Oyun niceliği-oyun niteliği

Yandaşı olduğu partiyi kendi kimliğinin ayrılmaz bir parçası olarak gören seçmenin attığı oy +1 gibi bir sonuç üretmekten öteye geçemediği için niteliksiz oy olarak tanımlanabilir. Elindeki oyu, yaklaşan seçimi siyasi atmosferin o dönemde sorduğu soruya yanıt olarak atan seçmen ise, oyunun niceliksel bir belirlenimde tükenmesine rıza göstermemiş, o oya bir şey söyletmiştir, diye düşünülebilir.

Emrah Günok*

Çoğunlukçu bir demokrasi anlayışının içerdiği istikrar ve güvenlik endişesi, Platon’un kaygılarını aratmayacak biçimde ülkeyi tiranlığın kapısına kadar getirdi. Adaya verilen oyun miktarından başka her şeyin önemini kaybettiği bir atmosferde, sistemi denetlemek konusundaki yükümlülüklerini tamamen bir kenara bırakmış görünen sivil toplumun gevşekliği özgürlükle bir tutuldu yıllar yılı. Bugün tek adam çoğunluğun teveccühünü (buna ’50+1′ deniyor bugünlerde) kazandığını, dolayısıyla kendisine tevdi edildiğini varsaydığı iktidarı millet iradesinin en önemli yansımalarından biri olan parlamento ile paylaşmak istemediğini dışa vurmaktan kaçınmadı. 16 Nisan referandumunda kabul edilen ve ülkeyi bize özgü bir başkanlık sistemine taşıyacak olan karar verildi bile. 24 Haziran’a çekilen seçim ise alınan bu kararın hayata geçirilmesini başlatacak olan jestten başka bir şey değil gibi.

16 Nisan YSK rezaletinin adil seçime olan inancı yerle bir ettiğini, gazetecilerin hapse atılışını, muktedirin bütün medyayı kontrolü altına aldığını, seçim yarışının OHAL koşullarında yapıldığını bir yana bıraksak bile, son kararla KHK çıkartma yetkisinin bakanlar kuruluna verilmiş olması tek başına, çoğunlukçu demokrasi mantığının ne kadar faşizan uygulamalara gebe olduğunu çoktan göstermiş olmalıdır. Aynılaşmayı teşvik eden bir kafa yapısı çoğunluk içinde yer alıyor olmayı, mesela Türklüğü önemli bir kimlik bileşeni olarak görmeyi doğal kılıyorsa, o ülkede siyaset sorunlar üzerine müzakere yürütülen bir alan olmaktan çıkıp, semboller üzerinden güç mücadelesi yapılan bir meydan haline gelmiş demektir.

Yandaşı olduğu partiyi kendi kimliğinin ayrılmaz bir parçası olarak gören seçmenin attığı oy +1 gibi bir sonuç üretmekten öteye geçemediği için niteliksiz oy olarak tanımlanabilir. Elindeki oyu, yaklaşmakta olan seçimi siyasi atmosferin o dönemde sorduğu soruya yanıt olarak atan seçmen ise, oyunun niceliksel bir belirlenimde tükenmesine rıza göstermemiş, o oya bir şey söyletmiştir, diye düşünülebilir. Böyle bir oyu ise nitelikli oy olarak adlandırmak mümkündür. Aradaki farkı kısa yoldan ifade edecek olursam, niteliksiz oy belli bir anlama gelmezken, nitelikli oy bir ifade aracı olarak tezahür eder. Ezberlenmiş bir kimlik söylemi ve buradan kaynaklı talebe yanıt vermekle yetinen bir kimlik siyaseti, genellikle seçmenin kısa vadeli hesabını yansıtan oylar üretmekten öteye gitmez. Seçmenin dönekliğine karşı önlem almayı görev edinmiş olan siyaset yapma biçiminin daha gerçekçi olarak tanımlanmasının nedeni de tam olarak budur.

O dönemde saklı duranın üzerindeki örtüyü kaldırma kapasitesini haiz olan nitelikli oy ise, her bir seçimi kendi kimliğini bir kez daha sorgulamanın vesilesi haline getirmekten gocunmayanların vereceği oydur. Söz gelimi, 7 Haziran seçimlerinde Türk seçmenden HDP’ye gitmiş olan oylar tanesinden önce anlamıyla yapmışlardır ürettikleri etkiyi. Zira 1 Kasım’da fütursuzca çöpe atılmış olan bu oyların üzerinden örtüyü kaldırdıkları gerçeklik, Kürtlerin siyaset sahnesinin dışına itilmelerinin yarattığı açmazdan başkası değildir. HDP’yi meclise kazandırmanın AKP’ye akabilecek oyların önünü kesmek olduğunu biliyor olsalar da, ne ulusalcılar, ne de iyi milliyetçiler buna önlem alma basireti gösterebilmektedir. Devletin resmi görüşüne yakın olmanın avantajlarından her daim o ya da bu ölçüde istifade etmiş, kendi siyasetini bu verili kimliğin dışına taşırmaksızın yapmaya özen göstermiş olan bu iki grup, Kürt siyasi hareketini dışlayan iktidar söylemi karşısında ne yapacağını bilemez hale gelmiştir.

