Bitmedi daha sürüyor o savaş ve sürecek, biz dur deyinceye dek!

Savaşı yürütenlerin savaşa taktıkları ad ve o savaş konusundaki söylemleri, bizlerin savaş konusundaki fikirlerini ta en başından prangalıyor. Örneğin Suriye savaşını Üçüncü Dünya Savaşı “şerefine” layık kılmayan nedir? Suriye’ye savaş açanların, açtıkları bu savaşa "Üçüncü Dünya Savaşı" dememiş olmaları mı?

Yemen Cankan*

Suriye savaşının gelinen aşamasında, ABD ve Rusya’nın son birkaç günkü karşılıklı restleşmeleri, “Acaba Üçüncü Dünya Savaşı çıkacak mı?” sorusunu akıllara getirdi. Herkes bu sorunun cevabını ve savaşın çıkması durumunda ne yapacağını düşünüyor olmalı.

Çevremde “Artık çıksın ne çıkacaksa, bıktık valla” diyenini de duydum, “Yanarız biteriz” diyenini de.

Dünya savaşı konusundaki beklenti ya da endişelerimiz elbette birçok bakımdan haklı. Fakat dünya savaşı denen olgunun gerçekte ne olduğu konusunda sanıyorum hepimizin kafası oldukça karışık.

Güncel olduğu için örnek de olsun; 2011 yılından beri sürmekte olan Suriye savaşının niteliği konusunda birçok fikir var ama Suriye savaşının aslında ne olduğu tam olarak ifade edilmiş değil. Bizlerin bu konudaki fikirleri de çoğu zaman savaşı yürütenlerin o savaşa taktıkları adla bağlı ve de sınırlı.

Günlük literatürde kullanılan daha birçok kavramın sahibinin bizler olmadığı, bizim olmayan kavramlara hayatlarımızı ve yaşadıklarımızı uydurmaya çalıştığımız da bir gerçek. Bu noktada dilin hegemonik etkisi ve aynı zamanda dilin ideolojik yapısı konusunda, güncel siyasal değerlendirmeleri de içeren bir metne çokça ihtiyaç olduğunu kendi adıma belirtmiş olayım.

Savaşı yürütenlerin savaşa taktıkları ad ve o savaş konusundaki söylemleri, bizlerin savaş konusundaki fikirlerini ta en başından prangalıyor. Örneğimizdeki Suriye savaşını ele alacak olursak; Suriye savaşını Üçüncü Dünya Savaşı “şerefine” layık kılmayan nedir? Suriye’ye savaş açanların, açtıkları bu savaşa “Üçüncü Dünya Savaşı” dememiş olmaları mı? Bu soruya net bir hayır cevabı kanaatimce verilemez.

Bilindiği üzere Suriye’de süren savaşa, Suriye İç Savaşı deniliyor. Peki, envai çeşit cihatçı örgütün, Suriye devletine karşı savaşıyor olmaları, bu savaşı sadece Suriye İç Savaşı olarak nitelendirmeye yetebilir mi? Özellikle ABD ve Rusya’nın başından beri Suriye İç Savaşı’nda rol alıyor olmalarının, yapılacak tanımlandırmaya nasıl bir etkisi olabilir?

Sorular böyle uzar gider. Yanıtlara da sayfalar yetmez. İyisi mi naçizane fikrimi özetlemeye çalışayım ben.

Dünya siyasetinin, teknolojinin, ekonominin vb. geldiği aşamada, bugün, çıkması konuşulan Üçüncü Dünya Savaşı’nın, 1914 ve 1939 yıllarında başlatılan Birinci ve İkinci Dünya Savaşı’yla aynı biçimde olması beklentisi hatalıdır. (1)

Gelinen aşamada savaş, biçimsel olarak büyük değişikliklere uğramıştır. En basitinden, artık bir savaşa savaş demekten bile imtina edilmektedir. Savaşın yarattığı insani ve ekonomik yıkımlar, insanlığı “savaş karşıtı” bir pozisyona zorunlu olarak ittikçe, düzenin devamı için savaşa ihtiyaç duyanlar, savaşa savaş demeyi de bırakmak durumunda kalmışlardır. ABD’nin 2003 Irak savaşında, “Irak’a demokrasi götürüyoruz”, “savaş değil askeri müdahale” türünden pompaladığı hamaset de bundandır.

