Adayı imajıyla dokumak: Nuray Türkmen

Seçim çalışmasının bir "kampanya" halinde düzenlendiği yaygın hallerde adayın stüdyo çekimi fotoğraf videoları dolaşır ortalıkta. Video eylem ile seçim çalışmasının ruhu ancak çalışmanın bir mücadele, eylem, direniş formunda olmasıyla örtüşebilir. Söz konusu olan "halkla ilişkiler", formel iletişim reçeteleri değildir. Aday tanıtımı değildir. Adayın niteliklerinin, kendi eylemi içinde açığa çıkarılmasıdır. Nuray Türkmen'in video eylem içindeki görünür olan imajlarındaki etkiyle, stüdyo işi video ve fotoğraflarının etkisi arasında karşılaştırma bile yapmak gereksiz.

Oktay İnce

Biz an dondurucuları, imaj hırsızları, bize bir kesit vermeden akıp giden her şey bizden bir şey çalar sanki. Alamadığımız şey bizden koparılmıştır.

Durmadan fotoğraf çekiyoruz, video kaydı alıyoruz. 24 Haziran’da Ankara 2’nci Seçim Bölgesi’nde HDP adayı Nuray Türkmen’in “imaj yapıcıları”yız. Albümlerin özeti;”Biz bugün çok çok ve farklı insanlarla görüştük, iyi çalıştık, gülümsemelerimiz karşılık buldu birlikte çoğaldık”. Niçin? Umut, yalnızca içte saklanmasın, edilen bir şey değil yayılan bir şey olsun, güce dönüşsün. Yaptığını yansıt, ama sadece yaptığını. Görerek bilsinler. Duyanlar göstersinler. Bu yansımalar, yüreklerde zihinlerde yeni yansımalara yol açar, yeni karşılaşmalar, yeni güç oluşumları ve akışlarına yol açar. Sonra içine yansır, kendi yansımana bakarsın, sen sana yansırsın, yeni kuvvetler yeşerir içinde, hissedersin.

.

Fotoğraf dışında, sosyal medya video yayınlarında video eylemin üç temel biçimini kullandık seçim çalışması boyunca, canlı yayın, röportaj ve “kamera montaj”. Rutin durumlarda kullandığımız “kamera montaj” tekniği, gün içinde kamerayı sürekli pause/record yaparak birbirini takip eden video kesitlerden lineer olarak montajladığımız kısa, özet videolar. Bilgisayarda ya da mobil telefonun herhangi bir montaj programını kullanmadan. Acil veya rutinin dışına çıkan durumlarda ise doğrudan canlı yayın.

ADAYI İMAJLARIYLA YENİDEN ÜRETMEK

.

“Eğer oy verirseniz meclise gidecek olan kişi benim”. Meyve sebze tetirli ellerini uzatmaktan imtina eden pazarcılar da dahil, herkesin elini sıkarken adayımızın, herkese tekrarladığı cümlelerden biri bu. Seçim çalışması boyunca tekrarlana tekrarlana artık bir reflekse dönüşen sözel ve fiili iki edim. Söz videonun, davranış ise fotoğrafın kadrajında. “Eğer oy verirseniz meclise gidecek kişi benim”. Ovacık’ta bir pazarcı: “Yok canım..” Hani şoförün nerede, danışmanların, arkanda kalabalığın, rüzgarın nerede, topukluların, tepeden bakışların? “Sen adaysan, ben de adayım..”.

Giydirilmiş seçim araçlarındaki giydirilmiş ifadeler taşıyan fotoğraflar, aday hakkında hakiki bir izlenim oluşturmaz. Aday ile ona oy verecek arasındaki ilişkinin doğrudanlığı ya da dolaylılığının  etkileri farklı. Medyada tanınmış kişi olabilir aday. Doğrudan temasa dayalı olmayan, vesair araçlarla oluşan bu tanınmışlık bir yüceltilme haline dönüşmüş ise önceden, sokakta doğrudan temas aday açısından bazı riskler taşıyabilir. Karşılaşan kişi, adayın medya aracılığıyla zihninde oluşmuş imajı ile doğrudan temas ettiği arasında sürekli bir karşılaştırma, ölçme hali yaşar . O aday doğrudan temasta, medyada oluşmuş imajının üstünde bir performans göstermek zorundadır ki insanlar üzerindeki etkisini koruyabilirsin. Medyatik imajın bir yönü vardır, misal ünlü bir gazetecisin. Güç alanın orada oluşmuştur. Aday olduğunuzda o güç alanı tek başına ihtiyacı karşılamaz, içinizde yeni güçleri harekete geçirmek istersiniz ama tökezler, bir zayıflık hissedersiniz.ş Sokak bunu affetmez. Çünkü zihinlerde bir “ön imaj” mevcuttur, “ön imaj” genelde kişiyi olduğunun ötesinde gösterir, başka türden bir giydirilmişlik hali de budur. Asıl izlenimler canlı temas halindeyken oluşur. “Asıl gelince kopya zail olur” gibidir, ölçülür biçilir, aday yeniden giydirilir, çünkü medyanın giydirdiği elbise daima boldur. “Ön imaj” sahibi aday bu imajı doğrudan temas ile yeniden üretmekte zorlanabilir. Medyanın cazibesi onu hep kendine çekmeye devam eder. Ünlü kişi kendini daima kendi güç alanına atma ihtiyacı duyar.

