100'üncü yılında Rus Devrimi'ne karşı Ekim Darbesi

25 Ekim Bolşevik darbesi tüm dünyaya Rusya'nın proletarya devrimi olarak sunuldu. İktidar ve polis gücü devreye sokuldu. Önce çarlık ailesi ve işbirlikçi Kerenski hükümeti tutuklandı. Ama iş burada duramazdı, çatlak ses çıkaran (başta anarşistler olmak üzere diğer devrimci ve muhalif partiler, sol sosyalist devrimciler, Konseyci Komünistler de) herkes tutuklanmaya başladı.

Besim Erarslan 

20’nci yüzyılın ve modern zamanların en önemli devrimlerinden biri olan “Rus Devrimi”nin (1917) yüzüncü yılında sanırım dünyaya özgürlükçü gözlerle bakanlar açısından eleştirel bir değerlendirmenin tam da zamanıdır.

Sözü dolandırmadan 1917 “Rus Devrimi”ni kendi zamanında önemli yapan şeylerin ne olduğuna, neleri başarıp başaramadığına soğukkanlılıkla bir kez daha bakalım.

“Rus Devrimi” hakkındaki farklı değerlendirmeler, doğal olarak devrimi yapanların sosyal ve siyasal pozisyonuna göre çeşitlilik gösterir. Kendini anti otoriter bir yerde konumlandıran benim gibilerin kuşkusuz “Rus Devrimi”ne dair değişik klişe ve hamasetle büyüyen kulakların duymak istemeyeceği ciddi eleştirileri olacaktır.

“Rus Devrimi”ni önemli yapan en önemli unsur, – Paris Komünü’nden sonra Marx’ın bu devrime yönelttiği eleştirileri “doğrularcasına” – devrim esnasında öznelerin “gerçek” bir siyasal iktidara yönelmiş olmaları, Marx ve Engels’in Komünist Manifesto’da tanımladıkları Proletarya Diktatörlüğü kavramını hayata geçirmeleridir. Bu anlamda Bolşevik resmi tarihe göre “Ekim Devrimi” olarak anılan devrimin” “başarısı” tartışmasızdır.

Rus devlet aygıtı, mutlak hakim Çar’la işbirliği halindeki zayıf sermaye sınıfı ve büyük toprak sahiplerinin yönetmeye çalıştığı otoriter ama bir o kadar da kırılgan, merkezi, bürokratik bir yapıdaydı. Devrim bu şartlarda doğdu. Bu otoriterlik, “gerektiğinde esneyememe”, kitlelerin sevk ve idaresinde ihtiyaç duyulan toplumsal rızayı üretememe dolayısıyla kırılganlık anlamına da geliyordu.Bu da paralize olan devlet iktidarının Bolşeviklerin kucağına düşmesiydi.

O sürece kısaca bakarsak; 1917 Şubat’ından Ekim’ine kadar geçen 8 aylık bir toplumsal altüst oluş sürecinde mevcut siyasal iktidar önce yönetemez hale gelmiş, sonra da tamamen çöküşe geçmişti. Dünya Savaşı devam ederken 1917’nin başlarında artık sorun monarşinin ya da mevcut iktidarın kurtarılması değil, toplumun yeniden yönetilebilir hale gelmesi, yeni bir “toplumsal barışın” sağlanmasıydı. Buradan yola çıkarak sosyal ya da siyasal devrimleri, bozulan toplumsal barışın yeni bir toplumsal sözleşme ile tesis edilmesi, bunun da devlet iktidarının el değiştirmesi yoluyla yapılması şeklinde değerlendirmek yanlış olmaz. 1789 Fransız Devrimi, aristokrasiye karşı neredeyse tüm toplumsal kesimleri yanına alan burjuvazinin devlet iktidarına sahip olması ve tüm sınıflar arasında oluşturulan yeni bir toplumsal sözleşmenin (burjuva hukukunun) egemen kılınmasıyla sonuçlandı. Paris Komünü bunu yapamadığı için yenildi.

