16 yılda İsrail ilişkileri: Bolca hamaset tam gaz ticaret

AKP’nin iktidara geldiği 2002’den bu yana Türkiye ile İsrail arasındaki ticaret hacmi yaklaşık 2,5 kat büyüdü, hatta ithalat ve ihracatın en hızlı büyüdüğü dönem diplomatik ilişkilerin dibe vurduğu 2010 ve 2011 yıllarında gerçekleşti. İçinde bulunduğumuz Kudüs krizinin de zararı Filistinlilere, kârı ise Erdoğan ve Netanyahu’ya kalırken, geriye dönüp yıl yıl, Türkiye ile İsrail arasındaki önemli siyasi ve ticari gelişmeleri hatırlamak ve hatırlatmak gerekiyor. Geçen 16 yılın siyasi özeti “bolca hamaset, tam gaz ticaret”.

Efe Kerem Sözeri

ABD’nin Kudüs’ü İsrail’in resmi başkenti olarak tanıması ve büyükelçiliğini buraya taşıması Filistin sorununu bir çıkmaza sürüklerken, Türkiye – İsrail diplomatik ilişkilerinde de yeni bir krize yol açtı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu arasında Twitter üzerinden yürütülen söz düellosu bu krize sansasyon katıyor olsa da, Erdoğan İsrail için “terör devleti” ve “işgalci” gibi ifadeleri daha önce de pek çok kez kullanmış, İsrail hükümetleri ise Türkiye’nin Ermeni ve Kürt katliamlarını hatırlatıp AKP’nin Hamas’a verdiği desteğin “terörü desteklemek” anlamına geldiği eleştirisini defalarca dile getirmişti.

Ankara bu son krizde şimdilik sadece İsrail büyükelçisinin ve İstanbul’daki başkonsolosunun “bir süreliğine” ülkelerine dönmesini istedi, Washington ve Tel Aviv büyükelçilerini de Ankara’ya geri çağırdı. Karşılığında İsrail de Türkiye’nin Kudüs’te bulunan ve Filistin halkıyla muhatabı olan başkonsolosunun “belirsiz bir süreliğine” ülkeden ayrılmasını talep etti. Elçiler dışında konsolosların da ülkelerine gönderilmesi bir ilk.

İsrail ayrıca Türkiye’den tarım ürünleri ithalatını durdurdu ve vatandaşlarına “Türkiye’ye gitmeyin” çağrısında bulundu. TBMM’de muhalefet partilerinin talep ettiği, İsrail’le imzalanan ikili anlaşmaların iptal edilmesi ve İsrail’e ekonomik yaptırımlar uygulanması ise AKP ve MHP milletvekillerince reddedildi. Erdoğan, İsrail’te ticari ilişkilerin 24 Haziran seçimlerinden sonra gözden geçirileceğini söyledi.

Erdoğan somut adımlar atmak yerine Twitter üzerinden polemiğe girmekle Türkiye’nin uluslararası alandaki etkisini daha da zayıflatıyor. Ama zaten bu açıklamaların asıl seyircisi İsrail veya uluslararası kamuoyu değil, Türkiye’deki seçmen. İktidar partisinin başka bir ülkeyi protesto etmek için İstanbul ve Diyarbakır’da mitingler düzenlemesi de aynı amacı taşıyor: Yüz yıllık Filistin meselesi siyaseten Hamas’s ve onun temsil ettiği İslam’a indirgenecek, Yahudi düşmanlığıyla beslenen Müslüman milliyetçi seçmenin gazı alınacak, sonuç olarak Gazze’deki insan hakları sorunu bir iç politika mezesi olarak tüketilecek. Aynı 2009 ve 2014’te olduğu gibi.

Fakat AKP iktidarda bulunduğu 16 yıl içerisinde seçimler öncesinde pek çok diplomatik kriz çıkarırken, ekonominin yaslandığı küresel sermayeyi hep korudu. Erdoğan’ın kullandığı sert dil dahi Türkiye’nin ticari ilişkilerini etkilemedi. Çünkü Erdoğan kendi seçmeni önünde esip gürlerken yabancı sermayeye karşı hep davetkar bir dil kullandı, AKP hükümetleri muhalefetin siyasi haklarını adım adım kısıtlarken Türkiye’deki ekonomik haklar sistemini yatırımcılar için iyileştirdi. Seçimler geçip kriz soğuyunca Erdoğan’ın bozduğu ilişkileri tamir etmek de ilgili bakanların yaptığı açıklamalara ve ikili görüşmelere bırakıldı.

