Rusya’nın radikal İslamcı hareket ile mücadelesinin dünü ve bugünü

İlk başta sadece Sovyetler Birliği’ni fakat sonrasında siyasal olarak Rusya Federasyonu’nu ve ekonomik olarak önemli enerji bölgelerini/hatlarını hedefe koyup da hayata geçirilen Yeşil Kuşak Projesi yalnızca siyasal bir program değildir. Aynı zamanda, ABD’nin, küresel kapitalizmin ve emperyalizmin varlığını korumak, kollamak ve yaygınlaştırmak için de sahneye koyduğu bir plandır. Artık tüm dünya bu planın sahne alanıdır!

Emek Yıldırım

3 Kasım günü Rusya ve İran destekli Suriye ordusu, IŞİD’in Suriye’deki en önemli kalesi olan Deyrizor kentini tamamen kontrolü altına aldı ve şehri IŞİD’den temizledi. 18 Kasım’da Soçi’de yapılacak olan ve fikir babası da Vladimir Putin olan Suriye Halk Kongresi öncesinde Beşar Esad yönetimi tarafından kaydedilen mühim bir gelişme olduğu da açık. Astana sürecini yürüten üç ülke -Rusya, İran ve Türkiye- ile Esad yönetiminin yanı sıra davet edilen 33 muhalif yapının da katılımıyla bu kongre sayesinde artık Suriye’nin geleceğine dair somut adımların atılması bekleniyor. Suriye’nin yeniden siyasal, sosyal ve ekonomik inşasının yanı sıra Rusya radikal İslamcı gruplarla mücadele etme konusunda da oldukça deneyimli. Hem sınırları içinde hem sınırlarını çevreleyen eski Sovyet ülkelerinde hem de Ortadoğu’daki siyasal ilişkileri üzerinden yaklaşık 40 yıldır bilfiil mücadele yürütüyor, radikal İslamcı unsurlara karşı. Fakat, diğer yandan, bu mücadelenin diğer bir ilginç tarafı ise, ne türden bir İslamcı örgüt ve/veya hareketin olursa olsun biraz altı kazındığı vakit ABD ve Suudi Arabistan ile ilişkiselliklerin ortaya çıktığı. 1980’lerde Taliban ile başlayan bu süreç, 1990’lar ve 2000’lerde Çeçenistan ile Orta Asya’yla devam edip, 2010’larda da Ortadoğu’da Arap Baharı ile başlayan dönemin radikal İslamizasyon’un Rusya dostu yönetimlerin yaşadığı krizler olarak devam etti ve bugüne gelindi. Bir anlamda, ABD’nin Soğuk Savaş döneminde ilk tohumlarını attığı ve hem Sovyetler Birliği’ne hem de Afganistan’dan, Türkiye’den Cezayir’e, Fas’a kadarki bölgede yükselişe geçen devrimci, sosyalist, Marksist hareketlere karşı geliştirilen “Yeşil Kuşak Politikası”nın bir sonucu, bugün dünyada her geçen gün kör şiddetini arttırarak varolmaya çalışan radikal İslamcı hareket.

Bu bağlamda, Moskova’nın radikal İslam ile ilk karşılaşması bir anlamda Afganistan ile başlar. 1978 yılında Marksist bir darbe ile başa gelen sosyalist Afganistan Demokratik Halk Partisi’nin (ADHP) 1992 yılına kadar sürecek yönetimi boyunca mücadele ettiği ve Amerika ile Suudi Arabistan tarafından desteklenen radikal İslamcı gruplara karşı Sovyetler Birliği’nin sosyalist Afgan yönetimine destek olmak için Kızıl Ordu’yu Afganistan’a gönderir. Sovyet ordusu ile radikal İslamcı mücahitler arasındaki savaş dokuz yıl sürer. Bu arada sadece Afganistan’ın değil aynı zamanda Pakistan’ın da İslamizasyon süreci ABD ve Suudi Arabistan desteği ile hayata geçirilmektedir. “Ortadoğu, Kuzey ve Doğu Afrika, Orta Asya ve Uzakdoğu’daki 43 Müslüman ülkeden yaklaşık 35 bin kişi 1982-1992 yılları arasında Afgan mücahitlerine katılarak Pakistan- Afganistan sınırı boyunca kurulan medreselerde eğitim” görür. (1) Diğer yandan, Afganistan’da yaşayan Orta Asya halkları -başta Özbekler olmak üzere Tacikler, Türkmenler ve Kırgızlar- üzerinden de İslamizasyon projesi Orta Asya ülkeleriyle de ilk temasını kurar böylelikle.

