Remziye Tosun ile annem Meclis'e girdi

6 Temmuz'da Remziye (Tosun) başında beyaz tülbendi ile TBMM’de yemin ederken Kürt kadını tarihinde önemli bir eşiğe gelindi. Barışın simgesi olan beyaz tülbent, savaşın, kanın ve şiddetin simgesine dönüştürülen beyaz tülbent; Remziye Tosun nezdinde Meclis'te Kürt kadınlarının başarısının, gücünün, cesaretinin ve varlıklarının simgesine dönüştü.

Ferda Fahrioğlu Akın*

Halkların bayraklarına bez parçası diyerek aşağılamaya/itibarsızlaştırmaya çalışanlar barışın simgesi beyaz tülbende de ‘mevlit örtüsü’ diyerek dalga geçmeye çalıştılar; dalga geçilmeye bile değmeyecek kıt akılları ile. 6 Temmuz 2018 tarihi Kürt kadınları için tarihi bir an olarak hafızalara kaydedildi. Zihinlerden unutulmayacak kare HDP Diyarbakır Milletvekili Remziye Tosun’un başındaki beyaz tülbendi ile TBMM’de yemin etmesi oldu. Sevgili Remziye birlikte yürüttüğümüz seçim çalışması boyunca her yere beyaz tülbendi ile gitti ve başta Kürt kadınları olmak üzere bütün halkın gönlünü fethetti. Bunu sadece yaşam öyküsü ile değil başındaki beyaz tülbent ile başarmıştı. Remziye, Sur’da yuvasını, ailesini (Sur’u kocaman bir aile olarak tanımlıyor) dört çocuğu ile birlikte terk etmediği için üç ay sonrasında Sur’dan çıkmak zorunda kaldığında, o zaman bir buçuk yaşında olan, kızı Beritan ile tutuklanıp 14 ay hapis yatmak zorunda kaldı. Ailesini terk etmek zorunda kaldığı gün diğer üç çocuğuna devlet el koydu. Remziye’nin cesur ve mücadeleci ‘ana’ ve ‘kadın’ kimliği dışında Kürt kadınlarını gururlandıran nokta beyaz tülbendine Sur’a sahip çıktığı gibi sahip çıkmasıydı. Neden mi? Çünkü beyaz tülbent Sur’dur. Beyaz tülbent Kürt kadınıdır. Beyaz tülbent Barış Anneleridir. Beyaz tülbent Taybet Ana’dır. Ama en çok da beyaz tülbent kimliği ve sesi yok sayılan kadınların kaderlerini sakladıkları gökyüzüdür.

Savaşçı kimliğe sahip olmaları için bebekliklerinden itibaren ‘erkek’ olarak yetiştirilen ‘adamlar’ erkekliklerini şiddete ve kana rağmen ispatlama derdinde iken aniden cesur bir Kürt anası aralarına girip beyaz tülbendini yere atarak barış çağrısı yapar. Beyaz tülbent namustur erkekler için; ağır gelir onu yerde görmek onlara ve susmak zorunda kalırlar içlerindeki şiddet çığırtkanı zihniyetlerine rağmen. O tülbendi yerden kaldırıp sahibine verip evlerine dağılmak zorunda hissederler. Bu geleneğin çıkış noktası nedir bilmiyorum; ama beyaz tülbent hakkında bildiklerim aslında onun barış değil de nasıl savaşın simgesine dönüştürüldüğü, acı ve kederi nasıl temsil ettiğidir. Diyarbakır ve çevresinde “melhef” denir, doğu tarafında “leçek”, “laçik”. Kadınların ama özellikle evli kadınların, ekseriyetle anaların başörtüsüdür. Genç kızlar daha renkli yazma taktıkları için; düğünlerde, yaslarda evlenilecek gelin bakanlar (!) başlarında beyaz leçek olanları elemeleri gerektiğini bilirler. Yani aslında toplumsal statüyü de gösterir leçek.