İsrail ile yaşanan krizlerde de aynısı geçerli: AKP’nin iktidara geldiği 2002’den bu yana Türkiye ile İsrail arasındaki ticaret hacmi yaklaşık 2,5 kat büyüdü, hatta ithalat ve ihracatın en hızlı büyüdüğü dönem diplomatik ilişkilerin dibe vurduğu 2010 ve 2011 yıllarında gerçekleşti.

İçinde bulunduğumuz Kudüs krizinin de zararı Filistinlilere, kârı ise Erdoğan ve Netanyahu’ya kalırken, geriye dönüp yıl yıl, Türkiye ile İsrail arasındaki önemli siyasi ve ticari gelişmeleri hatırlamak ve hatırlatmak gerekiyor.

KRONOLOJİ: AKP DÖNEMİNDE TÜRKİYE-İSRAİL İLİŞKİLERİ

2002: Heron gölgesinde ticaret
2003: İsrail’in ‘Erdoğan’ adlı helikopteri
2004: Erdoğan: İsrail “devlet terörü” uyguluyor
2005: Erdoğan Kudüs’te: “Antisemitizm insanlık suçudur”
2006: Hamas seçimleri kazandı
2007: Peres TBMM’de: “Türkiye Gazze’yi terörden kurtarabilir”
2008: Gazze’ye “Dökme Kurşun” operasyonu
2009: Erdoğan Davos’ta: “One minute!”
2010: Mavi Marmara baskını
2011: İlişkiler maslahatgüzar seviyesinde
2012: Haniye AKP meclis grubunda
2013: Erdoğan: “Siyonizm insanlık suçudur”
2014: Gazze harekatı: 2251 Filistinli öldürüldü
2015: Doğal gazlı normalleşme
2016: Mavi Marmara tazminatı
2017: Türkiye-İsrail doğal gaz boru hattı
2018: Beklenen kriz, beklenen seçim

2002: HERON GÖLGESİNDE TİCARET

AKP iktidara geldiğinde, 1996’da imzalanan askeri işbirliği anlaşmasının meyveleri toplanıyordu. İsrail’den satın alınan insansız Heron uçakları PKK ile mücadelede kullanılırken, Mart 2002’de M-60 tanklarının modernizasyonu ihalesi de bir İsrailli firmaya verilmişti.

İsrail’le ilişkiler, aynı zamanda Ermeni Soykırımı’nın tanınmasına karşı yürütülen lobi faaliyetleri için de önem taşıyor, ABD’deki Yahudi örgütleri Türkiye adına senatoya ve Beyaz Saray’a baskı yapıyordu. İsrail’in Batı Şeria işgali sırasında Bülent Ecevit’in meclisteki bir konuşmasında söylediği “Filistin halkına soykırım uygulanıyor” ifadesini Yahudi lobi örgütlerinden özür dileyerek geri alması bu bağlantı hakkında fikir verebilir.

2003: İSRAİL’İN ‘ERDOĞAN’ ADLI HELİKOPTERİ 

AKP iktidarının ilk iki yılında İsrail ile ilişkiler, bir önceki hükümetin belirlediği sınırlar ve şartlar çerçevesinde gelişti.

İsrail-Rus yapımı bir askeri helikopterin Türkiye’de üretilme projesi ve bunun için adının “Erdoğan” olarak değiştirilmesi, Manavgat Nehri’nden İsrail’e su satılması anlaşması gibi gelişmeler, var olan ilişkiyi geliştirme niyetini gösteriyordu. İsrail gazetelerinde Erdoğan, İslam ile demokrasiyi buluşturacak bir lider olarak övülüyordu.

2004: ERDOĞAN: İSRAİL ‘DEVLET TERÖRÜ’ UYGULUYOR

Erdoğan Ocak 2004’te ABD’deki en büyük Yahudi lobi gruplarından biri olan American Jewish Congress’in (AJC) verdiği cesaret ödülüne layık görüldü. HSBC’nin New York ofisinde düzenlenen törendeki konuşmasında Erdoğan, Kasım 2003’te El Kaide Türkiye yapılanması tarafından İstanbul’daki iki sinagog ve HSBC binasına yönelik gerçekleştirilen bombalı saldırıları hatırlatarak, bu ödülün teröre karşı bir mesaj olduğunu, Türkiye’deki Yahudi vatandaşların güvenlik endişesi taşımasına gerek olmadığını söyledi.