İkinci önemli mücadele hattı ise; SSCB’nin dağılması sonrası Rusya Federasyonu sınırları içinde bağımsızlık mücadelesi ile başlayıp İslami bir direnişe dönüşen ve tüm Kuzey Kafkasya’ya yayılan Çeçenistan sorunudur. 1991 yılında Sovyetler Birliği’nin yıkılması ve SSCB’yi oluşturan birçok cumhuriyetin bağımsızlık ilan etmesi sonrası Çeçenistan/Çeçenya da bağımsızlığını ilan eder. Fakat, Rusya Federasyonu sınırları içinde addedilen bu bölgenin bağımsızlığını Moskova kabul etmez ve Afganistan ile Gürcistan dışında dünya çapında bağımsızlığı da tanınmaz zaten. Bunun ardından ise, 1994-1996 yılları arasında Birinci Çeçen Savaşı; 1999-2009 yılları arasında da İkinci Çeçen Savaşı vuku bulur. Bu sürede, hem Rusya’nın çeşitli yerlerinden Çeçen mücahitlerin devlet ve ordu görevlilerinin yanı sıra sivil halka yönelik saldırılarda bulunur hem de Rus ordusu Çeçenistan’da silahlı mücahit ve sivil halk olmak üzere binlerce insanın şiddete maruz kalmasına hatta ölümüne sebep olur. 2000 yılında Putin’in yönetime gelmesinin ardından, Çeçenistan’ın da başına Rus yanlısı Çeçen isimler getirilir; 2007 yılından beri Çeçenistan Başkanı olarak -de facto bir biçimde- atanan Ramazan Kadirov gibi. Tüm süreç içinde ise, bağımsızlık için başlayan Çeçen mücadelesi ABD ve Suudi Arabistan’ın maddi ve manevi desteklerinin de katkısı ile ciddi bir İslamizasyon dönüşümü ile kisve değiştirir ve 2007 yılında Kafkasya Emirliği’nin ilanı ile neticelenen bir cihada dönüşür. 1991 yılında bağımsızlık ilan eden Çeçen İçkerya Cumhuriyeti 1999 yılında şeriat da ilan ederek Çeçen İçkerya İslam Cumhuriyeti olur. Ve bugünkü Çeçenistan Özerk Cumhuriyeti (2) ise tek kelime ile bir yanda Kadirov’un baskı ve zorunun diğer yanda ağır bir şeriatın hüküm sürdüğü bir bölge halindedir. (3) ABD ve Suudi vahabizminin yarattığı Çeçen mücahitlerle mücadeleyi Putin Kadirov’a bırakmıştır ve Rus yönetimiyle barışık katı bir İslami diktatörlükten de rahatsız değildir.

 

Rusça ve Özbekçe olarak, toprak ağasını ve din adamının itirazlarına rağmen, köylülerin pamuk üretimini arttırmalarını öğütleyen bir propaganda posteri (Taşkent, 1920’ler)

 

Bunun ardından, Rusya’yı kuşatan “Yeşil Kuşak”ın diğer bir parçası ise Orta Asya ülkeleridir. Sovyetler Birliği döneminde Moskova tarafından yaklaşık 70 yıl kadar yönetilmiş bu ülkelerde, SSCB’nin yıkılması sonrası dönem dinin ve milliyetçiliğin oldukça güçlü ve yaygın bir biçimde toplumsal bazda hüküm sürdüğü bir dönem olur. Bu durumun baş rolünde ise yine ABD vardır. Bu kadar etkili bir İslamizasyon ise başlıca iki yoldan girer bu ülkelere. Birincisi, yine Suudi vahabizmi (4) ve petrodolarlardır. İkincisi ise, Yeşil Kuşak Projesi’nin Türkiye’deki görüngülerinden biri de olan Fethullah Gülen Cemaati ve okullarıdır. Zaten Afganistan ve Pakistan’daki radikal İslamizasyon’un tezgâhından geçen -Özbek, Tacik, Türkmen, Kırgız gibi- Orta Asya halkları, eski Sovyet ülkelerin bağımsızlıklarını ilan etmeleri sonrası ülkelerine geri dönerler. Özellikle de, Özbekistan bu anlamda Orta Asya’da radikal İslam’ın merkezi haline gelir. Son dönemlerde dünyanın çeşitli yerlerinde yapılan saldırıların failleri olan radikal İslamcıların ilginç bir biçimde çoğunlukla Özbek olması ise kesinlikle bir rastlantı değildir.

