Yurt dışında yaşayan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının oy kullanma serüveni

Yurt dışında yaşayanların Türkiye’deki seçimlere katılım serüveni, 29 Kasım 1987'deki milletvekili genel seçimi ile başladı. Geride kalan son 30 yılda, Türkiye’de 10 milletvekili genel seçimi, 3 halk oylaması ve 1 cumhurbaşkanı seçimi yapıldı. 2014'ten önceki seçimlerde, yurt dışında yaşayanların çok azının sandık başına gittiği görülmektedir.

Alisait Yılkın*

Bu yazıda, yüksek lisans ve doktora tez çalışma alanım olması nedeniyle üzerinde daha fazla bilgi sahibi olduğunu düşündüğüm “Yurt dışında yaşayan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının siyasete katılımını” analiz etmeye çalışacağım. Yaklaşık 40 yıla yakın bir süredir Türkiye kamuoyu ile Türkiye kökenli göçmenlere ev sahipliği yapan ülke kamuoyları tarafından sıkça tartışılan “Göçmenlerin siyasete katılım” meselesini Türkiye perspektifinden sırası ile; 1- Tarihsel Süreç, 2- Seçimlere Katılım Oranları, 3- Oy Kullanma Davranışları Etkileyen Faktörler alt başlıkları altında, kısa da olsa, irdelemeye çalışacağım. Peki neden böyle bir yazı yazma ihtiyacı duydum? Bunun temel nedeni her seçim döneminde, yurt dışında yaşayanların oy kullanma hakkı üzerine bilgisi olduğunu düşünen “göç ve seçim uzmanları”nın ortaya çıkması.

Bunların neden olduğu bilgi kirliliği sonucunda, diğer meselelerdeki gibi, bu konu hakkında Türkiye toplumu sağlıklı bilgiye sahip olamamakta, hatta yalan yanlış bir bilgi yığınına maruz kalmaktadır. İşin hazin tarafı ise, bu eksik, yalan veya yanlış bilgiye sahip olanlar, bu bilgi yığınına canı gönülden inanmaya ve de çevresinde olanlara da bu bilgileri aşılamaya başlamaktadır. Bana göre, bir ülkenin komşu ülke ile savaşa tutuşması, ekonomisinin kötüye gitmesi veya demokrasi kanallarını yeterince işletilememesi gibi durumlar için her zaman bir çare bulmak mümkündür; ama toplumun eksik veya yanlış bilgi edinmesi sonucunda oluşacak hasarın izlerini silmek imkânsız gibi bir şeydir.