AKP dönemindeki ilk kriz ise bundan birkaç ay sonra, Erdoğan’ın İsrail’i “devlet terörü”yle suçlamasıyla geldi. Bu suçlamanın sebebi, Mart ve Nisan aylarında Hamas liderlerinin hava bombardımanı ile öldürülmesi, Mayıs ve Aralık’ta ise İsrail ordusunun silah kaçakçılığını önleme iddiasıyla Gazze’de bulunan Han Yunus ve Refah mülteci kamplarına saldırılar düzenlemesiydi.

İsrail merkezli insan hakları örgütü B’Tselem verilerine göre 2004 yılında İsrail operasyonlarında 820 Filistinli öldürüldü. T.C. Ekonomi Bakanlığı verilerine göre ise yıl sonunda Türkiye ile İsrail arasındaki ticaret hacmi bir önceki yıla göre yüzde 31 artarak 2 milyar dolara ulaştı.

2005: ERDOĞAN KUDÜS’TE: ‘ANTİSEMİTİZM İNSANLIK SUÇUDUR’

Mayıs 2005’te Başbakan Erdoğan, Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül, Sanayi ve Ticaret Bakanı Ali Coşkun ve çok sayıda iş insanı resmi görüşmeler için Tel Aviv ve Kudüs’e gitti.

Erdoğan’ın muadili, 2000 yılında El Aksa’ya baskın bir ziyaret gerçekleştirip İkinci İntifada’yı tetikleyen sağcı Likud partisi lideri Ariel Şaron’du.

Görsel: İsrail Hükümeti Basın Ofisi

 

Şaron ile ikili görüşmenin ardından Erdoğan, “Antisemitizm (Yahudi karşıtlığı) bir insanlık suçudur” ifadesini kullanırken, Şaron, İslam Konferansı Örgütü (şimdiki İslam İşbirliği Teşkilatı) içinde Türkiye’nin ılımlı seslere liderlik edeceğini umduğunu ve iki ülke arasındaki ticareti geliştireceklerini kaydetti.

Aynı görüşmede Erdoğan, Şaron’un Gazze ablukasını başlatan Çekilme Planı’nı desteklediğini, ancak bunun Filistinlilerle koordineli bir şekilde yapılması gerektiğini belirtti.

Aynı dönemde İsrail üretimi Heron insansız hava araçlarının modernleştirilmesi için bir anlaşma imzalandı; Tüpraş’ın devlete ait yüzde 14 hissesi İsrailli Ofer grubuna satıldı, aynı grup, Galataport ve Kuşadası limanı ihalelerini de kazandı. (Bu satış ve ihaleler sonradan idare mahkemelerince iptal edildi.)

Haziran 2005’te ABD merkezli ırkçılık ve ayrımcılık karşıtı Yahudi sivil toplum kuruluşu Anti-Defamation League (ADL) soykırım döneminde Yahudileri kurtaran tüm Türk diplomatlar adına Erdoğan’a bir ödül verdi. Erdoğan burada yaptığı konuşmada “Antisemitizmin Türkiye’de yeri yoktur” ve “Yahudi soykırımı tarihteki en büyük suçtur” dedi.

Görsel: Anti-Defamation League

 

2006: HAMAS SEÇİMLERİ KAZANDI

Hamas’ın Ocak 2006’da Filistin seçimlerini kazanmasından iki hafta sonra, örgütün lideri Halid Meşal, Erdoğan’ın o dönemki dış politika danışmanı Ahmet Davutoğlu’nun arabulucuğunda Ankara’ya resmi bir ziyaret gerçekleştirdi.

İsrail dışişleri bu ziyareti “biz Abdullah Öcalan ile görüşsek ne hissedersiniz” diyerek eleştirdi.

Haziran ayında İsrail Gilad Şalit adlı bir askerinin kaçırılmasından sorumlu tuttuğu Hamas’a yönelik bir operasyon düzenleyerek, parti bakan ve milletvekillerini “terör örgütü üyeliği” suçlamasıyla hapse attı, Gazze’deki elektrik, su ve ulaşım altyapısına zarar verdi.

Buna rağmen Türkiye ve İsrail, 1996’da imzalanan Serbest Ticaret Anlaşması’nı geliştirerek pek çok tarım ürünündeki gümrük vergisini kaldırdı.