Savaşların biçim değiştirmiş olmasının en basit örneği, bugün artık savaşla bir şeyler elde etmeye çalışanların, savaşmak istedikleri yerlerde çoğu zaman taşeron örgütler inşa ederek onlar üzerinden savaşı yürütüyor olmalarıdır.

Sekiz yıldır süren Suriye savaşında, adını ilk defa duyduğumuz, bir gecede kurulup binlerce militanla savaşa dâhil olan çokça cihatçı örgütün, nevi şahsına münhasır oldukları iddia edilemez. Bu örgütler, ABD ve birçok Avrupa devleti tarafından önce kurulmuş/desteklenmiş sonra temizlenmek bahanesi ile Suriye’de egemenlik ihlalinin nesnesi haline dönüştürülmüştür.

Kanada’sından Fransa’sına, Almanya’sından Norveç’ine (bakın Norveç diyorum, hani şu milletin gidip yerleşmek için ölüp ölüp dirildiği ülke) birçok devlet, bu örgütler üzerinden (destekleyerek ya da sözde mücadele ederek) Suriye’de istediklerini elde etmeye çalışmışlardır. Bu durum devam etmekte iken bu kez asillerin (başta ABD) devreye girip fiili olarak müdahale edeceklerini açıklamaları savaşın niteliğini değil olsa olsa niceliğini değiştirecektir.

Bu yönüyle Suriye savaşı, sadece Suriye savaşı değildir. Kaldı ki onlarca devleti çeşitli biçimlerde kendisine bağımlı kılmış ABD’nin varlığı dahi, içinde bulunulan savaşı alelade bir savaş olmaktan çıkarır. ABD bir savaşa giriyor ve ABD’nin kaybettiği durumda dünyanın yarıdan fazla ülkesinin kaybedeceği biliniyorsa, söz konusu savaşın bir dünya savaşı olmadığını kim söyleyebilir? ABD ile açıktan birlikte hareket eden Avrupa devletlerini saymıyorum bile. Bu halde Suriye savaşına “dünya savaşı” demeyeceksek, neye diyeceğiz? Ya da dünya neresi ve kimlerden oluşuyor bilen varsa beri gelsin.

Sadece Suriye savaşı da değil, 11 Eylül’le başlayıp, Irak savaşı ile devam eden ve bugün Yemen’de, Suriye’de sürmekte olan savaşların bir bütün olarak Üçüncü Dünya Savaşı olarak değerlendirilebileceğini düşünüyorum. Yani “Üçüncü Dünya Savaşı çıkacak mı?” sorusu, geç sorulmuş bir soru olabilir. Savaş çoktan başladı ve (belki dozajı artarak) devam ediyor.

Bunu söylemek başta ben olmak üzere kime ne yarar sağlar emin değilim. Ama en azından benim “savaş çıkarsa ne yapacağız” diyenlere, “işte savaş var ve devam ediyor, şu an ne yapıyorsanız onu yapıyor olursunuz” diye çıkışma isteğimi biraz olsun dindirebilir.

Savaşın biz dur demeden durmayacağını, savaşa savaş adını vermeksizin gözümüzün önünde yüz binlerce insanın ölümüne sebep olanlara kanmamamız gerektiğini, aksi halde, içinde bulunduğu su yavaşça kaynatılan kurbağa misali, bir savaşın bekleyerek ölen kurbanları olacağımızı ihtar ediyorum.

Not: Başlık Adnan Yücel’in “Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek” şiirine bir gönderme. Umarım okunmasına da vesile olur.

(1) Buraya bir parantez açıp Birinci ve İkinci Dünya Savaşı’nı, Birinci ve İkinci Emperyalist Paylaşım Savaşları olarak nitelendirmenin, yukarıdaki dil ve kavram tartışması açısından daha doğru olacağını da eklemiş olayım.

*Avukat, İzmir Barosu


* Bu metinde yer alan fikirler yazarına aittir. Gazete Duvar'ın editoryal politikasıyla uyumlu olmak zorunda değildir.