TARİHSEL SÜREÇ: YAPILAN YASAL DÜZENLEMELER

IDEA’nın, Uluslararası Demokrasi ve Seçim Destek Enstitüsü, yurt dışından oy kullanma durumunu şöyle tanımlamaktadır: “Bir ülkenin, geçici veya sürekli olarak ülke dışında yaşayan seçmen kitlesinin bir kısmının veya tümünün oy hakkını ülke toprakları dışında kullanmasına olanak tanıyan kanun ve usullerde yapılanan düzenlemelerdir.” Türkiye Cumhuriyeti Anayasa’sının 67. maddesinde de açıkça yazıldığı üzere “T.C. vatandaşı olan her bir birey, kanunda gösterilen şartlara uygun olarak, seçme, seçilme ve bağımsız olarak veya bir siyasi parti içerisinde siyasi faaliyette bulunma ve halk oylamasına katılma hakkında sahiptir.” Fakat, anayasada yer alan bu açık maddeye rağmen, 1961 yılında Almanya ve de takip eden yıllarda Avusturya, Belçika, Fransa ülkeleri ile yapılan “İşgücü Anlaşmaları” çerçevesinde yurt dışına göç eden ve göç edilen ülkelere kalıcı olarak yerleşen ve de Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığını devam ettirenler uzun bir zaman seçme ve seçilme hakkından yararlanamadı. Çeşitli mecralarda tartışılan bu hak, 1984 yılında, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bünyesinde görev yapan Can Ünver ile Murat Soyaslan’ın hazırlamış olduğu bir rapor sayesinde ete kemiğe bürünmeye başladı. Sunulan bu rapor ışığında, 25 Mayıs 1987 yılında, Türkiye kamuoyu tarafından 298 Sayılı Kanun olarak bilinen, Seçimlerin Temel Hükümleri Ve Seçmen Kütükleri Kanunu’nun 6. maddesine yapılan bir ekleme ile Türkiye dışında yaşayan ve de Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığına sahip olanların, halk oylaması ile milletvekili genel seçimlerde oy kullanmalarının önündeki engel kaldırıldı. Öte yandan, 298 Sayılı Kanun’un 14. maddesi çerçevesinde görev ve yetkileri belirlenen YSK, yurt dışında kurulacak seçim sandıklarına karşı fiili veya yasal engeller ile karşılaşma ihtimalini öne sürerek, yurt dışında yaşayanların seçim dönemlerinde sadece sınır kapılarına kurulacak olan seçim sandıklarında oy kullanılmasına izin verdi. Fakat, yurt dışında yaşayanların seçimlerde oy kullanabilmek için Türkiye’ye gitme gerekliliği, yukarıda vurguladığım IDEA’nın “yurt dışından oy kullanma” kavramı ile bağdaşmamıştır. Bu yüzden, sadece sınır kapılarında oy kullanılması nedeniyle 1987 ile 2014 yılları arasında yapılan halk oylaması ile milletvekili genel seçimlerinde oy kullanan seçmen sayısı hep düşük seviyelerde kalmıştır. Öte yandan YSK, 1987 ile 2018 yılları arasında 298 Sayılı Kanun’a, yurt dışı seçmenler ile ilgili olarak toplamda 58 ekleme veya çıkarma yaptı. Bu değişiklikler ile yurt dışında yaşayan ve seçmen listesinde kaydı olanların daha rahat bir şekilde oy kullanmaları sağlamaya çalışıldı. Bana göre, YSK’nın yaptığı düzenlemelerden ikisi “yurt dışından oy kullanma” kavramı açısından birer “devrim” niteliğindedir. Bu maddeler, 2008’de yürürlüğe konulan “Yurt Dışı Seçmen Kütüğü”nün oluşturulması ile 2012’de kabul edilen, genel ve halk oylaması seçim dönemlerinde “Dış temsilciliklerinde kurulacak seçim sandıkları” ile ilgili düzenlemelerdir. Örneğin, 2008’deki düzenleme sayesinde, takip edilen yıllarda yapılan seçimlerde yurt dışında yaşayan seçmen sayısı net olarak öğrenilmeye başlandı. Buna ek olarak; 2012’deki değişiklik sayesinde ise, daha önceki seçimlerde yurt dışından seçimlere katılım oranları yüzde 5 ila 8 düzeylerinde gezinirken, bu yasal düzenleme sonrası yapılan 2014 cumhurbaşkanı seçiminde, eksiklikler olmasına rağmen, seçime katılım oranı yüzde 19’a çıktı.

YURT DIŞINDA YAŞAYAN SEÇMENLERİN SEÇİMLERE KATILMA ORANLARI: 1987-2017

Siyasal katılım nedir ve hangi şekillerde gerçekleşir? Siyasal katılımı, kabaca, oy kullanma, seçimlerde bir parti içerisinde veya bağımsız aday olma, gösteri yürüyüşlerine, boykotlara veya parti mitinglerine katılma gibi siyasal aktiviteler olarak tanımlamak mümkündür. Ayrıca siyasete katılım, günümüzde sadece iç siyaset alanında değil, aynı zamanda “ulus-ötesi” bir düzeyde de gerçekleşmektedir. Bu bölümde, ulus ötesi kavramı çerçevesinde, 1987-2018 döneminde yurt dışında yaşayanların Türkiye’de yapılan milletvekili genel seçimleri, halk oylaması ve de cumhurbaşkanı seçimlerine sadece “seçmen” olarak katılım oranlarını detaylı olarak incelemeye çalışacağım. Çünkü, yürürlükteki yasalar nedeniyle, Türkiye sınırları dışında yaşayanların sadece “seçme hakkı” bulunmaktadır. Örneğin, yurt dışı seçim bölgesinin hâlâ oluşturulamaması nedeniyle, yurt dışında yaşayan biri Fransa veya Almanya’daki göçmenleri temsil amacıyla aday olamamaktadır. Yurt dışında yaşayanların Türkiye’deki seçimlere katılım serüveni, 29 Kasım 1987’deki milletvekili genel seçimi ile başladı. Geride kalan son 30 yılda, Türkiye’de 10 milletvekili genel seçimi, 3 halk oylaması ve 1 cumhurbaşkanı seçimi yapıldı. 2014’ten önceki seçimlerde, yurt dışında yaşayanların çok azının sandık başına gittiği görülmektedir. Aşağıda yer alan ilk tabloda, 1987 ile 2007 yılları arasındaki seçimlerde sadece gümrük kapılarına kurulan sandıklarda oy kullanan seçmen sayısı detaylı bir şekilde görülmektedir.

