Erdoğan'a ekonomi tavsiyeleri ne işe yarıyor?

Danışman Yiğit Bulut, kurun, faizin ve enflasyonun aynı anda yükselmesinin sorumlusu olarak Bloomberg, NTV ve bazı iktisatçıları gösterirken, diğer danışmanı Profesör Ertem de, Fisher denkleminden dinamik genel denge analizcilerine ve John Cochrane’e uzanarak “modern makroekonomideki en temel modelin nominal faiz oranı ve enflasyon arasında pozitif ilişki” gösterdiğini yazıyor.

Ahmet Aykaç* – Nesrin Nas

Kurlar, faiz ve enflasyon aynı anda yükseliyor.

Gösterge tahvil faizi 17.22, doların fiyatı 4.80’i, Euro’nun fiyatı 5.70’i aştı, sepet kur 5.28 oldu ve çekirdek enflasyon yüzde 13’lere yaklaştı…

Bloomberg, “Türkiye tahvillerine kredi notu daha yüksek olmasına ve ekonomisi de 60 kat daha büyük olmasına rağmen Senegal’den daha yüksek faiz ödüyor.” diyor.

Erdoğan, Londra seyahatinde enflasyonun yüksek kalmasının nedenini faizlerin yüksekliğine bağlıyor ve akabinde Türk tahvillerinin satışı hızlanıyor. Şu anda piyasalar Türk tahvillerini ülke kredi notunun iki kademe altında fiyatlıyor.

Ama Erdoğan danışmanlarının yönlendirmesiyle “dış mihraklar” ve “faiz sebep enflasyon netice” demeye devam ediyor.

Danışman Yiğit Bulut, kurun, faizin ve enflasyonun aynı anda yükselmesinin sorumlusu olarak Bloomberg, NTV ve bazı iktisatçıları gösterirken, diğer danışmanı Profesör Ertem de, Fisher denkleminden dinamik genel denge analizcilerine ve John Cochrane’e uzanarak “modern makroekonomideki en temel modelin nominal faiz oranı ve enflasyon arasında pozitif ilişki” gösterdiğini yazıyor.

Ertem, 17 Mayıs tarihinde Milliyet gazetesinde “Enflasyon-faiz Üzerine: Teorik Bir Giriş” adlı bir yazı yayınladı ve “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın söyledikleri bugün tam da çağdaş bilimsel iktisat teorisinin konusudur. Bunun aksini savununlar da çöp olmuş, bilim dışı bir safsatanın kurbanlarıdır” diyerek Erdoğan’ın bu söylemlerinde niye kuramsal olarak haklı olduğunu izah etmeye çalıştı.

AKP başkanının itikadına dayanan bu tarz söylemlerini bir hadde kadar mazur görebiliriz zira ekonomist değil ve bu konuda bilgisi oldukça kıt. Ama Ertem’in yazıyı okuyunca iktisada değil itikada dayanan bu ısrarın nereden geldiği anlaşılıyor.

Ne var ki sayın Ertem’in yazısında ileri sürdükleri ve vardığı neticeler maalesef hatalı.

Yazısının dayanağı olan Fisher Denklemi ekonomi biliminde oldukça temel bir kavramdır ve en basit şekliyle şudur:

i(t) = r(t) + E(π)t

Burada:
i(t) = t tarihindeki nominal faiz (borç alındığında ödenen faiz)
R(t) = t tarihindeki reel faiz ve
E(π)t = t tarihinde borç verilen süre için enflasyon beklentileri

Formel derivasyonunu bir kenara koyarsak, bu denklemin altında yatan mantık şudur: Faiz ileriye bakan bir kavramdır dolayısıyla borcu verenin isteyeceği, parayı verdiği andan geri alacağı zaman arasındaki riskleri karşılayıp üstüne biraz bir şeyler alabilmektir.

Nedir bunlar: “Paranın zaman değeri” (yani borcu verdikten sonra parayı bir müddet kullanamayacak olmasının kaybı) + sistemik riskler için bir getiri (bu riskler parayı kısmen veya tamamen geri alamama riski ve vergi vs. değişimlerindeki risk) + alım gücündeki olası düşme (enflasyon) riski.

Bütün bunları içeren “faiz” kavramı “nominal” dediğimiz faiz, “reel” faiz ise sırf sistemik riskleri içeren bir “faiz” kavramıdır.

Bu formülü yazdıktan sonra şöyle diyor Ertem, “Buna göre, uzun dönemde reel faiz oranının sabit olduğu varsayımı altında nominal faiz oranının artması demek, ekonomide enflasyon beklentisinin de artması demektir. Kısaca, Fisher denklemine göre uzun dönemde faiz oranı ve enflasyon arasında pozitif yönlü net bir ilişki bulunmaktadır.”

İktibas ettiğimiz son cümle, yazısında da dediği gibi, modern makroekonominin temelinde olmakla beraber altını çizdiğimiz kısımda yazdığı gibi bir şeyi hiç söylemiyor, ne bu denklem ne de modern makroekonomi. Hatta, mantığını izah ederken özetlediğimiz gibi tam tersini söylüyor: Enflasyon beklentileri artarsa nominal faizler de artar!!