Kendimi bildim bileli çevremde beyaz leçekli kadınlar gördüm/görürüm. Annem, anneannem, babaannem, büyük nenem, yengemler, halalarım, teyzelerim, kuzenlerim, kaynanam, görümcelerim, eltilerim… Ne kadar çok beyaz tülbentli kadınlarım var benim diye düşünürüm bazen, kaderleri ve kederleri beyaz tülbendin altından görünen saçlarının koyuluğu gibi asla silinmeyen… Kürdistan coğrafyasında hiç yasa gittiniz mi? 50-100 beyaz tülbentli kadının ağıtları yüreğinizi dağlar. Bazen sıra sıra bazen hep beraber başlarlar ağıtlar, methiyeler dizmeye rahmetlinin ardından. En soğukkanlıyım diyen insanın bile gözlerinden yaşlarla birlikte içindeki karanlık akmaya başlar. Oradan çıkarken o beyaz tülbentli kadınların ruhunuzu temizlediği hissedersiniz. Kürdistan coğrafyasında hiç köy düğünlerine gittiniz mi? Gençlerin orkestra, davul zurna ya da kayıttan düğün müziklerine olan büyük ilgi ve isteklerine rağmen beyaz tülbentli kadınların tercihleri farklıdır. Bir kenarda 15-20 beyaz leçekli kadın halaya dikilir hem söyler hem de oynarlar. Sözlerinde, şarkılarında Kürtlerin yüzyıllık Cumhuriyet tarihi yatar. Şeyh Said’ten tutun, Seyid Rıza’ya koruculardan tutun, gerillalara kadar, Feqiyê Teyran’dan tutun, Aram Tigran’a Cigerxwen’a kadar Kürtlerin tarihleri, sanatçıları yatar. Enstrümansız koro halinde söylemeye başlarlar stranları (şarkı). Beyaz tülbentli Kürt kadınlarının halaylarında, stranlarında sözlü tarih yatar. Dinledikçe, izledikçe hem hayranlık duyarsınız en ‘cahil’ ve ‘güçsüz’ olarak tanımlanan Kürt kadınlarının/analarının gücüne, hafızasına ve dayanışma ruhuna hem de içten içe imrenirsiniz ve hayıflanırsınız; eğitimle, sosyal sınıf atlama ile dünyanın öbür ucuna gitmeyle velhasıl her türlü sonradan edinilmiş kazanım ve donanıma rağmen onlar gibi olamadığınız/olamayacağınız için… Yani beyaz tülbent Kürt kadınlarının rengidir beyazın içinde bütün renkleri barındıran. Beyaz tülbent Kürt kadınlarının kimliğidir içinde binlerce yıllık varlık mücadelelerini ve sömürgecilerin katliamlarını barındıran; unutmayan ve asla unutturmayan… Beyaz tülbent Kürt kadınıdır içinde cesareti, umudu, inancı barındıran…

Türkiye kamuoyunda beyaz tülbentli kadınlar ilk olarak Barış Anneleri ile görünür olmaya başladı. 1996 yılında çocuklarını yitirmiş gerilla anneleri barış için kitlesel eylemlerde bulunmaya başladılar. Başlarında beyaz tülbentleri ile Ankara’ya yürüdüler, Meclis’te oturdular, ağladılar, seslendiler, ağıtlar yaktılar; ama mücadelelerinden asla vazgeçmediler. Aralarına katılan her yeni yüreği dağlanmış anneyi sarıp sarmaladılar; acısına alışsın diye. Siz hiç Barış Annelerinin sohbetlerine kulak verdiniz mi? Sohbetlerinde acı vardır; çocuklarına yapılan zulmün acısı; sohbetlerinde dayanışma vardır, eylemlerin onlara verdiği dayanışma/dayanma gücü; sohbetlerinde cesaret vardır polisle, hakimle, savcıyla karşı karşıya kaldıklarında nasıl cesur durduklarının öyküleri. “Çocuklarımızın hatırına da olsa son nefesimize kadar barış diyeceğiz”, “evde oturduğumda çocuğumun anısına ihanet ettiğimi düşünüyorum, bu yüzden her barış eyleminde yer alıyorum”, “son nefesimizde önce şahadet getirip sonra barış barış diyerek can vereceğiz” diyen Barış Anneleri başlarındaki beyaz tülbentleri ile acılarına, çocuklarına, ülkelerine sahip çıkmak için mücadele ettiler/ediyorlar.

18 Aralık 2015 tarihinde 11 çocuk anası 50 yaşında bir kadın sokak ortasına düştü; başından beyaz tülbendi kayarken bedeni kan kaybetmeye başlamıştı; ülkesinin hakkı, hukuku, adaleti ve özgürlüğü kaybettiği gibi. Yedi gün boyunca Taybet (İnan) Ana’nın bedeni sokak taşlarının üzerinde kaldı; ailesi dokunamadı ona, başından düşen kana bulanmış beyaz tülbendini başına saramadı. Barışın simgesi, Kürt kadınların bütün renklerini içinde barındıran beyaz tülbent kana bulandı. Şimdi hangi beyaz tülbende baksam Taybet Ana’nın kanlı tülbendinin gölgesini görüyorum yüreğimde ince bir sızı olarak.

Evet, 6 Temmuz’da Remziye (Tosun) başında beyaz tülbendi ile TBMM’de yemin ederken Kürt kadını tarihinde önemli bir eşiğe gelindi. Barışın simgesi olan beyaz tülbent, savaşın, kanın ve şiddetin simgesine dönüştürülen beyaz tülbent; Remziye Tosun nezdinde Meclis’te Kürt kadınlarının başarısının, gücünün, cesaretinin ve varlıklarının simgesine dönüştü. Remziye Tosun nezdinde Taybet Ana Meclis’e girdi, Barış Anneleri Meclis’e girdi. Sözlü tarihçilerimiz olan Kürt kadınları Meclis’e girdi. Remziye Tosun ile annem Meclis’e girdi, bütün beyaz tülbentli Kürt kadınları Meclis’e girdi.

Her bijî Remziye, her bijî beyaz tülbent/leçek/laçik/melhef…

*Siyaset Bilimci, ihraç edilmiş Barış Akademisyeni, HDP Diyarbakır Milletvekili Adayı (idi).


* Forum kategorimiz çok çeşitli türde içeriğe açıktır. Gazete Duvar'ın editoryal politikasıyla uyumlu olmak zorunda değildir.