 

Tablo 1’de de açıkça görüldüğü üzere, 1987 ila 2007’de yapılan 6 milletvekili genel seçimlerine yurt dışında yaşayan seçmenlerin katılım oranı tam olarak bilinmemektedir. Çünkü, “Yurt dışı seçmen kütüğü” ile ilgili düzenleme; ancak 2008 yılında 298 Sayılı Kanun’a yapılan bir ekleme ile mümkün oldu. Burada dikkatimizi çeken bir diğer nokta ise, kayıtlı seçmen sayısının da bilinmemesi. Şimdi düşünün bir ülkenin 3 milyona yakın vatandaşı ülke sınırları dışında yaşıyor; ama aynı ülke bu vatandaşlarının sayısını 30 yıldan fazla bir süre tam olarak bilmiyor! Ayrıca, 1987’de yurt dışında yaşayanların oy kullanmasının önündeki kanuni engel kaldırılıyor ama başka bir yönetmelik ile de bu hak engelleniyor. Ve bu engelleyici yönetmelik; ancak 30 yıl sonra kaldırılıyor. Trajikomik değil mi? Neyse devam edelim…

.

.

.

Tablo 2, 4 ve kısmen de olsa tablo 3’te açıkça görüleceği üzere, 2008’de “Yurt dışı seçmen kütüğü” oluşturulması ile ilgili yasal bir düzenleme yapılması ve de 2012’de “Yurt dışı temsilciliklerinde oy kullanma” olanağının hayata geçirilmesi ile hem yurt dışında yaşayan kayıtlı seçmen sayısı net olarak bilinmeye başlandı hem de daha önceki seçimlerde yüzde 5’ler civarında olan yurt dışından siyasete katılım oranı, 2017 halk oylamasında yüzde 47’nin üzerine çıktı. Aşağıdaki tablo 5’te, Türkiye sınırları dışında yaşayan ve en fazla Türkiye kökenli seçmen barındıran 10 ülkede sandık başına giden toplam seçmen sayısı görülmektedir.

.

Yukarıdaki bilgilerden de anlaşılacağı üzere, yapılan yasal düzenlemeler sayesinde yurt dışından oy kullanan seçmen sayısı düzenli olarak artmaktadır. Bu verilerden de anlaşılacağı üzere, yurt dışında yaşayan Türkiye kökenlilerin büyük bölümü Türkiye ile bağlarını hâlâ devam ettirmektedir. Bana göre, belki çok iddialı bir öngörü olacak, ilerleyen yıllarda yurt dışından Türkiye’de yapılan seçimlere katılım oranı daha da artacaktır. Hatta, yurt içi seçmen katılım oranlarını yakalaması kuvvetle muhtemeldir. Başka ülkelerin göçmen vatandaşlarının siyasete katılımı örneğinden yola çıkarak benim öngörüme mutlaka karşı çıkanlar olacaktır; ancak burada konuştuğumuz meselenin dinamiklerinin tamamen farklı olduğunu aklımızda tutmamızın faydalı olacağını düşünüyorum. Bu genel bilgilerden sonra Türkiye ve de göçmen kökenlilerin içerisinde bulunduğu kamuoyları tarafından en fazla merak edilen konuya geçebiliriz. Sadece “seçme” hakkı olan Türkiye kökenli göçmenler, Türkiye’de yapılan seçimlerde hangi siyasi partileri tercih etmektedir? Ve neden?

GÖÇMEN KÖKENLİ SEÇMENLERİN OY KULLANMA DAVRANIŞ ANALİZİ

.

