ABD üçlüsünün Ankara ziyareti

Bolton-Jeffrey-Dunford, sırasıyla ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı, IŞİD’le Mücadele Küresel Koalisyonu Temsilcisi ve Genel Kurmay Başkanı. Bu üç isim Türkiye'ye geliyor. Peki, niye geliyorlar?

Faruk Loğoğlu

Birkaç gün sonra ABD’den üst düzey güçlü bir ekip Türkiye’ye geliyor: Ulusal Güvenlik Danışmanı Bolton, ABD’nin Suriye ve (artık) IŞİD’le Mücadele Küresel Koalisyonu Temsilcisi Jeffrey ve Genel Kurmay Başkanı Dunford! Heyetin ağırlığı, çantalarındaki yüklü bir ajanda ve Türkiye’den bir dizi talep ve beklentileri olacağına işaret. Önce İsrail’e uğrayıp ardından 8 Ocak’ta Ankara’daki temaslarına başlayacak heyetin ziyaretine paralel bir başka gelişme de 8-15 Ocak arasında, ABD Dışişleri Bakanı Pompeo’nun Ürdün, Mısır, Bahreyn, BAE, Katar, Suudi Arabistan, Umman ve Kuveyt’i kapsayacak ziyareti. Her iki ziyareti birlikte okuyunca, ABD’nin Orta Doğu mutfağında hummalı bir hazırlığın olduğunu söylemek yanlış olmaz.

Niye geliyorlar? Bolton, 4 Ocak tarihli tweetinde: “(Ankara’da) ABD’nin Suriye’den çekilmesini, IŞİD’in tekrar canlanmasını önlemek için müttefik ve ortaklarımızla neler yapabileceğimizi, IŞİD’le bizimle birlikte mücadele edenlerin (PYD/YPG’yi kastediyor) yanında olacağımızı ve İran’ın bölgedeki zararlı davranışlarına nasıl karşı çıkacağımızı görüşeceğiz.” Türk tarafı da masaya kendisi için önem ve öncelik taşıyan YPG, Menbiç, çekilme takvimi, Suriye için siyasi süreç, ulusal güvenlik konularını taşıyacaktır. Ancak görüşmelerin ABD’nin talepleri ekseninde ilerlemesi muhtemeldir. ABD tarafı şu hususları masaya getirebilir:

1. IŞİD’in (Başkan Trump’ın ifadesiyle) “kalıntılarıyla” mücadelede Türkiye’den beklentiler ve bu bağlamdaki sorumluluğun kapsamı ve “ilerleme ölçütleri” (benchmarks);

2. Çekilme kararının ABD’nin Suriye meselesini bıraktığı anlamına gelmediğini ve ilgisinin süreceğini,

3. TSK ve Türkiye destekli muhalifler ile YPG’nin karşı karşıya gelmemeleri gerektiğini,

4. IŞİD’le mücadelede baştan itibaren yanlarında olan PYD/YPG’ye desteklerinin farklı biçimlerde devam edeceğini,

5. İran konusundaki kararlılıklarının ve yaptırımlarının devam edeceğini, Türkiye’yi İran’ı kuşatma planında yanlarında görmek istediklerini,

6. (Kaşıkcı cinayetinden de bahisle) Suudi Arabistan’la ilişkileri Ankara’nın artık daha fazla zorlamaması gerektiğini,

7. Türkiye ile İsrail arasında düzgün ve olumlu ilişkilerin hem Türk-Amerikan hem bölge istikrarı bakımdan yararlı olacağını (6 ve 7 İran’la da bağlantılıdır),

8. F-35 ve S-400 tercihlerinin birbirini dışlayan tercihler olacağına yönelik telkinler.

Diğer bir deyişle, Dışişleri Bakanı Pompeo’nun bölgeye ziyaretiyle birlikte değerlendirildiğinde ABD heyetinin aklında Suriye kadar İran’ın da yer almakta olduğunu ve görüşmelerin ağırlık noktasının İran olacağını düşünmemiz gerekiyor.

Bu durumda, Ankara net bir tavır sergileyerek şu hususları vurgulamalıdır:

1. IŞİD’le mücadele Küresel Koalisyon’un işidir; Türkiye bu çerçevede Koalisyonun diğer ortaklarıyla birlikte kendine düşeni yapmaya elbette devam edecektir,

2. Menbiç ve Fırat’ın doğusundaki gerginliklerin aşılması için ABD, PYD/YPG üzerindeki nüfuzunu PYD ile Şam yönetimi arasındaki diyaloğun teşviki ve Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunması yönünde kullanmalı ve çekilme süreci boyunca bu yönde adımlar atmalıdır; Türkiye’de bu konuyu yakında izleyecek; Suriye’nin kuzeyinden Türkiye’ye yönelik somut bir tehdit vuku bulduğunda uluslararası hukuktan kaynaklanan haklarını kullanmaktan çekinmeyecektir,

3. ABD müttefikimiz, İran komşumuzdur; Türkiye bu sorunun tırmanmasına karşıdır; meselenin diplomasi yoluyla çözülmesi için bir katkımız olabilirse, buna her zaman hazırız,

4. Türkiye’nin Suudi Arabistan’la bir kavgası yoktur; iyi ilişkiler arzumuzdur; sadece ülkemiz topraklarında işlenen bir cinayetin bütün yönleriyle aydınlatılmasını istemekteyiz,

5. İsrail’i ilk tanıyan ve kesintisiz ilişkiler sürdüren ilk bölge ülkesiyiz; bugün de yoğun bağlarımız var; ancak İsrail’in bölgeyi ateşe atan Filistin ve Kudüs politikalarına karşı çıkmaya da devam ederiz.

6. S-400 ile F-35’ler bağlantısı yanlıştır. F-35’ler NATO ittifakının güçlenmesi, S-400’ler ulusal güvenliğimizin takviyesi içindir; güçlü Türkiye, güçlü NATO demektir.

Bolton-Jeffrey-Dunford ziyareti göründüğünden daha önemli, belki de milat niteliğindedir. Bu ziyaret hamasi söylemlere kurban edilmemeli, görüşmeler ince bir diplomasiyle yürütülmelidir. Türkiye’yi bölgemizdeki yeni bir savaşın taşıyıcı kolonlarından birisi kılmadan ortak noktada buluşma olabilirse, Türk-Amerikan ilişkilerinde kalıcı bir rahatlık sağlayacaktır. Ankara’nın ABD’nin beklentileri karşısındaki tepki ve tutumu sonucu belirlemede ana etken olacaktır. Heyetin başında, geçmişte Türkiye aleyhinde keskin çıkışlar yapan ve ABD’nin Suriye’den çekilmesine de karşı olduğu bilinen Bolton’un bulunması bir dezavantaj; ancak Trump üzerindeki etkisi nedeniyle Türk tarafının görüşleri yönünde ikna edilebilirse, bir avantajdır. Öte yandan, bir anlaşma sağlanamadığı takdirde, Türk-Amerikan ilişkilerini düzene sokmak daha da zorlaşacak ve taraflar zıt yönlerde yollarına devam edeceklerdir.


* Forum kategorimiz çok çeşitli türde içeriğe açıktır. Gazete Duvar'ın editoryal politikasıyla uyumlu olmak zorunda değildir.