Yani özetle:

(1) Ne reel faiz ne de enflasyon beklentileri görünebilir değişken değiller, müşahede edebileceğimiz yegane değer nominal faiz. Yani, görünen nominal faizdeki oynamalar ya reel faizlerin oynamasından olabilir ya da enflasyon beklentilerindeki..Uzun vadede dahi Türkiye’de reel faizleri sabit alma varsayımı gerçeğe hiç uymayan bir varsayım.

(2) Varsaydığı gibi (ki genellikle ekonomistler bu varsayımı yapar) reel faizi uzun vadede sabit tutsak bile ‘i’ ile E(π) arasındaki ilişki E(π)’den i(t)’ye doğru giden bir mantık silsilesinden ortaya çekiyor tersinden değil.

(3) Şu dediği ise çok önemli ölçüde aldatıcı: “Uzun dönemde faiz oranı ve enflasyon arasında pozitif yönlü net bir ilişki bulunmaktadır.” Pozitif ilişki enflasyon beklentileri ile nominal faiz arasında, gerçekleşen enflasyon ile değil. Eğer her dönemde beklenen enflasyonun gerçeklesen enflasyona eşit olduğunu varsayarsak dediğinin bir anlamı olabilir ki oldukça şüpheli bir varsayım olur.

(4) Ve en bariz, hatası değil aldatmacası ise bu “pozitif ilişki” dediğinden sebeplilik çıkarmasında. Bir lisansüstü talebesi dahi korelasyondan sebeplilik ilişkisi iddia etse herhalde kendisi de çaktırırdı. Üstelik, dediğim gibi Fisher’in mantığı, daha doğrusu “faiz” kavramının mantığı, beklentilerden faize doğru giden bir mantık tersi değil.

Bu yukarda bahsettiklerimiz Fisher Denklemi ile ilgili sayın Ertem’in kuramsal hataları veya yanıltmaları ile ilgili idi, ama onun dışında işin bir de istatistiki, deneysel yönü var. İstatistikte “Granger Causality test” (Granger Sebeplilik testi) denilen ekonometrik bir yöntem vardır; bunun amacı birbirleriyle ilişkide olan değişkenlerde sebep-netice ilişkisinin olup olmadığını ve hangi istikamette olduğunu belirlemektir.

Tahmin edilebileceği gibi Fisher Denklemi’ndeki nominal faiz – enflasyon beklentileri ilişkisi birçok kereler, değişik yan varsayımlarla test edilmiştir ekonomi literatüründe. Fisher’in yaklaşık şeklinde, esasında iki iddia var; biri enflasyon beklentilerinden nominal faize giden pozitif bir ilişki olduğu, ikincisi ise bunun bire bir olduğu (yani beklentilerdeki x puanlık artışın x puan olarak faizleri arttıracağı).

Yapılan hemen hemen tüm istatistiki çalışmalarda birinci iddia doğrulanmış, yani ilişkinin enflasyon beklentilerinden nominal faize gittiği görülmüş, ama ikinci iddia, yani etkinin bire bir olduğu, karışık neticeler vermiş. Bu hem gelişmiş ekonomilerde hem de Sri Lanka, Nijerya, çeşitli Latin Amerika ülkeleri vs. gibi çeşitli gelişmekte olan ekonomilerde tespit bu şekilde görülmüş.

Yani sayın Ertem’in yazdıkları kuramsal olarak yanlış ve yanıltıcı olduğu gibi deneysel olarak da yanlış.

Ondan sonra Erdoğan’ın söylemlerini desteklemek için bahsettiği (ama tam referansını vermediği) çalışmalara gelince bunlara burada cevap vermek çok ama çok yer alır. Bahsettiği çalışmaların ele aldığı konular Fisher Denklemi’nden çok daha çapraşık Genel Denge, açık ekonomi dinamiği, vesaire gibi konuları ele alan çalışmalar. Genel olarak deflasyon tehdidi altındaki ekonomileri tedavi etmek için geliştirilen, ama şu ana kadar hemen hiçbir ekonomide uygulanmayan teoriler bunlar. Korkarız Türkiye, bu teorinin ilk deney alanı olacak…Tabii bizler bedelini ödeyenler…

Her birinin özel varsayımlarının Türkiye ekonomisi için ne kadar geçerli olduğu da çok şüphelidir. Üstelik bütün bu lafları açık ekonomilere oturtmaya çalıştığınız vakit “international Fisher effect” denilen bir alana girilir ki, sayın Ertem’in söyledikleri büsbütün manasızlaşır.

ÖZETLE: Pozitif ilişki ne RTE’nin çıkardığı neticeye işaret ediyor ne de dediği gibi Merkez Bankaları ters iş yapıyor. Ve RTE böyle bariz hatalı konuştukça, beklentileri (gerek enflasyon gerek kur beklentilerini) olumsuz yönde etkiliyor ve tabii faizler (ve kurlar) üzerindeki baskı karşı konmayacak şekilde artıyor.

Ertem’in önerdiği gibi düşünmesinde fayda var.

*Prof. Dr.

**Dr.


* Forum kategorimiz çok çeşitli türde içeriğe açıktır. Gazete Duvar'ın editoryal politikasıyla uyumlu olmak zorunda değildir.