2007: PERES TBMM’DE: ‘TÜRKİYE GAZZE’Yİ TERÖRDEN KURTARABİLİR’

2007 Nisan ayında Türkiye – İsrail serbest ticaret anlaşmasının kapsamına yeni ürünler eklendi.

Bu arada Filistin’in devletleşme mücadelesini on yıllardır sürdüren Filistin Kurtuluş Örgütü (El Fetih) ile 2006 seçimlerini kazanan Hamas arasındaki iktidar mücadelesi silahlı çatışmaya dönüştü. Haziran ayı itibariyle Batı Şeria El Fetih, Gazze ise Hamas kontrolüne girdi.

Kasım 2007’de İsrail Devlet Başkanı Şimon Peres, TBMM’de bir konuşma yaparak, “Türkiye Gazze Şeridi’nin terör dehşetinden ve ateşlenen füzelerden kurtulmasına, kaçırılan İsrail askerlerinin iadesine ve 1.5 milyon Filistinli’nin normal hayatlarına dönmesine de katkıda bulunabilir” dedi.

.

Türkiye bu ziyaret kapsamında Peres ile Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ı da Ankara’da buluşturmuş ve daha aktif bir arabuluculuk rolü üstlenmişti.

2008: GAZZE’YE ‘DÖKME KURŞUN’ OPERASYONU

Mart 2008’te Ankara, İsrail ile Suriye arasında da barış için arabuluculuk yapmaya başladı.

Aralık’ta İsrail Başbakanı Ehud Olmert Ankara’ya resmi bir ziyaret düzenledi ve ülkesinin Suriye ile yakınlaşmasında önemli mesafe kaydedildi.

Fakat bu ziyaretten birkaç gün sonra İsrail ordusu, Gazze’den İsrail kentlerine yönelik roket saldırılarını durdurmak amacıyla “Dökme Kurşun” askeri harekatını başlattı.

Görsel: Thrylos000 / Wikimedia

Yaklaşık 1,400 Filistinlinin öldürüldüğü operasyon için Erdoğan, “devlet terörü” ve “insanlığa karşı suç” ifadelerini kullandı.

2008 sonunda Türkiye – İsrail ticaret hacmi bir önceki yıla göre yüzde 24 artarak 3,4 milyar dolara ulaştı.

2009: ERDOĞAN DAVOS’TA: ‘ONE MINUTE!’

2009 yılı, yerel seçimler öncesinde AKP’nin Filistin meselesini kullanma şekli ve İsrail konusundaki tutarsız siyaseti açısından Kudüs kriziyle benzerlikler taşıyor.

12 Ocak 2009’da dönemin Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik bir genelge hazırlayarak tüm okullarda Filistin’le dayanışma için bir dakikalık saygı duruşunda bulunulmasını istemişti. Genelgeye eğitim sendikaları karşı çıkmış, uygulama Türkiye’deki Musevi okullarında da sıkıntı yaratmıştı.

Görsel: Dar el-Fadila yetim yurdu İsrail saldırısı sonrası yerle bir oldu. 12 Ocak 2009, International Solidarity Movement / Flickr

Erdoğan Ocak sonunda İsviçre’nin Davos kentinde düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu’nda Peres, BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon ve Arap Birliği Genel Sekreteri Amr Musa ile birlikte Gazze hakkındaki bir panelde konuşmacıydı. Tüm konuşmacıların İsrail’e yönelik eleştirilerinin ardından en son sırada söz alan Peres, Hamas’ı bir terör örgütü ve Gazze’yi de facto yöneten baskıcı bir rejim olarak tanımlayan uzun bir konuşma yaptı. Peres’in konuşmasının salonda alkışlanmasından rahatsız olan Erdoğan oturumu yöneten Washington Post yazarı David Ignatius’tan ek süre istedi. Ignatius’un oturumu kapatmak istemesi üzerine kolunu tutup “One minute!” diye ısrar eden Erdoğan, Peres’e dönerek “Öldürmeye gelince onu çok iyi bilirsiniz. Plajlardaki çocukları nasıl vurduğunuzu çok iyi biliriz.” dedi ve Davos’u terk etti.

Görsel: World Economic Forum, 29 Ocak 2009, WEF / Flickr

Halbuki Erdoğan oturumun ilk bölümünde İsrail’in Gazze ablukasını detaylı bir şekilde eleştirmiş, Hamas’ın roket saldırıları karşısında İsrail’in askeri operasyonlarının ölçüsüz güç olduğunu savunmuş ve Hamas’ın da müzakere masasına dahil edilmesini oldukça makul bir dille talep etmişti.

