Atanmış kayyımdan, seçilmiş kayyıma

HDP’nin iktidarın onay vereceği adaylarla “siyasetin içine çekilmesi” tehlikesinin, bir düşman olarak siyasetin dışına itilmesi tehlikesinden katbekat büyük olduğunu söylemeye gerek yok. Yazının başlığı ile de ifade edecek olursak “seçilmiş” bir kayyımın, atanmış bir kayyımdan siyaseten daha tehlikeli olduğu açıktır.

Yemen Cankan*

AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 7 Ekim’de partisinin değerlendirme toplantısında yaptığı konuşmalar, gündemi bir anda önümüzdeki yerel seçimlere ve ülkedeki “demokrasi” sorununa yöneltti.

Halkların Demokratik Partisi’ni (HDP) hedef göstererek, bu partinin meşru siyasetin bir aktörü olarak görülemeyeceğini belirten RTE, yerel seçimleri kastederek, “Bu seçimlerde, teröre bulaşmış olanlar sandıktan çıkarsa, anında gereğini yapıp, kayyım tayinleriyle yolumuza devam edeceğiz.” açıklamasında bulundu.

RTE’nin bu açıklamalarının ardından Türkiye’de “demokrasi” sorunun derinleşmesine ve hatta artık demokrasi denilen şeyin tümden anlamına yitirdiğine, durumun demokrasicilik oyununa dönüştüğüne dair pek çok açıklama yapıldı, yapılıyor.

Aslına bakılırsa bu açıklamaların benzerleri, RTE ve AKP sözcüleri tarafından daha önce birçok kez dile getirilmiş bulunuyor. Yani yapılan açıklamalar yeni ve bu sebeple o kadar da vahim değil. Fakat yine de daha öncekileri bir kenara bırakıp, son yapılan açıklamalar üzerinden kısa bir değerlendirme yapmış olalım.

Öncelikle, Türkiye’de bir demokrasi sorununun varlığı tespitini yapmak, bu sorununun varlığını kabul etmek için RTE’nin yaptığı son açıklamaları baz almaya gerek bulunmuyor. Özellikle 7 Haziran 2015 seçimlerinin hemen öncesi ve devamında yaşananlar kabaca akla getirilmeye çalışılırsa, bu ülke demokrasisinin sorunlu olduğu değil, aslında olmadığı görülebilecektir. RTE’nin açıklamaları bu haliyle malumun ilamıdır. Öyle ki, bu açıklamalar, bir bütün olarak siyasal iktidar tarafından yapılacak olanların habercisi bile sayılmazlar; yapılmış olanlar üzerinden bir telkin ve hatırlatma sayılabilirler ancak.

Fakat yine de yapılan açıklamaların ciddiye almamız ve üzerinde durmamız gereken bir yanı bulunuyor: RTE, yaptığı açıklamalarla bir taraftan HDP’yi siyasetin dışına itmeye çalışırken, diğer taraftan ona, siyasetin içinde kabul edilebileceği bir yol, bir çıkış gösteriyor.

RTE yaptığı açıklamalarla, HDP’nin yerel seçimlerde göstereceği adaylara dikkat etmesi ve aday belirlerken siyasal iktidarın motivasyonu ile hareket etmesi gerektiğini, ancak bu şekilde siyaset yapmasına izin verileceğini salık vermiş bulunuyor.

Bu yönüyle RTE’nin “bu seçimlerde, teröre bulaşmış olanlar sandıktan çıkarsa, anında gereğini yapıp, kayyum tayinleriyle yolumuza devam edeceğiz” açıklaması, HDP’nin siyasetin dışına itilmesi tehlikesinden daha büyük bir tehlikeyi barındırıyor: HDP’nin siyasetin içine çekilmesi. Yani, HDP’nin iktidarın istediği bir tavır ve duruşla siyaset etmeye zorlanması.

Bilenler bilir, herhangi bir yerde -kitlesel veya değil- herhangi bir basın açıklaması, eylem veya etkinlik yapılırken (kendiliğinden gelişen ve yüksek katılımlı eylemleri ayrı tutalım, bu eylemler çoğu zaman kontrol edilemez), o yerin mülki amirinin (bu kişi validir ama siz RTE diye okuyun onu da) yahut orada bulunan polis amirinin; o açıklamanın, eylemin veya etkinliğin “sorunsuz yapılabilir” olması adına yaptıkları uyarılar, genel olarak yapılacak olan açıklamanın, eylemin, etkinliğin sınırlarını belirler.

Öyle ki bu sınırlar, daha sonra yapılacak olan benzeri bir eylemin veya etkinliğin sınırlarını kendiliğinden belirler bir hale gelir. Bu klasik koşullanma durumu, eylemlerin yahut etkinliklerin -bizzat örgütleyenleri yahut organize edenleri tarafından- otokontrolü ve aynı zamanda otosansürü olarak da tanımlanabilir. Yalınlaştıracak olursak, daha önce gerçekleşmiş bulunan ve polisin müdahale edip dağıtmadığı bir eylem, bir etkinlik, artık bundan sonra yapılacak olan eylem veya etkinlikler için bir örnek teşkil edebilecek ve maalesef bir tarza dönüşebilecektir.

Naçizane açıklamaya çalıştığım bu durum, RTE’nin HDP üzerinden yapmış olduğu açıklamalar bağlamında yeniden ele alınacak olursa, özellikle yerel seçimler sürecinde, iktidar tarafından, HDP’den bir otokontrol ve otosansür beklendiğini gösterecektir.

Bu halde HDP, ancak iktidarın onaylayabileceği türden adaylar göstererek siyaset yapabilecek, aksi takdirde siyasetin dışına itilecektir. HDP’nin iktidarın onay vereceği adaylarla “siyasetin içine çekilmesi” tehlikesinin, bir düşman olarak siyasetin dışına itilmesi tehlikesinden katbekat büyük olduğunu söylemeye gerek yok. Yazının başlığı ile de ifade edecek olursak “seçilmiş” bir kayyımın, atanmış bir kayyımdan siyaseten daha tehlikeli olduğu açıktır.

Keza HDP, böylesi bir tehlikeyi göz ardı ederek, meşru siyaset içerisinde kalma gayesiyle, önümüzdeki yerel seçimlerde aday gösterirken otokontrol ve otosansür uygulayacak olursa, bundan sonraki seçimler için bunun bir yöntem ve tarza dönüşme ve doğal olarak özellikle Kürt halkı nazarında meşruiyetini ve bu halkın temsil yetkisini kaybetme riskini de almış olacaktır.

Özetle, başta siyasal bir özne olarak HDP’nin ve hepimizin, iktidarın özellikle Kürt halkına dayattığı bu “seçilmiş kayyım” tehlikesine karşı birlikte mücadele etmesi, devlete karşı halkın temsilinde otokontrole ve otosansüre boyun eğmemesi, tehlikeli siyaset-dışılığı, tehlikesiz siyasete tercih etmesi gerekmektedir.

*Avukat


* Bu metinde yer alan fikirler yazarına aittir. Gazete Duvar'ın editoryal politikasıyla uyumlu olmak zorunda değildir.