Son olarak da, hâlâ Rusya’nın radikal İslamcı örgütlere karşı mücadele yürüttüğü alan olan Ortadoğu coğrafyası vardır. İlk olarak, bu bölgenin en kadim İslami hareketi olan, Rusya’nın terör örgütleri listesinde yer alan ve SSCB’ye yakınlığı ile bilinen Cemal Abdül Nâsır’a 1954’te başarısız bir suikast de düzenleyen Müslüman Kardeşler’in, ABD’deki taraftarları dünden bugüne Amerikan Müslüman cemaati içindeki en organize, en örgütlü kesim olarak biliniyor. (5) Ayrıca, Afganistan savaşından bugüne kadar Müslüman Kardeşler’in ABD ve CIA’in gözetiminde Suudi Arabistan’ın ve diğer körfez ülkelerinin petrodolarlarını El Kaide’den Hamas’a kadar birçok radikal İslamcı örgüt için harcadığı artık bilinen bir olgudur.(6) Mağrib ve Ortadoğu’nun coğrafi olarak ortasında yer alan Mısır dışında başta Suriye, Irak, Filistin ve benzer birçok ülkede örgütlenmiş olan Müslüman Kardeşler, bir anlamda Yeşil Kuşak Projesi’nin kozası olmuştur. Özellikle de, örgüt için, sloganı “birlik, özgürlük ve sosyalizm” ve açılımı da Arap Sosyalist Diriliş Partisi olan Baas Partisi’nin Suriye’de ve Irak’ta verdikleri mücadelenin önemi büyüktür. Bugün hem Irak’taki hem de Suriye’deki Sünni radikal İslamcı grupların arkasındaki yapılanma, Müslüman Kardeşler’in bu ülkelerde geçmişte inşa ettiği İslamcı ana hattın El Kaide ve diğer radikal İslamcı örgütler tarafından işler hale getirilmesi sonucunda ortaya çıkmıştır. Aynı zamanda, Irak özelinde, ABD’nin Irak işgali sürecinde ABD ordusunun neden olduğu ve Iraklıların maruz kaldığı hak ihlalleri ile şiddet de tabii ki bu grupların ortaya çıkmasındaki en önemli faktörlerden biridir. Suriye özelinde ise, iç savaş sürecinde Esad yönetimi muhalifleri adı altında radikal İslamcı örgütlere başta Suudi Arabistan olmak üzere Körfez ülkelerinin yaptığı maddi ve manevi yardımlar da bölgede radikal İslamcı hareketin bu kadar palazlanması/palazlanabilmesi için gerekli zemini de hazırlamıştır. Esad yönetiminin devrilmesi için bu duruma başta göz yuman ABD ise sonradan durumun kontrolden çıktığını görüp de müdahale etme gereği duymuştur fakat yine de yeterli düzeyde değildir. Bu sürecin esas aktörü ise Rusya olmuştur. Suriye’de iç savaş patlak verdiği günden beri istikrarlı bir biçimde Esad yönetiminin yanında yer alıp, radikal İslamcı gruplara karşı verilen mücadeleyi desteklemiştir. Radikal İslamcı harekete karşı verdiği hemen hemen 40 yıllık mücadele deneyimini Suriye özelinde hayata geçirmiş ve en sonunda rüzgârın Esad yönetiminden yana esmesini de sağlamıştır.