Cumhurbaşkanı adaylarından Selahattin Demirtaş bir buçuk senedir cezaevinde olmasına rağmen, son derece dezavantajlı koşullarda bile, seçim yarışını halen devam ettiriyor. Bu durum Demirtaş’ın kendisi kadar seçmeni açısından da bir sınava tekabül ediyor. Şimdi seçmen, cezaevindeki adayın bu denli kötü koşullarda nasıl olsa başarısız olacağını düşünerek ona oy vermekten vazgeçebilir. Bu durumda seçmen bu karmaşık durumu yorumlama şansını kullanmamayı tercih etmiş ve elindeki oyu salt niceliksel bir etkiye indirgemiş olur. Tüm adayların eşit koşullarda yarıştıkları bir seçimden bahsedilebiliyor olsaydı eğer, seçmenin vereceği oyun niteliği ve niceliği arasında bir seçim yapmak üzere kafa patlatmasına gerek de kalmayabilirdi tabii. Ama fiili durumda cumhurbaşkanlığı yarışına hapishaneden katılma gayreti gösteren bir siyasetçi figürü, bir engellenmişlik resmi ve hikayesi olmanın çok ötesine geçip yaratıcı zihinler açısından bir fırsata dönüştürülebilir.

Yaratıcılık demişken; Meral Akşener’in cumhurbaşkanı adaylığını desteklemek üzere İYİ Parti’ye 15 milletvekili hediye eden CHP’nin yaptığı hamle, siyaset arenasını doğru değerlendiren ve rakibi hazırlıksız yakalayan son derece yorumlayıcı ve yaratıcı bir hamledir. İlave olarak, Muharrem İnce’nin başta Demirtaş olmak üzere tüm cumhurbaşkanı adaylarını ziyaret etmiş olması ise söz konusu jesti tamamına erdirir niteliktedir. Karşı tarafı oyun kurucu hamleler yapma durumundan çıkarıp yapılan hamleye yanıt verme zorunluluğuna gark ederken, kendi cenahında yeni atılımlar yapma sinerjisi üreten bu tip hareketlerin kader değiştirici etkileri olabilir.

Söz gelimi, Demirtaş ziyareti bugüne kadar devam eden ve devletin tanımlayıcı kodlarının büyük bölümünü meydana getiren toplumsal bölünme ve ayrımcılık politikalarına karşı açılacak bayrağın müjdecisi olabilir. Tabii, olmayabilir de. Bu daha çok, seçmenin verdiği oyun takipçisi olmasıyla mümkündür.

Oyunun takipçisi olmak, verdiği oyu salt bir nicelik olarak gören seçmenin yapacağı iş değildir; güçlü bir sivil toplum bilincinin tekamül etmiş olmasını gerektirir. Attığı oyun hesabını sorabilenler, atılan her oyun seçmen ve aday arasında yapılmış kısa vadeli bir sözleşme olduğunun bilincindedirler. Oya anlamını ya da niteliğini veren ise, söz konusu sözleşmede pazarlığa konu olmuş olan meseleden başkası değildir. Bilmem kaç göbektir X partisine oy veriyor olmanın seçmen tercihini büyük ölçüde belirleyebildiği 2018 Türkiye’sinde, niteliksiz oyun demokrasi standardını aşağı çekmekte ne denli etkin olduğuna dikkat etme vakti gelmiş de geçmektedir.

Peki nitelikli oyların, yekununun yapacağı matematiksel etkiyi aşan bir etki üretmesi nasıl mümkün olacaktır? Bunu şöyle açıklayabiliriz: Kaynağı ve zamanlaması dikkate alındığında ne demek istediği herkesçe az çok anlaşılan 100 oy, bu toplama katkı sunmayı aklından geçirmekle yetinmiş kararsız seçmen üzerinde yaratacağı sinerji sayesinde 150 oya katlanabilir. Mesele insanları ortak bir hayale sevk etmek, bu esnada da onlara, istedikleri dünyaya kavuşmalarının kendi ellerinde olduğu ilhamını vermektir. Levent Gültekin’in ifadesiyle, “duyguların aynı şekilde kabardığı” ve zihinlerin aynı sorularla meşgul olduğu bir an yakalanır, buradaki enerji birikimi bir anda tek ve doğru hedefe kanalize edilebilirse, tarihte gerçekleşen kırılma noktalarından birisi gerçekleştirilmiş olur. Bunun da sol jargondaki adı devrimdir.

* Yrd. Doç, 689 no’lu KHK sonucunda, ikinci dalga barış imzacılarından olduğu için Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Felsefe bölümündeki görevinden uzaklaştırıldı


* Bu metinde yer alan fikirler yazarına aittir. Gazete Duvar'ın editoryal politikasıyla uyumlu olmak zorunda değildir.