Şubat başında İsrail Kara Kuvvetleri komutanı Avi Mizrahi, “Erdoğan önce aynaya baksın, ülkesinde yaşanmış Ermeni soykırımı, Kürtlere yapılan baskı var” dedi.

Erdoğan Davos’tan döndükten sonra Türkiye’de İsrail mallarının ve şirketlerinin boykot edilmesi çağrıları popüler destek buldu. Bunun üzerine Bakan Çelik 13 Şubat 2009’da okullara yeni bir genelge göndererek Türkiye’nin bir ekonomik kriz içinde olduğunu ve yabancı yatırımcıya ihtiyaç duyduğunu belirterek İsrail mallarının boykot edilmemesini istedi.

Görsel: Milli Eğitim Bakanlığı, Bakan Hüseyin Çelik imzalı 13 Şubat 2009 tarihli genelge.

Eylül ayında İsrail, Kudüs’teki bir konferansa davet edilen dönemin Dışişleri Bakanı Davutoğlu’na Gazze’ye gitmeme şartı koydu. İsrail hükümetinin çekincesi, Davutoğlu’nun ziyaretini izleyen gazetecilerin Gazze’deki yıkımı da gündeme getirmesiydi. Ziyaret bu nedene iptal edildi.

Ekim ayında hükümet, ABD, İsrail ve İtalya’nın ile ortaklaşa gerçekleştirilecek askeri hava tatbikatından İsrail’in çıkarılmasını talep etti. Bunun üzerine ABD ve İtalya tatbikata katılmama kararı aldı, böylece tatbikat iptal oldu.

Kasım ayında ise İsrail Ticaret Bakanı Benyamin Ben Eliezer, bir iş insanı heyetiyle birlikte “ilişkileri yumuşatmak için” Ankara’yı ziyaret etti. Bu yıl iki ülke arasındaki ticaret hacmi yüzde 24 düşerek 2,4 milyar dolarda kaldı.

2010: MAVİ MARMARA BASKINI

2010 Ocak ayında İsrail Dışişleri Bakan yardımcısı Danny Ayalon’un Türkiye Büyükelçisi Ahmet Oğuz Çelikkol ile görüşmesinde elçiyi kendisinden daha alçak bir sandalyeye oturtması yeni bir diplomatik krize yol açtı.

Buna rağmen Mayıs ayında Türkiye İsrail’in Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD) üyeliğine olur verdi.

Mayıs sonunda İnsani Yardım Vakfı (İHH) öncülüğünde oluşturulan altı gemilik yardım konvoyu, Gazze ablukasını delmek için İstanbul’dan yola çıktı. İsrail deniz kuvvetleri, İsrail karasularının 70 mil açığında karşıladıkları konvoyun denetim için Aşdod limanına gitmesi gerektiği söyledi. Konvoyun bunu reddetmesi üzerine gemilere silahlı askerlerce bir baskın düzenlendi. Baskında biri Türk asıllı Amerikan, dokuzu Türkiye vatandaşı on kişi öldürüldü, 60 kişi de yaralandı.

Görsel: Mavi Marmara 22 Mayıs 2010. Free Gaza Movement / Flickr

Erdoğan ve dönemin Dışişleri Bakanı Davutoğlu bu olaydan sonra İsrail’i bir kez daha “terör devleti” olarak tanımladılar. Davutoğlu, İsrail’in Gazze’ye uyguladığı ablukayı Türkiye’nin tanımadığını, buna dair Uluslararası Adalet Divanı’na başvuracaklarını söyledi; ancak bu başvurudan sonuç almak hukuken zaten mümkün değildi. İHH ise baskına dair Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne bir başvuru yaptı, ancak bu başvuru da kabul edilmedi.

Bu dönemde Anadolu Ajansı’nın yaptığı bir habere göre iki ülke arasındaki en önemli ticari işbirliği savunma sanayisi alanındaydı, fakat Mavi Marmara saldırısından sonra iki ülke arasında askeri işbirliği donduruldu.

2010 sonunda ise İsrail, Kıbrıs (Rum Kesimi) ile Doğu Akdeniz’de doğal gaz arama anlaşması imzaladı.

2011: İLİŞKİLER MASLAHATGÜZAR SEVİYESİNDE 

Krize rağmen Ankara, Hamas’ın elinde beş yıldır esir tutulan İsrail askeri Gilad Şalit’in Ekim ayında serbest bırakılmasıyla sonuçlanan arabuluculuk girişimlerinde Mısır’la birlikte önemli rol oynadı.