Nihayetinde de, ilk başta sadece Sovyetler Birliği’ni fakat sonrasında siyasal olarak Rusya Federasyonu’nu ve ekonomik olarak önemli enerji bölgelerini/hatlarını hedefe koyup da hayata geçirilen Yeşil Kuşak Projesi yalnızca siyasal bir program değildir. Aynı zamanda, ABD’nin, küresel kapitalizmin ve emperyalizmin varlığını korumak, kollamak ve yaygınlaştırmak için de sahneye koyduğu bir plandır. Artık tüm dünya bu planın sahne alanıdır ve sadece Rusya değil başta Batı dünyası olmak üzere tüm dünya radikal İslamcı harekete karşı çeşitli şekillerde mücadele etmek zorundadır. Özellikle de, ülkelerindeki savaş nedeniyle göç etmek zorunda kalanların gittikleri ülkelerde karşılaşacakları yaklaşımların bu hususta oldukça büyük bir önemi vardır. İnsanların ülkeleri yangın yerine dönerken sesini çıkarmayan Batı ülkeleri ve vatandaşlarının bu ülkelerden gelen göçmenlere yönelik olarak ırkçı ve zenofobik bir yaklaşım içine girmeleri ise tek kelime ile adaletsizliktir. Ayriyeten, ülkemizden de iyi bildiğimiz gibi; memlekette hızla yükselişe geçen devrimci/sol hareketlenmeye karşı olarak, ABD ve CIA’in destekleriyle kurulan Komünizmle Mücadele Derneği’nde nüvelenen ve bunun gibi yapılanmalardan türeyip de yıllar içinde ülkeyi bir ahtapot gibi sarıp sarmalayıp hükmü altına alan Yeşil Kuşak Projesi, Türkiye’de ise oldukça somut bir biçimde tezahür etmiştir, hâlâ da etmektedir. Fakat, diğer yandan da eski mücahitlerin çoğunun müteahhite döndüğü ve eski İslamcı hareketlerin kapitalizmin, piyasanın, kârın, paranın, lüksün ve şatafatın tadını aldıkça da cemaatin de, ümmetin de, davanın da, cihadın da, ahiretin de, cennetin de, cehennemin de unutulduğu görülmektedir. Bu hareketlerin peşinden sürüklenen kitlelerin ise aradığı umudun da, refahın da burada olmadığını anlaması biraz daha zaman alacak olsa da hem Batı’da hem Doğu’da bu insanların içinde debelendiği yabancılaşma, yalnızlaşma, şeyleşme/metalaşma krizlerinin çözümünün yaban eller tarafından kurulan bahşedilmiş sahte kurtuluş ütopyalarının peşinden körü körüne gitmekte değil de bizzat kendi iradelerinde olduğunu eninde sonunda anlayacaklardır.

(1) http://www.aljazeera.com.tr/ulke-profili/ulke-profili-afganistan

(2) Çeçenistan Özerk Cumhuriyeti’nin başkenti, “Grozniy” ismini; 1870’li yıllarda, Rus Çarı Grozniy İvan yani Korkunç İvan’ın isminden esinlenip de özerk cumhuriyetin başkentine Rusçada “korkunç, ürkünç, korkutucu” anlamına gelen “grozniy” (грозный) kelimesinden almıştır.

(3) Bkz. https://www.ntv.com.tr/dunya/seriat-futbol-ve-eglenceyle-uyutan-diktator,vvKlG96Yeky-WlMSlaG67g

(4) Ayrıca, belirtmekte de fayda var ki günümüzdeki Suudi Arabistan’da birçok aile vardır. Bunların arasında vahabist olup da vahabizmi (diğer bir deyişle Suudi fundamentalizmi) maddi ve manevi olarak destekleyen aile, aynı zamanda ülkenin yönetiminde de olan Suud ailesidir. Vahabizme yakın durmayan ve/veya vahabizmi kabul etmeyen köktenci hareketler ve radikal İslamcı gruplar ise diğer aileler ile ilişki içindedirler.

(5) http://www.washingtonpost.com/wp-dyn/articles/A12823-2004Sep10.html

(6) http://www.washingtonpost.com/wp-dyn/articles/A12823-2004Sep10.html

 

Rusça ve Özbekçe olarak, toprak ağasını ve din adamının itirazlarına rağmen, köylülerin pamuk üretimini arttırmalarını öğütleyen bir propaganda posteri (Taşkent, 1920’ler)


* Forum kategorimiz çok çeşitli türde içeriğe açıktır. Gazete Duvar'ın editoryal politikasıyla uyumlu olmak zorunda değildir.