1917’ye dönecek olursak Bolşevikler (özellikle de Lenin), ahlaki, siyasi ve iktisadi anlamda iflas eşiğindeki devletin bu durumunu iyi değerlendirmiş, fırsatı kaçırmamışlardır. Ancak gelinen aşamada yapılacak şey önce rakipleri tasfiye etmekti. Bu süreçleri Lenin’in “Nisan Tezleri ve Ekim Devrimi” adlı eserinde oldukça somut bir biçimde gözlemlemek mümkündür. “Şubat 1917 Devrimi”nden itibaren Lenin “Bütün iktidar Sovyetler’e” sloganını, iktidar stratejisinin ana şiarı yapmıştı. 1917 Şubat’ından başlayarak toplumsal dalganın yeniden kabarmaya başladığı nisan, mayıs ayları ve o kabarışın tavan yaptığı temmuz günleri boyunca Lenin’in önderliğindeki Bolşevikler “Bütün iktidar Sovyetler’e” söyleminden vazgeçmediler. Marksist literatüre yabancı okur için bu çok normal gelebilir, ancak bu söylem dışlanmış tüm yoksul ve devrimci sınıfların (işçi, köylü, asker, küçük esnaf vs.) temsilcilerinin bulunduğu Sovyetler’in, -eski rejimin temsilcisi durumundaki- Düma’nın (meclisin) karşısında meşruluğunun propagandasını yapmak demekti. Toplumsal ayaklanmaların zirveye ulaştığı temmuz günlerinde bile bu durum değişmedi. Çünkü Lenin’in de “Nisan Tezleri”nde belirttiği gibi “Bolşevikler Sovyetler’de henüz çoğunluğu ele geçirmemişlerdi”, bu durumda tüm Sovyetler’in iktidara gelmesini istemek Sovyetler’de temsil gücüne sahip “diğer siyasal rakipleri de” iktidara ortak etmek anlamına gelecekti. Lenin bu hatayı yapmadı ve mantıksal olarak yeni bir devrimle taçlanması gereken temmuz günlerinde kitlelerin gerisinde kalmak pahasına, “Bütün iktidar Sovyetler’e” sloganını atmaya ve Bolşevik örgütlerinin yükselen tansiyonunu düşürmeye çalıştı. Bu, tabiri caizse “devrim arabasının frenine basmak” demekti. Ancak her ayaklanma gibi kitlesel tansiyon, zirveye ulaştıktan bir süre sonra sönümlenmeye başlayacaktı. Nitekim ağustostan itibaren “toplumsal tansiyon” giderek düşmeye başladı. eylül ve neredeyse ekim böyle geçti. Ancak tam bu noktada başka bir tehlike belirmişti. Eğer toplumsal isyan dalgası tamamen geri çekilirse ve bu esnada Bolşevik örgütleri iktidarı tek başına ele geçirmeye hazır olmazsa “iktidar boşluk kaldırmayacağı için” başka bir güç devreye girebilir Bolşevikler’i güçlü kılan toplumsal parametreler tamamen değişebilirdi. Lenin’in bu korkusu “Devlet ve İhtilal” adlı eserindeki şu ünlü cümlelerinde görülebilir; “Proletaryanın iktidarı ele geçirmesi için 24 Ekim çok erken, 26 Ekim ise çok geç olacaktır; bu tarih tam da 25 Ekim olmalıdır”. Bu durum, Lenin’in kafasında devrim ve iktidar paradigmasının nasıl bir yer tuttuğunu özetler. “Her devrimin temel sorunu devlet iktidarı sorunudur” şeklinde sarf ettiği cümlesini de net biçimde anlamamızı sağlar. Eylül sonuna doğru Sovyetler’de, yerel kongrelerde çoğunluğu ele geçiren Bolşevik Partisi 10 Ekim’den itibaren ayaklanma gündemi ile yeniden toplandı ve 24 Ekim’deki gizli bir toplantıda Petrograd (Petersburg) ve Moskova’da eş zamanlı bir “ayaklanma” ile iktidarın ele geçirilmesine karar verildi. Önce Petrograd’daki hapishaneler boşaltıldı, sonra da Moskova’daki Kışlık Saray basıldı. Bütün Rusya’da bu “gizli devrime” katılan Bolşevik militan sayısı 500 kadardı. Devrim olup bitmişti. Boşalan hapishaneler artık Bolşevik olmayan; Anarşist, Konseyci Komünist, Sol Sosyalist Devrimci, Menşevik vb. diğer radikal parti ve gruplardan insanlarla doldurulabilirdi.

