP=share_btn_fb

*Öğretim Üyesi, Abo Akademi University, Turku-Finlandiya


* Forum kategorimiz çok çeşitli türde içeriğe açıktır. Gazete Duvar'ın editoryal politikasıyla uyumlu olmak zorunda değildir.