Sonra, vekil adayının “doku uyuşması” meselesi, çalışma alanındaki sosyal doku ile uyuşmasından bahsediyoruz, anladınız siz onu. Kimlik uyuşması, Alevi, Kürt, sol kısaca geçelim, önemli bir zemin. Daha farklı zeminler var, Çinçin, Yenidoğan, Hıdırlıktepe, İncirli-Piyangotepe, Karayazılı, Haymanalı, Kağızmanlı, Patnoslu pazarcılar, kent yoksulları farklı sosyal dokular… Doku uyuşması vardır veya yoktur, seçim çalışmasında yapay olarak oluşturulamaz. Uyuşmazlığın sonucunu da biliyorsunuz, tıpkı organlar gibi, kaynaşamama hali. İlk izlenim, imaj, görünüm, gün yanığı esmerlik, sadelik, eşit düzlemden bakış, sadece dişlerin göründüğü hostes gülümsemesi değil de gözlerin de dahil olduğu gülümseme, hakikaten seni görünce gelen, parmak uçlarıyla yapılmamış plastik olmayan sıkı bir toka. “Bize benziyor”, bizden. Uyuşmuş doku, “kendinize oy verin”. Adayın aynasında gördükleri kendi yansımalarına sempati duyacaklar. Yok tam olarak öyle değil, bu ayna kişiyi çirkin göstermez, olduğunuz değil de olmak istediğinizi gösteren bir ayna bu, ideal ben. Uyuşmamış doku nasıl olurdu, bilmiyoruz, bizim çalışmamızda deneyim alanımızın dışında kaldı. Ama aynanın hiç kurulamamış olması diyebiliriz doku uyuşmazlığına, “sende hiçbir yansımamı göremiyorum, çirkin de olsaydı ama olsaydı yansımam”. Çinçin’de misal, insanı birbirine bağlayan şey “suç”, şart değil adli suç, siyasi veya fark etmez, herhangi bir suç işleme potansiyeli taşıyor olabilmen. HDP’li olmanın kendisi zaten doğrudan devlet tarafından “suç” ilanı olduğu için, sosyal doku uyumunun uç noktaları demek abartı olmaz.

Kültürel olarak melezler en şanslılar. S. S. Önder misal, Haymanalı pazarcıyla da, Yeşilçam koridorlarında karşılaştığı jet sosyeteyle de aynı dili, onların kendi dilini tutturabilir. Ya da, meclis kürsüsü ile Yenidoğan’da bir kahvede aynı dili kullanır, kimse yabancılık çekmez. “Melezleme eksenleri ” çok farklı ikiliklerle birbirini keserek, bazıları türemiş bazıları kökensel zengin bir kültürel temas gücü oluşturur. Alevi/Kürt, akademisyen/gecekondulu, Türk/Kürtçe konuşan, Kadın/buyruk veren…

Adayımız Nuray Türkmen’in işte en önemli iki avantajı şuydu: İlki çalışma bölgesinde tam bir sosyal doku uyumuna sahip olması, ikincisi ise tanınmaması, medyada oluşmuş bir “ön imaj”a sahip olmaması. İçindeki kuvvetler birikiminin melez zenginliği. Tabula rasa. Oy vereceklerin zihninde, tamamıyla boş bir imaj alanını salt bir aylık seçim çalışmasında oradaki performansıyla ördü. Bir ayın sonunda herkesin değilse de onu yeni tanıyanların zihninde, ilk gördükleri anla, son gördükleri an arasındaki fotoğrafın farklılığı bunu anlatır. Ön imaja sahip olmamak, “aday yapıldıysa vardır bir özelliği” fikrinin yol açacağı “ihtimal imaj”ın yaratacağı önsel mesafe, ikircikli davranış, bir ne yapacağını, nasıl davranacağını kestirememe hali, ortak çalışmada tökezlemeler oluştursa da, ilk haftanın sonunda, imaj örgüsü tamamlandıkça su yolunu bulup akmaya başlar Ankara 2’nci Bölge’de. Toplumsal konum olarak bir profesör ile pazarcının çimlerde birlikte karpuz kemirmesi, herkesin yurdundan biraz kopması ve yeniden yerleşmesiyle oluşan enerji. Bürokratik çalışma alışkanlıklarını da kıran benzer durumlar.

.