Görsel: İsrail Ordusu

Aralık 2010’da İsrail’deki bir orman yangına Türkiye’nin söndürme uçağı göndermesi, ve İsrail’in Ekim 2011 Van depremi için yardım teklifinde bulunması gibi insani girişimler diplomatik ilişkilerde herhangi bir iyileşmeye dönüşmedi. Türkiye Eylül 2011’den Aralık 2016’ya dek İsrail’de ikinci katip (maslahatgüzar) seviyesinde temsil edildi.

Turizm, iki ülke arasındaki krizden en çok etkilenen sektör oldu. Türkiye’yi ziyaret eden İsrailli turist sayısı 2008’de 514 binden 2009’da 311bine, 2010’da 109 bine ve 2011’de 80 bine düştü.

Fakat hem 2010, hem de 2011’de Türkiye ile İsrail arasındaki ikili ticaret yılda yüzde 30 büyüyerek 4,5 milyar dolara ulaştı. İthalat hacmi iki yılda yaklaşık iki katına ulaştı.

2012: HANİYE AKP MECLİS GRUBUNDA

2012 boyunca Erdoğan ve Davutoğlu İsrail’in bir “terör devleti” olduğunu, Gazze’ye yapılan saldırıların “insanlık suçu” olduğunu çeşitli demeçlerinde tekrarladılar.

Ocak 2012’de Hamas lideri İsmail Haniye Türkiye’yi ziyaret etti ve AKP meclis grubunda Erdoğan’la birlikte kürsüye çıktı. Haniye, Erdoğan dışında İHH başkanı Bülent Yıldırım ve İsrailli asker Gilad Şalit’in serbest bırakılması karşılığında salıverilen 11 Filistinli mahkum ile de görüştü.

Kasım 2012’de Filistin Birleşmiş Milletler’de gözlemci devlet olarak tanındı.

2013: ERDOĞAN: ‘SİYONİZM İNSANLIK SUÇUDUR’

2012 başında, Türkiye’nin İsrail gizli servisi Mossad ajanlarının kimliklerini İran’a ifşa ettiği, ve MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın İran’la gizli bilgiler paylaştığı iddia edildi.

2013 Ocak ayında Erdoğan’ın oğlu Burak Erdoğan’a ait Safran 1 gemisinin Ceyhan’dan İsrail’e petrol sevkiyatı yapmaya devam ettiği ortaya çıktı.

[Görsel: Roni Schneider, 12 Ocak 2013, Ashdod, İsrail.]

1 Mart 2013’te Erdoğan Viyana’da yaptığı bir konuşmada Anti-Semitizm (Yahudi karşıtlığı) ve İslamofobi (İslam karşıtlığı) yanında, İsrail’in kurucu ideolojisi olan Siyonizmi de insanlığa karşı suçlar arasında saydı. Bu açıklama İsrail ve ABD dışında, BM genel sekreteri tarafından da kınandı.

22 Mart 2013’te ABD Başkanı Barack Obama İsrail ziyareti sırasında Erdoğan’ı telefonla aradı ve Netanyahu ile Erdoğan’ın görüşmesini sağladı. Görüşmenin İsrail tarafından aktarımına göre Netanyahu ikili ilişkilerin kötüleşmesi hakkında üzüntülerini belirtti ve operasyonda hatalar yapıldığını kabul ederek ölenlerin yakınlarına tazminat verileceğini belirtti.

2014: GAZZE HAREKATI: 2251 FİLİSTİNLİ ÖLDÜRÜLDÜ

Erdoğan 2014 cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde Ordu’da düzenlediği bir mitinge İsrail’i “soykırım” yapmakla suçladı ve Gazze’ye yapılan saldırıların “barbarlıkta Hitler’i geçtiğini” iddia etti.

Bunun üzerine Amerikan Yahudi Kongresi (AJC) Başkanı Jack Rosen, Erdoğan’ın on yıl içinde İsrail düşmanı bir politikacıya dönüştüğünü ve değişen söyleminin Türkiye halkını Yahudilere karşı nefrete sürüklediğini söyledi, bu nedenlerle 2004 yılında kendisine verilen ödülü iade etmesini istedi. Erdoğan ise AJC’nin Gazze’de sivillerin öldürülmesine karşı durmamasını eleştirdi ve ödülü iade edeceğini açıkladı.

