Türkiye’nin düzeni: Nevrotik Cumhuriyet

Nevrotik hayal edilen benlik ile sınırlılık içindeki gerçek benlik arasında salınır. Nevrotiklik ideal benliğe sahipmiş gibi görünen aldanma halidir. Nevrotik Cumhuriyet ise ideali kurduğu iddiasında olan fakat “insan” tarafından bozulduğuna inanılan bir yanılsamadır. Kurucu olarak Mustafa Kemal Paşa’nın ruhundan hâlâ kurtarıcılık bekleyen devasa orta sınıflar kitlesel nevroz içinde kıvranmaktadırlar. Bu nevrotik kıvranmanın adı seküler mesihyanizmdir.

Aziz Tolga Ağca

“Biz diz üstüyüz diye büyükler bize böyle büyük görünürler
Ayağa kalkalım!”

Girişe bir aktarım ile başlayalım…

Serpil Sancar: Türk Modernleşmesinin Cinsiyeti: Erkekler Devlet Kadınlar Aile Kurar!

“Eril modernleşmenin önemli bir boyutu, yeni modern kadın temsillerini cinsiyetsizleştirmesidir. Muhafazakâr modernleşme gözlüğünden bakınca, kadınların cinsel ahlak açısından yargılanamayacakları bir aseksüel kamunun varlığı gerekliydi. Muhafazakâr modernleşmenin kabul ettiği kamusal kadınlık –çoğu aristokratik gelenekte olduğu gibi kadınları cinsellik sahibi olarak değil– toplumsal gelişime adanmış, cinsiyetsiz bedenler olarak konumlandı. Toplumsal amaçlar için seferber edilecek sosyal kimlikler inşa edebilme (ve erkek odaklı cinsiyet rejimlerinin otoriter siyasal rejimlerle eklemlenme) stratejisi olarak bu tarzın başarılı bir örneği de Türkiye’de yaşandı.”

1924 Cumhuriyet’i tampon yapısallığının sonucudur ve bu tarihsel sınırlar içinde varlık bulan bizler de tampon nevortikliğinin çocuklarıyız. Seküler mesihlere, büyük halaskarlara, fahri-tanrılara duyduğumuz ihtiyaç bir savunma mekanizmasıdır. Nesnelliğini yitirmiş kuşaklar zincirine giydirilen deli gömleği ile hesaplaşmak gerekecektir. Dün de bugün de modern kullar kendi salahiyetleri adına tanrılara sarıldılar… Egemenler, yolları setler ile örülmesin diye modern fahri bir tanrı yarattılar fakat bunu yaparken en büyük kötülüğü de Mustafa Kemal Paşa’ya yaptılar… Gelin ilk elde ve öncelikle Mustafa Kemal Paşa’yı bu aygıttan ve dilden kurtaralım, yeryüzüne indirelim ve fanilerin konusu haline getirelim. Tarihi ve nesnelliği yerli yerine oturtalım…

Nevrotiklik; gerçek benlik ile ideal benlik arasındaki çatışmadır. Nevrotik hayal edilen benlik ile sınırlılık içindeki gerçek benlik arasında salınır. Nevrotiklik ideal benliğe sahipmiş gibi görünen aldanma halidir. Nevrotik Cumhuriyet ise ideali kurduğu iddiasında olan fakat “insan” tarafından bozulduğuna inanılan bir yanılsamadır. Kurucu olarak Mustafa Kemal Paşa’nın ruhundan hâlâ kurtarıcılık bekleyen devasa orta sınıflar kitlesel nevroz içinde kıvranmaktadırlar. Bu nevrotik kıvranmanın adı seküler mesihyanizmdir ve Ortaçağ imanından hiçbir farkı yoktur.

Nevrotik Cumhuriyet’in yansımaları yukarıdan aşağıya sağdan sola her sınıfsallığı kendi karakterince kuşatmıştır. Buna göre; Nevrotik Cumhuriyet her kesimi kendi ufkunun sınırında tutmayı bilmiştir. Bir oksimoron olarak “şeriat” istemeyen Müslüman, Türk küçük burjuvazisinin ikizi Kürt küçük burjuvazisi ve sosyalizm hedeflemeyen sosyalist yaratmayı becermiştir. Türkiye’de toplumsal yapı kast sistemine göre belirlenmiştir. Tampon yapısallığı içinde yukarıdan aşağı inildikçe nevrotik zemin genişlemektedir. Zemini genişleyen nevrotik düzen her türlü çarpıklığı kusursuz bir şekilde yaratmıştır. Sosyal çözülme ve cinsel çürüme Nevrotik Cumhuriyet’in iki derin dilemmasıdır. Tampon yapısallığı çözüldükçe, Pandora’nın kutusu açılmaya başlamıştır… Kemalizm’i askeri ve siyasal bakımdan değil toplumsal ve sosyal olarak ele almak şarttır. Kemalizm; imtiyazsız, kaynaşmış, sınıfsız bir kitlenin nevrotik aldanmasıdır. Türkiye’de sosyal yapının dinamikleri çökeltilerden ibarettir. Çöken bu toplum her türlü iğrençliği kitlesel ve bireysel nevrotikleştirme ile normalleştirmektedir.