Bu, vekil adayı için “ben sizden biriyim” mi demek? Mesafe, farklı duyguları kışkırtır. Uzaklık saygıyı, yakınlık sevgiyi mesela, hangisini istersiniz, hem sevgi hem saygı? İyi tamam saygılı bir sevgi olsun. Saygı bir mükemmellik fikrinden, sevgi bu mükemmeliyetin, kendini inkar ettiği çatlaklardan sızar, insanın zayıf yanından. Çalışma boyunca insanlarda saygı uyandırmak, onu sürdürmek isterseniz mesafeyi korur doğrudan temastan kaçınırsınız, böylece sevginin sızma tehlikesinden korunursunuz, çünkü sevgi dokunma arzusu doğurur, bunu istemeyebilirsiniz. Bakışlarınız, tüm bedeniniz, doğrudan üstlendiği mesafe kurucu görevini canla başla yerine getirir. Doğrudan temastan uzak kalmanın açığını medyadan, daha uzak bir mesafeden, mesafe uzadıkça seslendiğiniz kitle geometrik olarak artar zaten, seslenmeyi de tercih edersiniz, başka artıları da gözeterek, herkes size saygı duymaya devam eder.

Boş gergefte vekil adayının imajını örme süreci, doğrudan temas, çizilmeyen sınırlar dolayısıyla gerilimli, çatışmalı bir süreç, hızın mesafeye ayarlı olmadığı bir süreç, çatışmalı ama dinamik. Etki, hem ortak çalışma yürütenlerin kendi içlerindeki sınırları, hem de karşısında çalışma yürüttüklerimizin sınırlarını sürekli ihlal eder. Sınır ihlali, “riskli alanlara girip seçim çalışması yapmak”, psikolojik üstünlüğün karşıda çözücü, kendi tarafımızda toparlayıcı etki yapmasıdır da, ama aynı zamanda ortak çalışma içindekilerin arkadaşının sınırlarını sürekli ihlal ettiği hal. Çalışmanın içeriden dönüştürücülüğü ise işte bu çatışma hallerinin pozitif çözülmelerince oluştu diyebiliriz.

Halkla doğrudan temas ile gergefte şekillenmekte olan aday imajının oluşumunda video eylem nerede, nasıl etkin olabilirdi? Manipülasyon varsa nereye kadar? Sınırlar çizelim kabaca. Vekil adayını olmadığı bir kişi formunda sunmak? Zaafları tıraşlayarak, makyajlayarak, güçlü yönleri abartarak göstermek? Bunlar büyük yalanlar. Estetik yalanlar söyleyebiliriz belki. Zaten fotoğrafta, resimde, sinemada var olan, göze ve kameraya da içkin olan “perspektif”in kurduğu göreceli alan, uygun bir yol, hareket alanı açar bize. Figürün, öne aldığınız, kadrajda büyüttüğünüz öğesinin ardında, derinlemesine uzanan, zaaflar da dahil, diğer öğeler dolayısıyla saklamazsınız gösterirsiniz, “büyük yalanlar”dan kurtulursunuz, perspektifte öne alınan öğe tarafından etkisizleştirerek, özel bir bakışla görülebilecek kadar derinlikte kaybederek. Duygu olarak gülümsemenin, öfkenin, kararlılığın, akıl ve bilginin, içtenliğin kadrajda ön alması, zaten yoğun olmalarından değil sadece, dönemin politik/ toplumsal ihtiyacı aynı zamanda. Görüntünün yaydığı her kuvvet, o kuvvete bir çağrıdır. Sen de gülümse, zulme kafa tutabilirsin.

.

Ama biz kendi külüstür arabasını kendi kullanan adayımızın nitelikleri bakımından çok şanslıydık. Nitelik ama saklı kalan değil, görüntülenebilir ve gösterilebilir, göz ile çehre ile, jest ve mimiklerle, davranışlarla zaten yansıyabilen. Perspektifte pozitif öğelerin çokluğu negatif hallerin, o da ne ki, üzüntü, yorgunluk, yüze yansıyan anlık can sıkıntıları, bürokratik davranışların yol açtığı ruh gölgelenmelerinin ortak resimde yer bulmaları zaten zordu. Bizim gözlerimizi kapatıp “kayıt” tuşuna basmamız yeterli oldu çünkü zaten en etkili imajları kendi doğal davranışı içinde durmadan üreten bir figürle çalışıyorduk. “Şöyle bir durun bir foto alalım” halleri yaşandı elbette, ama kamera hareketin hızına yetişmekte hep yetersiz kaldı yine de. Video ve foto imajlarla bir karakter çalışması yapmak gerekiyordu, ama karakteri medya aracıyla üreten değil, tüm zenginliğiyle keşfeden, ortaya seren.

Seçim çalışması boyunca, Ankara 2’nci Bölge’de, yarının programı video eylemciyi bir başka açıdan daha ilgilendirdi. O gün içinde bulunacağımız eylem ve etkinlik, karşılaşacağımız yüzler, sesler, oluşacak ortamlar, saz söz veya kavga, çalıştığımız karakterin hangi özelliklerini görsel olarak ortaya sermeye daha uygun? Esertepe’de, Gazino’da, Ufuktepe’de faşist saldırı ihtimalleri ve gerilim ortaya çıkacak öge; cesaret ve zor anların yönetimi. Keçiören Eğitim-SEN’de oturum var, ortaya çıkacak öğe: Bilgi ve bakış açısı, kendinden emin konuşma, farkını ortaya koyma. Ahmed Arif’te gençlik şenliği var, ortaya çıkacak öğe: Neşe, halay, coşku.