Erdoğan cumhurbaşkanlığı seçim kampanyası boyunca düzenlediği mitinglerde İsrail’in Gazze’de terör estirdiği ve soykırım yaptığı iddiasını tekrarladı ve “Türkiye olarak, şahsen ben bu görevde bulunduğum sürece hiçbir zaman İsrail’le olumlu bir şey düşünemem.” dedi.

16 Temmuz’daki bir konuşmasında ise Mavi Marmara’nın da içinde yer aldığı Gazze yardım filosuna resmi otorite olarak izin verdiklerini söyledi. (2016’da İsrail tazminat anlaşması imzalandıktan sonra ise “İnsani yardımı götürmek için günün başbakanına mı sordunuz?” dedi.

2014 sonu itibariyle Türkiye ile İsrail arasındaki ticaret hacmi 5,8 milyar dolara ulaşarak rekor kırdı.

2015: DOĞAL GAZLI NORMALLEŞME

Haziran ayında Dışişleri müsteşarı Feridun Sinirlioğlu liderliğinde Türkiye-İsrail normalleşme görüşmeleri gayri resmi olarak Roma’da başladı.

Aralık 2015’te Erdoğan Halid Meşal ile bir kez daha görüştü. Bu görüşmede Hamas’ın Türkiye’deki faaliyetlerinin sınırlanacağı aktarıldı. Aynı ay, İstanbul’da yaşayan Hamas’ın silahlı kanadının lideri Salah Aruri’nin sınır dışı edilmesinin Mavi Marmara müzakereleri kapsamında İsrail’in öne sürdüğü şartlardan biri olduğu iddia edildi.

Görsel: T.C. Cumhurbaşkanlığı

2016: MAVİ MARMARA TAZMİNATI

Mayıs ayında Türkiye NATO üyesi olmayan İsrail’in kurum içinde kalıcı temsilcilik açması konusundaki vetosunu kaldırdı.

Haziran ayında Türkiye ve İsrail Mavi Marmara konusunda uzlaşmaya vardı. 20 Ağustos’ta meclis tarafından onaylanarak yürürlüğe giren anlaşma uyarınca İsrail operasyon sırasında öldürülenler için Türkiye’ye 20 milyon dolar tazminat ödeyecek, ancak bu tazminat ex gratia, yani bir kusurun kabulü anlamına gelmeden, bir lütuf olarak kabul edilecekti. Bu bağlamda İsrail askerleri ve yetkilileri hakkında, Mavi Marmara’da ölenlerin yakınları veya Türkiye’deki diğer kişiler ve kurumlar tarafından açılabilecek tüm davalardan muaf tutulacak, bundan doğabilecek tüm kayıpları Türkiye karşılayacaktı.

Türkiye tarafından altı yıldır üzerinde durulan, Gazze ablukasının kaldırılması şartı ise yazılı anlaşmada yer almadı. Hükümet tarafından TBMM’ye sunulan gerekçede İsrail’in bu konuda “niyet beyanı” olduğu açıklandı, fakat bu tarihten sonra Türkiye’den gönderilen yardımlar önce İsrail’in Aşdod limanında denetlendikten sonra Gazze halkına teslim edilerek, İsrail’in 2010’da Mavi Marmara’ya da uygulamış olduğu abluka zımnen kabul edilmiş oldu.

2010 krizinden sonra iki ülke bakan seviyesinde ilk ziyaret Mavi Marmara anlaşmasından sonra gerçekleşti. İsrail Enerji Bakanı Yuval Steinitz Ekim 2016’da Ankara’yı ziyaret etti ve doğal gaz boru hattı projesi hakkında Türkiye Enerji Bakanı Berat Albayrak ile görüştü. Bu görüşmenin ardında iki ülkenin karşılıklı olarak büyükelçi ataması kararlaştırıldı.

Aralık 2016’da anlaşma uyarınca Mavi Marmara’ya yapılan operasyona dair İstanbul’da yürütülen yargılama düşürüldü. Aynı ay, Türkiye ve İsrail karşılıklı olarak büyükelçi atadılar, böylece 2011’de ikinci katip seviyesine düşürülen diplomatik ilişkiler tekrar normale döndü.

2016 sonunda Türkiye – İsrail arasındaki ticaret hacmi 4.3 milyar dolar seviyesini korudu.