2007’deki halk oylaması sonucunda cumhurbaşkanının TBMM’de grubu bulunan siyasi parti milletvekilleri yerine halk tarafından seçilmesine karar verildi. 2014’te ilk defa cumhurbaşkanı doğrudan seçmen tarafından seçildi. Bu seçimde, yurt dışında yaşayanlar hem yurt dışı temsilciliklerinde hem de sınır kapılarında oluşturulan sandıklarda oy kullandı. YSK verilerine göre, bu seçim döneminde yurt dışı seçmen kütüğüne kayıtlı seçmen sayısı 2 milyon 798 bin 726 ve toplam sandık başına giden seçmen sayısı da 528 bin 416 olarak kayıtlara geçti. Bahsi geçen seçimlerde yurt dışındaki seçmenler tarafından kullanılan oyların 329 bin 317’sini Recep Tayyip Erdoğan, 153 bin 553’ünü Ekmeleddin İhsanoğlu ve 43 bin 689’unu Selahattin Demirtaş aldı. Ve katılım oranı da yüzde 18,9 oldu. Bana göre, HDP’nin cumhurbaşkanı adayı Selahattin Demirtaş’ın yurt içi ve de yurt dışı seçmeninden gördüğü ilgi sonrası, HDP 2015’teki seçimlere yüzde 10 seçim barajı nedeniyle “bağımsız adaylar” formülü yerine bir siyasi parti olarak katılma kararı aldı. Burada yeri gelmişken söylemekte fayda var. 1 Kasım 2015’teki “Erken seçim”de HDP’nin yüzde 10 seçim barajını aşmasında yurt dışından HDP’yi tercih eden seçmenler etkili oldu.

.

YSK’nın ilan ettiği sonuca göre, 7 Haziran 2015’teki 25. dönem milletvekili genel seçimleri için seçmen kaydı yurt dışında bulunan seçmen sayısı 2 milyon 866 bin 979’du. Bu seçmenlerin oy kullanabilmeleri için 8 Mayıs ila 7 Haziran 2015’te yurt dışındaki 112 temsilcilik ile 33 gümrük kapısında toplam 3 bin 360 sandık kuruldu. Yine YSK’nın verilere göre, yurt dışı kayıtlı seçmenlerden 931 bin 646’sı bulunduğu ülkelerde oy kullanırken 124 bin 432 seçmen ise gümrük kapılarında oy kullandı. Ve oy kullanan toplam seçmen sayısı 1 milyon 56 bin 78, katılım oranı ise yüzde 35,9 oldu.

Oyların dağılımına baktığımızda seçmenlerin 519 bin 664’ü AKP, 211 bin 355’i HDP, 179 bin 458’i CHP ve 96 bin 451’inin de MHP’yi tercih ettiğini görmekteyiz. Kalan 49 bin 150 seçmenin de Vatan Partisi, Saadet Partisi, Liberal Demokrat Parti gibi TBMM’de grubu bulunmayan siyasi partileri tercih ettiği görülmektedir. Burada şu an halihazırda TBMM’de grubu bulunan partilerin aldıkları oylar detaylandırılmıştır. Bu verilere ek olarak, 1 Kasım 2015’teki “erken seçimdeki” duruma baktığımızda ise karşımıza şöyle bir tablo çıkmaktadır:

.

YSK’nın ilan ettiği sonuca göre, 1 Kasım 2015’teki 26. dönem milletvekili genel seçimleri için seçmen kaydı yurt dışındaki seçmen sayısı 2 milyon 899 bin 69’du. Bu seçmenlerin oy kullanabilmeleri için 8 Ekim ila 25 Ekim 2015’te yurt dışındaki 113 temsilcilik ile 35 gümrük kapısında toplam 3 bin 368 sandık kuruldu. YSK’nın verilerine göre, yurt dışı kayıtlı seçmenlerden 1 milyon 159 bin 871’i bulunduğu ülkelerde, 138 bin 454 seçmen ise, gümrük kapılarında oy kullandı. Ve oy kullanan toplam seçmen sayısı 1 milyon 424 bin 276, seçime katılım oranı ise yüzde 44,7 oldu. Kullanılan oyların dağılımına baktığımız zaman, yurt dışı seçmenlerinin 722 bin 532’si AKP, 233 bin 882’si HDP, 210 bin 907’si CHP ve de 91 bin 667’sinin de MHP’yi tercih ettiğini görmekteyiz. Buna ek olarak kalan 165 bin 288 oy ise, TBMM’de grubu bulunmayan diğer partilere gitmiştir.