Fotoğraflara bakarsak, videolara da tabii ama eylemci olarak, adayı hep bir toplumsal iletişim halinde görürüz. Adayın yanındaki herkes, kadraja alınıp bir mecrada bakışa sunulduğu andan itibaren bir temsile dönüşürler, bazen kimliklerinin bazen sınıflarının temsiline. O çocuk Dilan değildir, o kadın Fatma Teyze değildir, adam Hasan Emmi değildir. “Çocuklar, teyzeler ve amcalar onu çok sevdi, siz de seveceksiniz”, birlikte güleceğiz. Kalabalık fotoğraflarda aday, çalışma grubunun merkezinde çoğu zaman. Merkez, kuvvetleri kendinde toplayan ve herkese yeniden dağıtan simgesel güç, kalbinizi düşünün, ritmini, kan toplayışını ve dağıtışını.

Kendi elleriyle, işlerin güçlerin ve ilişkilerin yönetimindeki kolektif maharet ile, ak gergefe kendisini nakışlayan adayın, medyada tanınırlığa yürüme biçimi aslında çizmek istediği “vekil” profiline uygun düşer bir yandan. HDP’yi destekleyen basın ajanslarının belli bir eşitlik içinde birinci sıra adaylarını programa aldığı rutin, kısa TV programları. Ankara’da özellikle sosyal demokrat insanlara seslenen ulusal TV kanallarında söz söylemek önemliydi ama hangi yolla? Eş, dost tanıdık aracılığıyla TV programına çıkmak, promosyon, bizim de önerimiz olmasına rağmen adayımız için rahatsızlık verici oldu. Halk TV’ye çıkışının iki farklı biçimi buna iyi bir örnek. İlki dostların ricası ile ama ikincisi, aynı günün akşamı, tam olarak bir video eylem sonucu oldu. R. T. Erdoğan’ın “HDP’nin baraj altında kalması için çalışma yapılması” talimatı verdiği videonun, Türkiye’de ilk defa, seçim çalışması için açtığımız Biz’ler Tek’ten Güçlüyüz sayfasında yayımlanması sonrasında, Halk TV tarafından aranıp canlı yayına bağlanması. Daha sonra da aşağıda fotoğraflarını görebileceğiniz, Flormar işçi direnişine destek için AVM’de yapılan eylem, Keçiören Esertepe’de faşistlerin saldırısına uğradıktan sonra yaptığı açıklama ve karne tatili öncesi MEB önünde yapılan basın açıklamasından gözaltına alınışıyla ulusal basının gündemine girdi.

.

Medyada nasıl yer bulduğu, hem seçim çalışmasının niteliğini hem de aslında vekilliğe nasıl baktığının, seçilirse nasıl bir vekillik hattı çizeceğinin göstergelerinden biri. Eyleminiz, duruşunuz dolayısıyla medya peşinizdeyse eğer, o sizin “niteliğiniz”den gelendir. Medyada görünürlüğe giriş biçimi, aday için, orada vereceğiniz mücadelenin ön göstergeleriyle başlar, yalnızca oy getirici unsur olarak görülmez. “Niteliğinden gelen”, bizim aday imajını yeniden üretmemizde de düsturlarımızdan birisi; adayın “niteliğinden gelenleri yansıt”. Bu eylemdir, jesttir, duruştur gülümseme ya da öfkedir, halkla kurduğu temas biçimidir. “Niteliğinden gelen”le, yukarıda sözünü ettiğimiz uzak mesafe ve saygı talebi arasında bir karşıtlık olduğunu öne sürebiliriz ama sözü bu eksende sürdürmek gerekli değil. Özden gelenin, niteliğin, neye tahvil olduğuna ilişkin bir şey söylemek gerekse, kolayca “oy” diyemeyiz. Oya da dönüşebilen ama sonrası, toplumsal örgütlenme için kalıcı ilişkiler kurmayı hedefleyen.

Seçim çalışmasının bir “kampanya” halinde düzenlendiği yaygın hallerde adayın stüdyo çekimi fotoğraf videoları dolaşır ortalıkta. Video eylem ile seçim çalışmasının ruhu ancak çalışmanın bir mücadele, eylem, direniş formunda olmasıyla örtüşebilir. Söz konusu olan “halkla ilişkiler”, formel iletişim reçeteleri değildir. Aday tanıtımı değildir. Adayın niteliklerinin, kendi eylemi içinde açığa çıkarılmasıdır. Nuray Türkmen’in video eylem içindeki görünür olan imajlarındaki etkiyle, stüdyo işi video ve fotoğraflarının etkisi arasında karşılaştırma bile yapmak gereksiz. Burada aday ile video eylem arasındaki, bu videoların üreyebileceği eylem içinde olabilen aday olarak, doku uyumundan söz etmeden geçemeyiz.

