Gençlerbirliği'nde neler oluyor?

Gençlerbirliği taraftarı için, Ümit Özat camiaya uyan bir profil değildi: “Kadınla futbol konuşmam” dediği bir televizyon programı, saha ortasında taraftarla tekme tokat kavga ettiği bir maç ve yine taraftara el kol hareketlerinin yapıldığı başka bir maç... Ama asıl kulübe teknik direktör olarak geldikten sonra Özat’ın yaptıklarını uzun uzun yazmak yerine kısaca maddelemek daha iyi olacaktır...

Erdem Ceydilek

Gençlerbirliği… Adı güzel, rengi güzel, mazisi güzel bir kulüp. 1923’te şimdiki Ankara Atatürk Lisesi’nde, o zamanki beden eğitimi öğretmeni tarafından hak etmelerine rağmen okul takımına alınmayan öğrenciler tarafından kurulmuş, rengini Ankara bozkırında parıldayan gelinciklerden ya da forma için gidilen dükkanda sadece kırmızı ve siyah renk kumaş olmasından alan, Ankara’nın ilk ve tek sivil takımı! Milli Lig’in kurulmasına dek Ankara Ligi’nde şampiyonluklar kazanmış, Milli Lig öncesi 1941 ve 1946’da Türkiye Şampiyonu olmuş, başkentin tahsilli insanlarını hem oyuncu hem taraftar hem de idareci olarak bünyesinde bulundurmayı gelenek haline getirmiş 94 yıllık bir çınar. Belki de “camia” kelimesine en iyi karşılık gelen spor kulübüdür Gençlerbirliği. Ne şehir takımları gibi arkasında o şehrin politikacı ve iş adamları vardır, ne de “3 Büyükler” diye tabir edilen takımlar gibi ülke çapında albenisi olan bir ticari markaya dönüşmüştür. Nicelik olarak küçük ama mazi, gelenekler ve değerler anlamında büyük bir camiadır.

gençler-iç

Son dönemde bu camiada enteresan işler oluyor. Kulübün 1970’lerdeki yokluk yıllarından sonra başkanlığını yapmaya başlayan ve sonrasında hiç bırakmayan İlhan Cavcav’ın 2017 yılı başında hayatını kaybetmesi ile iyice ayyuka çıkan bu enteresan işlerin baş rollerinde Ümit Özat ve Murat Cavcav var. İlhan Cavcav’ın ardından, ailenin fabrika işleriyle büyük kardeş Önder Cavcav ilgilenirken, kulüp yönetiminde ise İlhan Cavcav’ın ölmeden önce işaret etmesi sebebiyle Murat Cavcav’ı gördük. Yapılan olağanüstü genel kurulda tek aday olarak yer alan Murat Cavcav, bir sonraki olağan genel kurula kadar Gençlerbirliği başkanı seçildi.

İlhan Cavcav sonrası dönem, Gençlerbirliği camiası için, bilinmezliğin, endişenin ve de umudun hep bir arada olduğu bir dönemdi. Bir yandan Cavcav sonrası kulübün hayata tutunamayacağına dair kaygılar, öte yandan da İlhan Cavcav’ın son 10 yıllık döneminde, değişen futbol ekonomisine uyum sağlayamayan, sportif başarıyı paraya dönüştürmek yerine, hâlâ 1990’lardaki gibi futbolcu satma odaklı verimsiz ve heyecansız vizyonundan vazgeçileceğine dair umutlar…

gençler-iç3

Her ne kadar dışarıdan saltanat izlenimi yaratsa da, camia bu geçiş sürecinde yönetimin Cavcav ailesinde kalmasını çok da yadırgamadı. Neticede hem İlhan Cavcav onu işaret etmişti, hem kulüp içi ve çevresinde kulübe çökmeye çalışan akbabalar vardı hem de sadece geçici bir yönetimdi. Yönetimde yer alan birkaç iyi adam da Murat Cavcav’ı olumlu istikamette yönlendirebilirdi. Ancak Murat Cavcav, seçildiği günden bu yana gerek demeçleri gerekse eylemleri ile düşük bir profil çizdi. Yönetimdeki diğer isimler de silik bir tavır takındılar. Tüm bu silik kulüp yönetimi üstünde yükselen tek bir isim vardı: Teknik direktör Ümit Özat.