Şimdi de bu sayısal veriler ve saha araştırmalarım eşliğinde “yurt dışı seçmenlerin” parti tercihlerinde etkili olan etkenlere bakalım. Yurt dışındaki seçmenlerin oy kullanma davranışını etkileyen faktörleri “iç ve dış nedenler” olarak ikiye ayırmak mümkündür. İç nedenlerde aile ve jenerasyon, sosyal statü, eğitim durumu, cinsiyet, etnik ve dini kimlik gibi durumlar öne çıkarken, dış nedenlerde ise, parti programı, yapılan seçim kampanyaları, parti lideri, yaşanılan bölge ve içerisinde yaşadığı ülkenin Türkiye’ye karşı politikaları gibi sebeplerin öne çıktığını görmekteyiz. Fakat, yer kısıtlılığı nedeniyle, burada sadece iç nedenlerden “aile ve kuşak faktörü” ile dış nedenlerden “içerisinde yaşanılan ülkenin Türkiye’ye karşı takip ettiği politikalar” etkenini kısa da olsa, açıklamaya çalışacağım.

AİLE VE KUŞAK ETKİSİ

Yurt dışında yaşayan seçmenlerin parti tercihlerinde etkili olan nedenler incelendiğinde, en azından benim görüşme yaptığım seçmenler, ağırlıklı olarak bu tercihlerinde “aile etkisi” olduğunu söylemektedir. Bu tercih, bir aile meclis kararı olarak değil de daha çok ev içinde yapılan tartışmalar veya bilgi alışverişi sonucunda şekillenmektedir. Tabii burada hemen belirtmekte fayda var. Ailenin yapısı da çok önemlidir. Örneğin, çekirdek aile veya geniş aile içerisinde bulunma durumuna göre seçmenin oy kullanma davranışı da değişmektedir. Çünkü, oy kullanma davranışında geniş ailenin etkisi daha fazlayken çekirdek ailede yer alan seçmenlerde ise bu durumun tam tersi ortaya çıkmaktadır. Mesela, görüşme yaptığım ve geniş bir aile yapısı içerisinde yer alan bir seçmen (Yaş- 48) “Aman babam benim oy verdiğim partiyi bilmesin” demişti. Öte yandan, oy kullanma davranışında etkili olan ailenin etkisinin zamanla azaldığını söylemek mümkündür. Örneğin, 8 yıl önce master tezim için yaptığım saha araştırmasında ailenin etkisi olduğunu söyleyenlerin oranı şimdilerde azalmaya başlamıştır. Son dönemde ortaya çıkan bu durum da bizleri “kuşak etkisine” götürmektedir. Göç literatüründe hâlâ göçmen kuşakların nasıl tanımlanacağına veya sınıflandırılacağına dair ortak bir uzlaşma bulunmamasına rağmen, 1960’lı yılların başından itibaren Batı Avrupa ülkelerine doğru göç eden Türkiye kökenli göçmenleri “4 kuşak” çerçevesinde tanımlamaya çalışıyorum:

1. Türkiye’de doğmuş ve yetişkin olarak göç edenler
2. Türkiye’de doğmuş ama çocuk yaşta aile ile göç edenler
3. Göç edilen ülkede doğanlar
4. Göç edilen ülkede doğanların çocukları

Bana göre, 1 ve 2. kuşak içerisinde yer alanların oy kullanma davranışında ailenin etkisi fazla olurken, 3 ve 4. kuşaklarda (seçme yeterliliği olanlar) ise, bu etkinin neredeyse sıfıra yakın olduğu görülmektedir. Özellikle, son kümelemeler içerisinde yer alan seçmenlerin, bulundukları ülkenin resmi diline daha fazla hâkim olmaları ve de teknolojik aygıtları daha rahat kullanmaları sebebiyle, Türkiye’de yapılan seçimleri ve yapılan siyasi-ekonomik tartışmaları farklı mecralardan daha kolay takip ettikleri görülmektedir. Örneğin, 2014 yılında yapılan cumhurbaşkanı seçiminde bu durum net olarak görüldü. Hatırlanacağı üzere, YSK’nın yurt dışı temsilciliklerde oy kullanmak isteyen seçmenlerin internet üzerinden güncel adres beyanında bulunması ve de konsolosluklardan randevu alma şartını istemesi üzerine, ağırlıklı olarak 1. kuşak göçmenler arasında oy kullanan seçmen sayısı az oldu. Bu kuşakların tercih ettikleri partilere baktığımız zaman, 1.kuşağın büyük bir çoğunluğunun daha çok sağ yelpazede siyaset yapan partileri ve 2. ve 3. kuşağın ise, daha çok sol kesimde yer alan partileri tercih ettiğini görmekteyiz.