25 Ekim Bolşevik darbesi tüm dünyaya Rusya’nın proletarya devrimi olarak sunuldu. İktidar ve polis gücü devreye sokuldu; termidor(*) ayı başlamıştı… Önce çarlık ailesi ve işbirlikçi Kerenski hükümeti (Kadetler, Liberaller, Sağ Sosyalist Devrimciler) tutuklandı. Ama iş burada duramazdı, çatlak ses çıkaran (başta anarşistler olmak üzere diğer devrimci ve muhalif partiler, sol sosyalist devrimciler, Konseyci Komünistler de) herkes tutuklanmaya başladı. Milis örgütü Çeka kısa sürede Çarlık gizli servisi Ohrana’nın yerini aldı. Bahanesi hazırdı; “Proletarya iktidarı tehdit altında idi ve Beyaz İsyancılar eski rejimi yeniden getirmek için orta ve güney doğu Rusya, Kırım vb. bölgelerde Kolçak, Deniken, Wrangel vb. generaller ve batı Ukrayna’da ise Milliyetçi Petlura önderliğinde ordular toplamıştı”. 1918’den 1922’lere kadar bölgesel savaşlar devam etti. Bu savaşlarda beyazlara karşı savaşan Ukraynaki Anarko Komünist Mahnovişçina hareketine de “Sovyet ruhunu” Bolşevik Parti merkezi sultasına teslim etmeyen Kronştad Sovyeti’ne de müsamaha gösterilemezdi. Troçki bu tür “çatlak sesleri” kesin olarak halletmek için Kızıl Ordu’nun başına getirilmişti ve o da görevini 1921’de Baltık Şehri olan Kronştad’da on binlerce devrimciyi, yine 1921’de Beyaz Wrangel ordularını yenerek dağıtan ve Bolşeviklere göre işi biten “eski müttefik” Nestor Mahno’nun Kara Ordusunu, yine 1921’de Tambov’da ayaklanan köylülerin acımasızca katledilmesini sağlayarak “başarıyla” yaptı. 1917 Ekim’inde boşalan hapishaneler ve Sibirya!daki çalışma kampları muhaliflerle dolduruldu. “Sosyalist iktidarı savunmak” adına geleneksel otoriter devlet refleksi harekete geçirildi ve yeni partinin yeni bürokrasisi “karizmatik önderliğin” sultasında yeni otoriter devletini inşa etti. Sürecin devamında o refleksin bir dönem o kıyımı bizzat yapan Troçki vb. tüm “muhalif Bolşevikler’e” hatta muhalif bile olamayan “güvenilmez komünistlere” kadar yönelmesi kaçınılmazdı, nitekim öyle de oldu. Stalin’li yıllarda ünlü “Moskova duruşmaları” muhalifleri (önce tutukla, sonra itirafa zorla, sonra yargıla, sonra da idam et ya da intihara zorla) türünde bir politik itibarsızlaştırma stratejisini sosyalizmin tarihine armağan etti. Sosyalizmi “karizmatik” önderliğin yönetiminde otoriter ve merkeziyetçi bir partinin düşmanlarını yok etme ve iktisadi kalkınma başarısı olarak tahayyül eden bu rejim 70 yıl sonra kendi çöküşünün tohumlarını da buralarda atmış oldu.

(*) Thermidor: Eski Fransız takviminde temmuz ve ağustosa denk düşen sıcak ay. Aynı zamanda Fransız Devrimi’nin hemen ertesinde devrimin önderlerine karşı başlayan kıyımı tarif eder.

Blog Yazarı


* Forum kategorimiz çok çeşitli türde içeriğe açıktır. Gazete Duvar'ın editoryal politikasıyla uyumlu olmak zorunda değildir.