2017: TÜRKİYE-İSRAİL DOĞAL GAZ BORU HATTI

İlişkilerin normalleşme sürecinde Türkiye’den İsrail’e bakan seviyesindeki Şubat 2017’de gerçekleşti. Türkiye’nin Turizm Bakanı Nabi Avcı Tel Aviv’e gerçekleştirdiği ziyarette “İş adamlarının önünü açmak için diyalog kanallarını açık tutacağız” dedi.

Avcı’nın ziyaretinden bir gün önce Hamas İsrail yerleşimlerine yönelik bir roket saldırısı düzenlemiş, bunun üzerine de İsrail Gazze’ye hava saldırısı ile karşılık vermişti.

Bakan Avcı bu konunda yaptığı konuşmada: “Gerek Gazze’deki gerek İsrail’deki yöneticilerin provokasyona gelmeyecek kadar bölge dengelerini kolladıklarını biliyorum… Hamas tarafının ben Tel Aviv’deyken böyle bir şeye kalkışacağına ihtimal vermiyorum” dedi.

https://twitter.com/TCKulturTurizm/status/828881119261110272
https://twitter.com/TCKulturTurizm/status/828886950174195713

Bahar aylarında basına demeçler veren iki ülkenin de enerji bürokratları İsrail ile Türkiye arasında yıl sonunda doğal gaz konusunda bir boru hattı anlaşmasının imzalanacağını ve Doğu Akdeniz’den çıkarılan gazın iki üç yıl içinde Türkiye’ye ithalatına başlanmasıyla ticaret hacminin 8 milyar dolara ulaşmasını tahmin ediyorlardı.

2011 ve 2012’de 80 bin civarında kalan İsrailli turist sayısı, diplomatik ilişkilerin iyileşme gösterdiği dönemde artışa geçti, 2013’te 165 bin, 2014’te 190 bin, 2015’te 225 bin, 2016’da 295 bin, ve 2017’de 380 bine ulaştı.

6 Aralık 2017’de ABD Başkanı Donald Trump Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak resmen tanıdı ve ülkesinin büyükelçiliğini bu şehre taşıyacaklarını ilan etti. Bu karar sonrası AKP hükümeti Trump’ı “sorumsuzca” davranmakla suçlarken, Erdoğan İsrail’i yeniden “terör devleti” ifadesini kullandı.

Bu suçlama üzerine İsrail Başbakanı Netanyahu, “Ülkesinde Kürt köylerini bombalayan, gazetecileri hapse atan, yaptırımların delinmesi konusunda İran’a destek veren, Gazze’de teröristlere yardım edip masumları öldüren bir liderden ahlak dersi alacak değilim” dedi.

Buna rağmen 2017 sonunda Türkiye – İsrail dış ticareti yüzde 13 artışla 4,9 milyar dolar olarak gerçekleşti.

2018: BEKLENEN KRİZ, BEKLENEN SEÇİM

Şubat 2018’de ABD’nin Kudüs Büyükelçiliği’ni İsrail’in kuruluş günü olan 14 Mayıs tarihinde açacağı duyuruldu.

Kudüs krizinden sonra ise İsrail Turizm Bakanı Yariv Levin Erdoğan’ı kastederek, “Ne yazık ki Türkiye’de İsrail konusunu seçimlerden önce destek kazanmak için mütemadiyen kullanan birisi var” ifadesini kullandı ve İsrail vatandaşlarına “Türkiye’ye gitmeyin” çağrısında bulundu.

Erdoğan Bosna-Hersek’te düzenlenen mitingi sonrasında, İslam İşbirliği Konferansı’nın kararıyla İsrail ürünlerinin boykot edilebileceğini, Türkiye’nin bunu seçimlerden sonra değerlendireceğini söyledi.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ise büyükelçiliğini Kudüs’e taşıyan tüm ülkelere yaptırım uygulayacaklarını belirterek, “Bundan sonra yaptırım var, önlem var, tedbir var… Sadece çağırıp kınamayacağız bundan sonra” dedi.

Geçen 16 yılın siyasi özeti “bolca hamaset, tam gaz ticaret”.

Ekonomi Bakanlığı verilerine göre Türkiye’nin İsrail’e ihraç ettiği başlıca kalemler arasında demir çelik, seramik ürünleri, kablo, ve çimento yer alıyor. Yani Filistinlileri hapseden utanç duvarında ve topraklarını işgal eden yerleşimlerde Türkiye’nin de damgası var.

Bunun da hesabı verilmeli.

 

 

 


* Bu metinde yer alan fikirler yazarına aittir. Gazete Duvar'ın editoryal politikasıyla uyumlu olmak zorunda değildir.