Aday pirüpak ama, ya biz, video eylemiyle ona medya desteği vermeye çalışanlar? Kendi adıma, adayın talebinden azade olarak, bir PR çalışması yönünü her zaman gözettiğimi söyleyebilirim. Takip edilirliği, izlenirliği yükseltmek, bunun için aksiyonu arzulamak, olduğunda videonun aksiyon odağını güçlendirmek vs. Flormar eyleminde özel güvenliğin acemi saldırganlığı işe yaramadı değil, MEB eyleminde gözaltı aracından canlı yayını garantiye almak için ters kelepçe takılırken mobil telefonumu almasınlar diye uzlaşıcı davranış gösterme. Bir hafta içinde üç yüzden yedi bine çıkan Facebook arkadaş ve takipçi kompozisyonunu, hem ülkenin her tarafından insanlar hem de HDP’ye oy verme potansiyeli taşıyan diğer siyasi görüşlerden insanları belli bir oranda içine alacak biçimde kurmak. Sosyal medya hesabını beklenmeyen bir skandal paylaşıma karşı sıkı korumaya almak. Seçim çalışmasının etkinlik kompozisyonunu ise, kağıttan sese, söze, dokunuşa, eyleme ve görsel araçlara kaydırmak.

.

Çalışmanın görünürlüğü ile fiiliyatı arasındaki dengeyi, hep yapılanlar lehine bozmak. Yapılandan daha fazlasını gösterme ki, çalışmayı uzaktan izleyen bir “yüceltme” hali yaşamasın. Yüceltme, yapılan ile gösterilen arasındaki denklik noktası, görünüm lehine bozulduğunda, o dar açı makulü aşacak şekilde açıldığında oluşur. Adayın yüceltilmesi, talep, beklenti doğurur. Şunu sana yakıştıramadım, ya da sana şu yakışır. Çünkü o açı, aday ya da yapılan çalışma tarafından değil, bunu uzaktan izleyerek zihninde bir imge kuranlarca doldurulur. Gönlümüzün vekili, devrimci kadın imgeleri böyle doğar.

Mesafe meselesinden çıkamıyoruz. Uzak mesafe mükemmeliyetinizin zırhıdır. Doğrudan temas olmadığı için uyandırmak istediğiniz şey saygıdır, ya da uyandırabileceğiniz. Bu sefer nezakete dayalı plastik alanda olan “seçmen” değil adayın kendisidir, adayın ilişkide plastik alanı kuruşundan bahsediyoruz. Artık buradan çıkalım.

İMAJLARIN DEMOKRATİK OLMAYAN DAĞILIMI

Facebook sayfasında, ve tabii ki bu metinde görülebileceği üzere, kolektif bir seçim çalışmasında, görünürlüğün dağılımında da aynı kolektif demokratik tarzın sürmesi beklenir. Medya çalışmasında biz olmasaydık belki öyle de olurdu. Yine adayın sadece sakıncalı olanlara müdahil olması ve kalan bölgede kendi inisiyatifimizi ilan etmiş olmamız bu meseledeki günah keçiliğimizi kabul ettiğimiz anlamına gelir. HDP için Ankara 2’nci Bölge’de birinci sıradaki adayı vekil seçtirecek kadar oy almak, ülke genelinde yüzde 20’leri zorlamak anlamına gelecektir ki, büyük seçim başarısıdır. Önceki oyları üçe katlamak gerekiyordu. O halde birinci sıradaki vekil adayının öne çıkarılması, çalışmanın onun etkisi ve imajları üzerinden yürümesi en azından bir seçim çalışma tekniği olarak doğruydu. Alt sıralardaki diğer vekil adaylarının da dahil olduğu çalışma grubunda bu, görünürlüğün demokratik olmayan dağılımı zaman zaman, bunu arzulayanlar için demotivasyon yarattı elbette ve bizi teraziye ayar vermeye itti. Bütün grubun dahil olduğu toplu fotoğraflar ve motivasyon videoları bu ihtiyaçtan da doğdu. İmaj dağılımı, bu demotivasyonu kıracak ve artı motivasyon yaratacak şekilde yeniden ayarlandı. Ama düzlem şu: Çalışmada varlar, birlikteyiz. Her bir kişi için detay çalışmadık çünkü bu bizim için birinci sıra adayımızın ayrıcalığıydı. Çalışmanın kendisinde olmayan bir hiyerarşi ördüğümüzü söylemeliyiz. Adayı detaylı çalışmamız gerekiyordu, öyle yaptık. Halay çekiliyorsa, aday halaya durduğunda canlı yayına giriyorduk çünkü bizim için halay çekilmesinden önceki mesele adayın halay çekiyor olmasıydı. Görsel olarak herkesi, neredeyse her şeyi, ortamı, kadrajın arkasındaki derinliği adayın bir detayına dönüştürdük. Adayın başka bir detayına ayna tutabildiği oranda, adayın bir parçasına dönüştürdük. Işığın yayılma merkezi aday olunca, tepesindeki hale kaçınılmaz oldu.