Cumhuriyet an itibari ile açığa çıkmış nevrotik sarmallar düzenine dönüşmüştür. Sanıldığının aksine 1924 Cumhuriyeti’nin en derin nevrozları Kemalistler üzerinde varlık bulmuştur. Düzenin her türlü nimetinden yararlanmayı, bir iktidar biçimi olarak düşlemenin açtığı hat bugün büyük bir psiko-delik halini almıştır. Ve Kemalizm orta sınıfların iktidarsızlık simgesine dönüşmüştür.

Türkiye toplumu içten patlamalı cinnet toplumudur. Nevrotik aygıt normalleştirme ve meşrulaştırma düzeneğidir. Kültürel ve sosyal akış nevrotik aygıtın eli mahsulü ile paramparça edilmiştir. Nevrotik kırılma iki derin ifade üzerinden kendini göstermektedir; cinsellik ve güç. İktidar sanrısının en yoğun şekilde yaşandığı bu iki eğilimin, toplumsal hayatın merkezinde metastaz yaparak ilerlemesi nevrotik düzenin ektiği tohumun sonucudur. Egemenler kendi suretlerinden mülhem bir toplum yaratmışlardır. Her şey normaldir ve her şey meşrudur… Nevrotik düzenin yasası orman kanunudur. Kurban-sunak ve ezme-ezilme diyalektiği modern maskeler ile yürütülmektedir. Nevrotik düzenin Soğuk Savaş boyunca bastırmayı başardığı her şey zembereğinden boşanırcasına patlamıştır. Nevrotik patlama her yerdedir… Ve bastırılan geri dönmüştür!

KURBAN-SUNAK KÜLTÜRÜ: EZİLME VE GÜÇ ARASINDA KOLEKTİF CİNAYET

Nevrotik Cumuhuriyet nur topu gibi bir yerli Sherlock Holmes doğurdu. Müge Anlı artık bir nevrozlular dedektifidir. Normsuz Cumhuriyet’in alaylı olay çözücüsü her yerdedir…

M. Foucault’nun Bir Aile Cinayeti çalışmasında izini sürdüğü kırılmanın nesnesi cinayet değil düzendir. Bir Aile Cinayeti’nde anlatılan ise aile değil düzenin örüntüsüdür. Bu anlamı ile Palu Ailesi’nin ve yaşanılan trajedinin kolektif ezme aygıtının bir yansıması olduğunda hiçbir şüphe yoktur. İşlenilen suça herkesin belirli derecelerde iştirak ettiği kolektif cinayet karşısında dona kalan bir toplum da ortada yoktur. Kolektif ezme aygıtı, ezilenlerin ruhuna sinmiş bir cezalandırma biçimi olarak kol geziyor. Orta sınıfların anlam dünyasının çok ötesinde gelişen bir aile cinayeti, toplumsalın diline nasıl tercüme edilebilir?

Sıkça dile getirildiği ölçüde Batı kültüründe düellonun, Doğu kültüründe ise kumpas ve entrikanın esas renk olduğu doğru ama eksik bir tespit olarak karşımızda duruyor. Her toplumun kendi örüntüsü içinde gelişen farklılıklarının izini sürmek gerekiyor. Buna göre; Batı’da seri katillik esas iken Doğu’da kolektif katillik kendini göstermektedir. Seri katillik ve kolektif katillik toplumlar arasındaki farklılığın sebebi değil sonucudur. Töre-namus cinayetleri ve kolektif cezalandırma bize despotizmin kul-reaya kültüründen kalan mirastır. Batı’da ise kültürel dinamikler kapitalizm tarafından o kadar köksüzleştirilmiştir ki tüm öfke biçimleri bireysel sınırların dışına çıkamamaktadır. Doğu’da ezilen kolektif tanrıya kurban verilirken, Batı’da ezilen neye kurban verildiğini bile anlamaz. Birisi Halil Cibran’ın ontolojik nihilizminde varlık bulurken Diğeri Kafkaesk yitirilişte varlık bulur…