YAŞADIKLARI ÜLKENİN TÜRKİYE’YE KARŞI DIŞ POLİTİKASI

Göçmen seçmenlerin yaşadıkları ülkenin siyasi partileri ile hükümetlerin Türkiye’ye karşı izlediği dış politikaya göre de oy kullandığı görülmektedir. Bunun en iyi örneğini, 2017 yılında yapılan halk oylaması sırasında görüldü. Hatırlanacağı üzere, bu halk oylamasının seçim kampanyası döneminde yurt dışı seçmenlere miting yapmak isteyen AKP hükümeti bakanlarına Almanya ve Hollanda’nın izin vermemesi, Türkiye ile bu ülkeler arasında kriz yaşanmasına neden olmuştu. Bana göre, yaşayan bu kriz sonrası halk oylamasında “evet” yönünde tercih edenlerin sayısı artmıştır. Örneğin, 1 Kasım 2015 tarihinde mevcut siyasi iktidarının yurt dışı seçmenden aldığı oy miktarı 722 bin 532 iken, 2017 halk oylamasında AKP’nin desteklediği “evet” cephesinin aldığı oy yaklaşık 55 bin artarak 778 bin 833 oldu. Aynı şekilde, aynı ülkelerin iktidarda bulunan AKP’ye karşı daha müsamahalı politikalar izlediğini düşünen seçmenler de normal zamanlardaki oy kullanma davranışının tam tersi yönde oy kullandığı durumlarda ortaya çıkmaktadır. Örneğin, geçen ay görüşme yaptığım bir görüşmeci “daha önceki seçimlerde AKP’yi tercih ettiğini ama bu seçimde HDP’ye oy vereceğini” ve bunun nedenini de “son yıllarda Almanya’nın izlediği dış politikaya bağladığını” söyledi. Bu ve buna benzer örnekleri çoğaltmak mümkündür; ancak Almanya, Hollanda veya diğer ülke hükümetlerinin “bu ülkelerde yapılmak istenen seçim kampanyalarına” izin vermemesini de anlayışla karşılamak gerektiğini düşünüyorum çünkü, Türkiye kökenlilerin içerisinde yaşadığı Alman veya Fransız toplumunun büyük bir bölümü, siyasi partilerin Türkiye’dekine benzer seçim mitingleri yapılmasına izin verilmesine karşı bir duruş sergilemektedir. Örneğin, sohbet ettiğim birçok Alman “seçim mitinglerinin Almanya’da yapılmasını tasvip etmediğini” söylemektedir. Ayrıca, yürürlükteki kanun ve yönetmeliklere göre, siyasi partilerin Türkiye sınırları dışında seçim miting veya propaganda yapması yasaktır. Bu da ayrı bir paradoks…

SONUÇ

24 Haziran 2018 tarihinde bir “erken seçim” yapılacağını öğrendiğim zaman, bu seçim yarışının, yurt dışı seçmenler açısından, AKP ile HDP adlı siyasi partiler arasında geçeceğini düşünüyordum. Benim böyle bir düşünceye yönelmeme sebep olan neden ise, 2014 Cumhurbaşkanı seçiminde HDP’nin (Selahattin Demirtaş) aldığı oy miktarının, 1 Kasım 2015’teki seçimde altı kat arttığını bilmemdi. Fakat, CHP, İyi Parti ve Saadet Partisi’nin hem seçim ittifakı yapmaları hem de kendi Cumhurbaşkanı adaylarını ilan etmesi ile bu partilerin de seçim yarışında etkin bir şekilde yer aldığını görmekteyim.

*Bielefeld Üniversitesi, Doktora Adayı

 


* Forum kategorimiz çok çeşitli türde içeriğe açıktır. Gazete Duvar'ın editoryal politikasıyla uyumlu olmak zorunda değildir.