Bütün bu video ve fotoğraflar aracılığıyla oluşan etki, bölgede oy verecek insanlar dışında nereye doğru yayıldı? Bizim için asıl önemlisi, oy vereceklerden çok farklı bölgelerde, ülkenin her yerinde seçim çalışması yürüten insanların üzerinde bıraktığı pozitif etki oldu. Kendimizi etkiledik. Bir model oluşturdu. Ülkenin her yerinden, hatta ulus aşırı yerlerden adaya, ekibine kutlamalar, teşekkürler gelmesi, hem adayın hem çalışma kolektifinin motivasyonunu yükseltti. İmajlarla kurduğumuz aynalar karşıda yansımalara yol açtı ve kendi aksimiz bizi daha çalışma içindeyken güçlendirdi. Aynamızın bize bakan tarafı dış bükeydi ama olsun.

Önünde gerçekleşmekte olanın etkili bir kaydını alan video eylemci, eylemi video aracılığıyla yeniden üretirken, yalnızca eylemi uzaktan izleyenleri etkilemeyi hedeflemez, bizzat eylemcinin kendisinin, belki kendisini izlerken bir anlığa kendine yabancılaşarak eylemini görmesini, ve, kendisiyle kurduğu ilişkinin, kendisiyle yaptığı sözleşmenin, daha üst boyutta yeniden kurulmasını sağlamak ister. Bu, onun eylemdeki etkinliğini yükseltir, eyleminin niteliğini de.

SESTEKİ YÜREK

.

Müslümanlar, hoparlör ilk icat edildiğinde, ezan minareden çıplak sesle okunduğu için, o sesin gerçek ses olup olmadığı, elektronik araçlardan, misal radyodan, ezan okunmasının caiz olup olmadığını uzun süre tartışmışlar. Bizim içinse bu hal, seçim propagandasında çıplak sesin etkisi açısından ilgilendirdi. Enstrümansız, şarkıların çıplak sesle söylenmesinin üzerimizde yarattığı etkinin hepimiz farkındayızdır. Halis ses. Makyajsız seçim çalışması. Sokaklarda, pazar yerlerinde yankılanan çıplak insan sesleri. “24 Haziran’da nefes almak istiyoruz, sadece nefes”. “Biz’ler Tek’ten Güçlüyüz”. “HDP barajı geçsin Türkiye’nin kaderi değişsin”. “Ben Ankara 2’nci Bölge birinci sıra milletvekili adayıyım, adım Nuray Türkmen, akademisyenim…” Sadece çıplak değil, yüksek ses, cesaretin sesi. Ortamı bir anda hareketlendiren, bütün başların çevrildiği psikolojik bir merkez kuran, bu merkeze doğru yönelimlere, kaçışlara, duruşlara neden olan ama izlenmenin, dikkatin hiç eksilmediği yüksek ses. Bizimkilere ilaç gibi gelen, karşıdakilerde tereddütler, öfkesini gizlemeye, anlık bir söz veya jestle ifadede etse bile kaçamak hale düşüren, kendi meşruiyetinden kuşkuya düşüren çıplak, yüksek insan sesi.

Ama kadın sesi, seçim çalışmasında etki açısından illa ki daha avantajlı. Kadın sesinin hem kadına hem erkeğe etkisi pozitif. Erkek sesi, erkeğe “meydan okuma”, kadına ise “buyruk” olarak yansıyor sokakta. Erkek sesinin, ortamı sizin lehinize domine etme dışında bir ikna ediciliği yok. Tellallık bir tür, aslında ortamı sizi ikna edecek asıl sese hazırlayan, geçici sessizliği sağlayan, dikkati birazdan o sessizliği yırtacak olan değil, içinize doğru süzülecek olan sese hazırlamak. Bu arada bir parantez. “Senle Değişir”, kodlamak istesek etkisiz liberal bir “kampanya” sloganı, aklınıza reklamcılar gelsin. Sadece alışkanlık olarak tekrarlanıp durdu. “”Kampanya” değil “Direniş”. “Sen’le değişir” değil, “Biz’ler Tek’ten Güçlüyüz”. Kamusal alanda yüksek ses verecek bir güç ve mücadele çağrısı. Topluma yalvarmayan. Bu, yalnızca benim değil senin de ihtiyacın.

.

