'Bir daha asla!' diyememek…

Daha birkaç yıl önce 90’lı yılların karanlık dönemlerinde insanlığa karşı işlenen suçlara dair dosyalar bir bir raflardan inerken, toplumda geçmişle yüzleşme beklentisi de yeşermişti. Davalar onlarca yıl sonra açılmıştı, ama birkaç yıl içinde hemen karara bağlandı. Hiçbirinde “Bir daha asla!” denilemedi. Mağdurların tek talebi olan adalet yerini bulmadı.

Google Haberlere Abone ol

Hayri Demir *

“Bir daha asla” demek, geçmiş bir zamanda yaşananın tekrar yaşanmaması için açılan ilk kapıdır. Aynı zamanda geçmişle yüzleşmedir, özürdür. Bireyler için olduğu kadar devletler için de geçerlidir; “Bir daha asla” diyebilmek.

Özürle gelecek “Bir daha asla!” bir söylemden ötedir. Barış, demokrasi ve adalet için de onarıcılık adımıdır. Her gün giderek otoriterleşen Türkiye’de bu söylemin gündemde olmadığını 20-30 yıllık yakın tarihte yaşananlara bakarak çıkarsamak mümkün.

Oysa bu tarih aralığında ne acılar yaşandı, ne yaslar tutuldu; sadece “Bir daha asla!” denilmediği için..

Geçtiğimiz günlerde İzmir’de 16 kişinin yaşamını yitirdiği Lice davasının beraatla sonuçlanması, “Bir daha asla!” söylemiyle karşılaşmadığımızın, karşılaşmayacağımızın da malumu oldu.

Daha birkaç yıl önce 90’lı yılların karanlık dönemlerinde insanlığa karşı işlenen suçlara dair dosyalar bir bir raflardan inerken, toplumda geçmişle yüzleşme beklentisi de yeşermişti.

Davalar onlarca yıl sonra açılmıştı, ama birkaç yıl içinde hemen karara bağlandı. Hiçbirinde “Bir daha asla!” denilemedi. Mağdurların tek talebi olan adalet yerini bulmadı.

O yüzden bu davalar, bir davadan öte anlam taşıyor.

Kısa bir bellek tazeleyelim…

KULP

Lice davasından sadece iki ay önce yine bir yüzleşme davası olan Kulp katliamıyla ilgili dava da zaman aşımı gerekçe gösterilerek düştü. Kulp’ta 1993’te 11 yurttaş yaşamını yitirmişti. Aileler yakınlarının kemiklerine 11 yıl sonra ulaşılabilmişti. Yıllar sonra gidip ziyaret edebilecekleri bir mezar taşına kavuşmuşlardı ama failler henüz açığa çıkartılmamıştı. Olaya dair dava ise 20 yıl sonra tek sanıklı olarak açıldı. Dönemin Bolu 2. Komando Tugay Komutanı emekli Tuğgeneral Yavuz Ertürk hakkında "kasten öldürme" suçundan 11 kez müebbet isteniyordu. Beş yılını dahi doldurmayan yargılamanın sonunda dava zaman aşımı gerekçesiyle düştü ve Ertürk beraat etti.

CİZRE

1993-95 yılları arasında ilçede 21 kişinin gözaltında kaybedilmesi ve faili meçhul cinayetlerle öldürülmesi “Cizre JİTEM davası” olarak kamuoyunun gündemine geldi. Cizre bir başka yüzleşme davasıydı. Dava kapsamında dönemin Cizre Jandarma İlçe Komutanı emekli Albay Cemal Temizöz’ın da bulunduğu 10 kişinin cezalandırılması talep ediliyordu. 16 yıl sonra açılan dava olayın üzerinden 22 yıl geçtikten sonra beraatla sonuçlandı.

DERİK

İlçede 1992-94 yılları arasında 13 kişinin zorla kaybettirilmesiyle ilgili dönemin Derik Jandarma Komutanı Tuğgeneral Musa Çitil hakkında 2012 yılında dava açıldı. Yargılama sadece iki yıl sürdü. 21 Mayıs 2014’teki karar duruşmasında Çitil hakkında beraat kararı verildi. Çitil, yargılama sırasında Ankara Bölge Jandarma Komutanlığı’nda görevini yürütüyordu. Önce beraat alan Çitil, 2015’teki YAŞ'ta tümgeneralliğe terfi etti. 8 Ağustos 2015 tarihinde Diyarbakır Bölge Jandarma Komutanlığı’na, 22 Temmuz 2017 tarihinde ise Jandarma Genel Komutan Yardımcılığı’na kadar terfi etti. Ailelerin adalet beklentisi karşılık bulmamış terfilerin ardında kalakalmıştı.