NEVROTİK DÜZENİN TRAVMATİK SESİ: MÜSLÜM

Arabesk yalnızca ezilenlerin diline açık olan Nevrotik Cumhuriyet’in milli sporudur. Arabesk, iç çeken yaratık olan ezilenin iç çekişidir. Nevrotik Cumhuriyet’in yapısal ve doğal sonucudur. Arabesk orta sınıfların seküler mesihyanizminin karşısında ezilenin içe dönük saldırısıdır. Ezilen doğal halinde sadece kendisine saldırır. Arabesk bu saldırının ilkel ve kendiliğinden seyridir. Ezilenlerin nevrotik gücü olarak arabesk artık ölü nesnedir. Arabesk ile ezilenler arasındaki bağ dönüşmüş ilki bedensiz ikincisi ise ruhsuz kalmıştır. Arabesk artık orta sınıfların devasa kütlesine transfer olarak nitelik değiştirmiştir. Müslüm Gürses’in şahsi varlığında gerçekleşen bu dönüşme devreye giren Müslüm filmi ile kurdelasını kesmiştir. Müslüm’ün hayat seyri ile arabeskin dönüşümü birlenerek orta sınıfların zihnine yedirilmiştir. Arabesk bundan böyle orta sınıfların melankoli-depresyon nöbetlerine cevap olarak işlev görecektir. Orta sınıfların karakterine uygun olarak şekil alacak ve yoluna öyle devam edecektir.

ORTA SINIFLARIN KEMALİST SÜNNETÇİSİ: YILMAZ ÖZDİL

Nevrotik Cumhuriyet’in uzatmalı çavuşu, sahil faşisti, modernizmin kapıkulu Özdil şanına yakışır bir girişimde bulundu… Orta sınıfların ruhunu okşayan bu modern hurufi, seküler mesihyanizmin ileri karakoludur. Kemalizmin karikatürize oluşunun en net göstergesi bu zat-ı muhteremin zihin atlasıdır. Türkiye düzeni küçülmüştür, düşmüştür. Küçülmenin zemini genişledikçe Özdil’in de dili genişlemektedir. Özdil’in inşa ettiği Atatürk profili bir tür fahri tanrıdır. Egemenin diline uygun bir ibadet biçimi olarak ölü-seviciliği yerleştirmektedir. Fakat ezilenlerin Mustafa Kemal’i ile Özdil’in Atatürk’ü arasında uçurum vardır. Zaten Özdil’in de ezilenler gibi derdi yoktur. Mustafa Kemal askeri ve politik anlamda stratejik dâhidir. Politikayı anlama ve kurma biçimi müthiştir. İttifaklar ustasıdır… Fakat bugün itibari ile ölmüştür… Özdil, oligarşi adına ruh çağırma seanslarına devam etmektedir. Ölü sevicilik de Nevrotik Cumhuriyet’in bir diğer milli sporudur.

DÜZENİN YABANCILAŞMASI

1924 Cumhuriyeti yapısal olarak artık Nevrotik Cumhuriyet’e dönüşmüştür. Nevrotik Cumhuriyet mutasyon geçiren tampon yapısallığının sonucudur. Toplumsal hayatı kapsayan tüm alanlar çürüme dinamiğinin etkisi altındadır. Çürüyen ve lime lime dökülen sosyal düzen karşısında, modern yurttaş Kafkaesk böcekleşme ile hazcı nihilizm arasında salınmaktadır. Nevrotik Cumhuriyet ve çöküş dönemi Roma’sı arasında paralellik kurulmasında hiçbir sakınca yoktur. Çöküş dönemi Roma’sının sosyal çözülüşünün izleri sürüldüğünde cinsel çürümenin başat olduğunu görürüz. Çöküş dönemi Roma’sında çürümenin ne ucu bucağı ne de bir sınırı vardır. Peki, bugünün Nevrotik Cumhuriyeti’nde durum nasıldır? Caligula’nın sesi bugünün Nevrotik Cumhuriyeti’nde yankılanmaktadır. Bugünün Nevrotik Cumhuriyeti’nin gizli yasası çok eşliliktir. Modern yurttaşın çok büyük bir kısmı evlidir fakat de facto herkes çok eşlidir. Evlilik ise yalnızca bir yurttaş sözleşmesi olarak sembolik önemdedir. Nevrotik Cumhuriyet’te kadın estetiksiz bir meta haline dönüşmüştür.

Nevrotik Cumhuriyet’in gizli yasası şudur: Carpe Diem! Yaşa! Yap ve unut!


* Forum kategorimiz çok çeşitli türde içeriğe açıktır. Gazete Duvar'ın editoryal politikasıyla uyumlu olmak zorunda değildir.