HERKESİN KENDİ DİLİNDE

Ankara’da bir seçim çalışması için, Türkçenin işlevsel, Kürtçenin “etik dil” olduğu söylesek Kürtçenin işlevsel olmadığını kast etmiş olmayacağız. Toplumsal desteğinin kahir ekseriyetinin Kürt olduğu bir partiden aday olmuş bir Kürtçe bilmeyen iseniz, onlara kendi dilinde hitap edememenin ezikliğini yaşarsınız haliyle. Konuşmalarda bu mealde ön açıklamalar, “serkeftin”, seçimin ana sloganlarının, veya bir selamın Kürtçe söylenmesi, “dilinizi öğrenmeden karşınızdayım” özrü, üzüntüsü, öğrenme niyet beyanı bir taraftan. Anons aracından ağırlıklı olarak Kürtçe müzik mi çalacak? Ana dili Kürtçe olanlar açısından bu bir onur meselesi, sokaklarda Kürtçe şarkıların onlara nasıl iyi geldiğini tahmin etmek zor değil. Seçim bölgesinin ağırlıklı dilinin Türkçe olması nedeniyle, zaten Kürtler de Türkçe biliyor nasılsa, Türkçenin propaganda açısından daha işlevsel olduğu genel kabul görse de, Ulus meydanını Kürtçe şarkılarla inletmenin verdiği onur, bu geçici seçim işleriyle karşılaştırılabilecek gibi değil. Meselenin diğer yanı ise yine sokakta, Kürtçe bağırmanın riskini, Türkçenin güvenli alanına sığınarak def etmek, tercih sizin.

“Türklük Sözleşmesi”ni, imza attıkları Barış Bildirisi’yle iptal etmenin önemli ilk adımını atan ihraç BAK mensupları için, bu seçim çalışmasına, bir BAK’lı adaya aktif destek vererek katılmak bu kopuşun devamı, bu kopuşta ısrar niteliğinde idi. Kendi Türklüğü ile hem sokakta faşizmin tehdit dolu sivil yüzü aracılığıyla, hem de Kürt yoldaşlarının eleştirel bakışıyla aynı anda yüzleşme zorluğu, içlerini bir savaş alanına döndürse de, zor bulunur bir politik pratik oldu diyebiliriz.

İşlerin, kuvvetlerin ve ilişkilerin yönetimi seçim çalışması boyunca kısa sürede bir ortak çalışma ruhunun oluşumuna bağlı. Dereden tepeden toplaşmış insanlar. Farklı hayatlardan, yetilerden, huylardan, alışkanlıklardan oluşan. Bir orkestraya nasıl dönüşür? Orkestra ne çalacaktı; Diktatör için son bir tango, ya da teneke. Herkesin yapabileceği bir şey var. Alışılmış seçim çalışma yolları var elde. Anons aracı durmadan bağıracak, partinizin bildirgesini okuyacak, müziklerini çalacak. “Bizi duyun bizi duyun biz buradayız, alışın”… Bir anons aracından yayılan ses, dostlara güç kaynağıdır, birkaç dakikalığına geçtiği yeri, sesinin ulaştığı alanı “bizim” yapar. Plastik bölgede bir aşınma, bir hassasiyet oluşturur, kulak kesilmek gibi. “Kadınlar için, çocuklar için, emekçiler için”, sonra barış. Aslında kimse sözlerden etkilenmez, en azından ikna olacak kadar, anons aracımız tümüyle psikolojik direnç aracı. “Haklarımız var kullanıyoruz serbestçe seçim çalışması yapmak gibi, meşruyuz biz meşru, taş atıp camlarımı kıramazsın”. Kuşların kendi yaşam alanını ötüşleriyle işaretlemesi gibi.

Sadece kin tarafından yönetilen davranışlar var, sırf o kazanmasın diye düşmanına basacak mührü. Onun kinini ötekinin sempatisini bükmeye çalışacağız. Sevgi, umut ya da kin, duyguların akışını bizim havuza yönlendirecek kadar, zaman dar.

Ankara’nın diğer seçim bölgelerinde 7 Haziran’a nazaran Kürt oylarında belirgin düşüşler var iken, Ankara 2’nci Bölge’de artış göstermesinin sırlarından birinin, onlara kendi dillerinde hitap edemeyen adayımızın, geleneğin diğer kapılarını doğru aralayarak, Kürtlerin sosyal yaşam ünitelerinden en önemlisi olan “büyük aile”yi seçim çalışması boyunca yeniden inşa etmekte gösterdiği başarıdır.

TAZİYELER

.

Memento mori.. Aday, geleneksel olarak taziyelere düğünlere iştirak eder, davet edilir. Aday açısından bir “samimiyet tedirginliği”ne yol açsa da, “niye şimdiye kadar gelmemiştin de bu gün geldin”? Karşılaşma noktaları buralar. Gözünü daha önemli bir amaca dikip, “kendim için değil, barajı aşmalıyız” der, gidersiniz. Meselenin zorluğu şu, sürekli “oy istemeye gelmedim” davranışı göstermek zorunda kalmak, hatta bazen bunu söylemek zorunda olmak. “Acınızı paylaşmak için buradayım”.”Sevincinizi paylaşmak için buradayım”. Taziyelerde dini ritüelin ortasında bulursunuz kendinizi, sürekli Kur’an sesi, her kişi gelişinde “amin” ile dua edilip fatiha okunma hali. İnançla öyle bir bağı olmayan, özellikle bir kadın aday için zor anlar, en fazla acıya ve başka bir inanma biçimine saygı temelinde ritüele uyum sağlarsınız ya da kendinize öyle açıklarsınız. Seçim konuşmaktan siz imtina edersiniz ama halk etmez, bu sizi rahatlatır, orada olmanızdan memnun olunmuştur, onurlanılmıştır anlarsınız. Bir de, davet edilip de icabet etmemenin politik, insani sonuçları var tabii, tersinden düşününce, bu sonuçlar daha zor göze alınabilir açık ki. Onların kendi dilinde konuşamıyor olabilirsiniz, orada olmanın kendisi bir dildir, onlara bir şey söyler, bir etki alırsınız.