VARTİNİS

Muş’un Vartinis bölgesindeki tek gözlü bir evde Öğüt ailesinin aralarında küçücük çocuklarının da olduğu dokuz kişi yakılarak öldürüldü. Yıl yine ölümlerin köşe başlarında pusu kurduğu 1993’tü.

Ailenin hayatta kalan tek ferdi o sırada tesadüfen evde olmayan Aysel’di.

Bir ailenin yakılarak öldürülmesi ile ilgili dava Aysel’in de adalet mücadelesiyle 2011 yılında ancak açılabildi.

Sanıkların her biri için 180 yıldan 230 yıla kadar hapis istendi. Savcı, esas hakkındaki mütalaasında sanıkların cezalandırılmasını talep etti. Ama Mart 2016’daki karar duruşmasına gelindiğin mütalaa ne hikmetse değişti, tüm sanıklar beraat etti.

Davadan geriye ise ailenin öldürülen tüm fertlerinin evin tek gözlü odasında çektirdikleri toplu fotoğrafları ve bir de tecelli etmeyen adalet beklentisi kaldı.

ROBOSKİ

Birkaç gün sonra yedinci yılını geride bırakacak bir yüzleşememe davası da Roboski.

Sınır ticareti yapan köylülerin savaş uçaklarıyla bombalanması sonucu 34 köylünün yaşamını yitirdiği o günlere dair fotoğraflar halen zihnimizin en berrak yerinde dün çekilmiş gibi duruyor. O gün siyaha bürünen köy halen yasını tutmaya devam ediyor. Aileler birkaç gün sonra yine yitirdiklerini anacak, adalet isteyecek.

Çünkü o günün hükümet yetkililerine göre bir “kaza” olan Roboski’ye de adalet gelmedi. 34 kişinin uçaklarla öldürülmesi gibi vahim “kazada” yargılanan dahi olmadı. Genelkurmay hakkındaki suç duyurusu takipsizlikle sonuçlandı.

Bunlar onlarca davadan sadece birkaçı…

Ankara JİTEM, Kızıltepe JİTEM, Musa Anter davası devam eden kimi yargılamalar. Davalar devam etse de aslında karar geçmişten geldiği gibi belli; beraat.

Hakikat Adalet Hafıza Merkezi (Hafıza Merkezi), zorla kaybettirmelerle ilgili olarak çalışma yürütüyor. Merkez bugüne kadar 344 kişinin hukuki dosyasına ulaşabildi. Bunlardan 218 kişinin kaybedilmesine dair soruşturmalar sürüncemede kaldı. Sadece 84 kişinin kaybettirilmesi ile ilgili toplamda 15 dava açılsa da 36 kişinin kaybettirilmesi ile ilgili sekiz davada beraat kararı verildi. Şu ana kadar mahkumiyetin verildiği dava sayısı sadece iki.

Oysa bölgede 17 bin 500 “faili meçhul” yaşandı ve aslında hepsinin “faili malum…”

Bazı davalar, koca bir siyasi tarihin kılcal damarlarına bile ışık tutan minyatürlerdir.

Bazı davalar vardır, bir ülkenin tarihini anlatır.

Bazı davalar vardır, bir ülkenin tüm geçmişini özetler.

Geçmiş bu satırlarda özetlenmeyecek kanlı bir bakiye…

Bu bakiyeye rağmen “Bir daha asla!” denilmemiş olmaması, geleceğin nasıl olacağının da habercisi…

Oysa dün Lice, Kulp, Cizre ile yüzleşilmiş olunsaydı Roboski, Gezi, Reyhanlı, Diyarbakır, Suruç, Ankara olmayacaktı. 1915 için “Bir daha asla!” denilebilseydi, Dersim olmayacaktı. Dersim için “Bir daha asla!” denilebilseydi; 90’lı yılların karanlığı da yaşanmayacaktı.

Roboski yaşandıktan sonra “Unutursak kalbimiz kurusun” denilmişti, evet adaleti görmedik, bir özür dahi duymadık ama o günler öyle bir geçmişi de unutmadık…

Bir yenisini daha yaşamamak için geçmişle yüzleşmenin kaderini “duruşma salonlarına” teslim etmemek, her daim iktidar mekanizmalarının elinden çıkarıp almak gerek…

* Gazeteci