BÜYÜK AİLE

.

Fotoğrafta yanınızda bir kadın varsa sizi kadın, bir yaşlıyla poz verdiğinizde sizi büyümüş, bir yaralının baş ucundaysanız sizi yaralı ve bir çocuk varsa sizi çocuk yapar. Farklı fotoğrafların ortak figürü, aday, diğer figürleri niteleyen değil onlar tarafından nitelenendir. Em Zarok In. Bizler çocuğuz. Ben gecekonduda bir kadınım, yaralı olan benim. Çiğ köfte partisinin etrafında toplananlar ise herkesin dahil olduğu büyük ailedir. Tasada ve sevinçte, taziyede ve düğünde ortak. Hem hal, çocukla çocuk, genç ile genç, sen ile sen ben ile ben. Kurucu özdeşleşme. Taziyeler, düğünler, oy istemenin aracı olarak basitleştirilemez, ailelere büyük aileye katılım çağrısıdır aynı zamanda. Burada etkin, niteleyen, seçim çalışması boyunca büyük ailenin kurucu ögesi, hem anası hem babası, adaydır. Hem işlerin nasıl yürümesi gerektiğiyle ilgili buyruklar verecek, hem de derdinizle dertlenip nazınızı çekecektir. Sizi ana kucağı gibi toparlayacak, haklarınızı gözetecek, baba gibi sorumluluk alanlarına dağıtacaktır. Hem akşam hem sabah, hem zaman hem mekan olacak, sizi oy verme gününden sonrasına taşıyacaktır. Geleneksel olmadan gelenek ile buluşmak, kadın, Türk, akademisyen, neyse ki esmer, yabancılığın tedirgin eden uzaklığını bir dokunulmazlık halinden, işlerin, ilişkilerin, kuvvetlerin yönetiminde avantaja dönüştürüp, büyük aileye doğru o yabancılığı kırmak, herkesi yeni bir hiyerarşi içinde yeniden konumlandırarak. Önceki bütün kurumsal görevler, başkanlıklar formelleşir, yetkiler yeniden dağılır. Yeni kardeşler, yeni oğullar ve kızlar, bu ağ içinde yeni bir bağlanma hali, “onun için kendimi ateşe atabilirim” ruhu, yeni kardeşliğin harcıyla karılır.

Doğrudan temas, sokakta broşür, anons aracı, afişler, bayraklar, ziyaretler. Siyasi kanaatleri belli bir çözülmeye uğramış olan daha bir kesim, sizinle yaşayacağı karşılaşmada sizden etkilenmeye açık. Ancak çözülme, karşımızda yer alan güçlerin etkilediği insanlar arasında olmaz yalnızca, sizin destek verdiğiniz partiden de çözülerek kararsızlığa, kuşkuya düşen vardır. Elinizdeki bütün araçları, insan ve propaganda, etkili kullanan bir seçim çalışması yalnızca karşıdan çözülme eğilimi olanları size doğru akıtmaz, sizden çözülmüş olanı yerine tutar, sonra aktif hale getirir. Beş yıldır, parti tarafından sahiplenilmemiş, zor günlerinde yanında olunmamış bir topluluk şikayetlenir ama yüzünü size tekrar döner. Yöre dernekleri ve kahvehaneleri, kanaat önderleri, partinizin propagandalarından çok adayınızdan etkilenecektir…

Zaman kısa, kalabalık akışların olduğu heterojen insan toplulukları, pazar yerleri, taziyeler ve düğünler, ana meydanlar, Ulus… Seçim çalışması boyunca hiç kimseye ama herkese seslenişler.
Abartacak bir şey yok, bu geçici bir hal, güzelliği burada, belli bir zaman diliminin büyülü atmosferi. Gök çekiminin etkisinde herkes irtifa kaydedecek, bulutlara yerleşmektir muradı, gece yarısı yıkanıp elektrik sobasında kurutulan fanilanın aklığı ya kanat olup bulutlarla buluşacak ya da gerçekliğin gri bulutları göğü kaplayacak, kara benzin kül renginde yer çekimine kapılacaksın yeniden, düşerken gözlerin hâlâ bulutlarda. Mutlaka bir gün, Biz’ler Kazanacak….


* Bu metinde yer alan fikirler yazarına aittir. Gazete Duvar'ın editoryal politikasıyla uyumlu olmak zorunda değildir.