Gençlerbirliği Teknik Direktörü Ümit Özat

Gençlerbirliği Teknik Direktörü Ümit Özat

İlhan Cavcav hayattayken takımın başına gelen Ümit Özat, yönetimi altındaki takımın geçtiğimiz sezonu 43 puan toplayarak 8. sırada bitirmesini sağladı. “Sağladı” diyorum çünkü Özat bu sıralamayı bulduğu her fırsatta büyük bir başarı gibi göstermekten çekinmiyor. Özat, geçmişte formasını da giydiği Gençlerbirliği’ne geldikten sonra kulübün maaşlı bir çalışanından çok, kulübün yöneticisi ve hatta sahibi gibi tavırlarla, teknik-taktik meselelerin dışında sayısız demeç verdi, taraftarla, yerel medyayla, yöneticilerle, oyuncularla, altyapı hocalarıyla münakaşaya girdi. Çoğu Gençlerbirliği taraftarı için, Ümit Özat zaten camiaya uyan bir profil değildi. Küçük bir Google aramasıyla bu düşüncenin haklı sebeplere dayandığını görmek mümkün: “Kadınla futbol konuşmam” dediği bir televizyon programı, saha ortasında taraftarla tekme tokat kavga ettiği bir maç ve yine taraftara el kol hareketlerinin yapıldığı başka bir maç… Ama asıl kulübe teknik direktör olarak geldikten sonra Özat’ın yaptıklarını uzun uzun yazmak yerine kısaca maddelemek daha iyi olacaktır:

  • Göreve geldiğinde, takımın transfere ihtiyacı olmadığını, bu kadro ile hedefin ilk beş olduğunu, altyapıdan yetişen ve kadronun önemli parçalarından olan Ahmet Çalık ve İrfan Can’ın satılabileceğini söyledi. Ve bu oyuncular ligde 3-4 galibiyet fazla alınsa, federasyondan gelir olarak kazanılabilecek bir miktara satıldılar. Ardından ikinci yarıda alınan kötü sonuçların ardından “transferlerin takım seviyesinin altında kaldığı, bu nedenle de gol yollarında etkili olamadıklarını” söyledi.
  • Mayıs ayında tribünde kendisini istfaya çağıran taraftarları “3-5 kişi” diyerek küçümsedi.
  • Ardından eskiden yorumculuk yaptığı bir programda, Beşiktaş ve Başakşehir arasındaki şampiyonluk yarışına dair yorumunu paylaştı ve Başakşehir’in şampiyon olacak gibi gözüktüğünü söyledi. Halbuki gelecek hafta Gençlerbirliği, Başakşehir ile oynayacaktı. Bu patavatsızlığı fırsat bilen bazı taraftarlar Gençlerbirliği’ni sosyal medya mesajlarıyla itham altında bıraktı.
  • Aynı hafta yerel medyayı hedef gösterdi. Yerel medyada kendini eleştiren isimlere bilinmeyen isimlerden tehdit mesajları geldi.
  • Sezon bitince sayısız transfer yapıldı. Öyle ki Özat göreve geldiğinden sonra yapılan transfer sayısı 20’yi aştı. Bu oyuncuların çoğu formu düşüşte olan oyunculardı. Bir kısmı ise eskiden Ümit Özat ile birlikte çalışmış oyunculardı. Hatta altyapı takımı olarak bilinen Gençlerbirliği, Fenerbahçe’den Erdi Can isimli, Fenerbahçe U21 takımında bile forma şansı bulamayan 21 yaşındaki bir oyuncuyu para vererek kiraladı. Özat bu transferi “Ne var bunda? Yetiştirmek için aldık” diyerek savundu.
  • Özat’ın gerçekleştirdiği ve savunduğu onlarca transfere rağmen, takım taraflı tarafsız çoğu insan için küme düşmenin en büyük adaylarından. Sahada pozitif futbol namına hiçbir şey yok. Geçtiğimiz sezon Selçuk Şahin’in tecrübesi ve Serdar Gürler’in kişisel becerileri ile kotarılan maçların bu sezon tekrarlanması da mümkün değil. Bu kadar fazla sayıda transfer yerine, geçen seneki kadro biraz daha fedakarlıkla korunsa ve birkaç nokta atışı takviye yapılsa daha mı kötü olurdu, ya da daha mı masraflı olurdu soruları ise baki!
  • Sezonun ilk maçı olan Karabükspor maçından sonra basın toplantısında kulübün altyapısından çıkmış ve kaptanlık yapan oyuncular Ahmet Oğuz ve Uğur Çiftçi’yi eleştirdi. Forvet oyuncusu Vedat Muriç’e yüklendi. Kaldı ki, oyunu hiçbir şekilde rakip kale çevresinde ya da rakip sahada oynamayı amaçlamayan inceliksiz ve demode taktiği dahilinde, Vedat gibi fizikli ve ağır bir forvetin nasıl gol atacağı sorularını cevapsız bırakarak yüklendi Vedat’a.
  • Bir sonraki maç olan Konyaspor maçında bu üç oyuncuyu da kadroya almadı. Maçtan 3-0 yenik ayrıldıktan sonra tribünde protesto eden Gençlerbirliği taraftarlarına yüklendi bu sefer. “Taraftarlık bu değil” diyerek yine sahadaki kötü futbolu değil, başka şeyleri konuştu. Aynı demeçte isim vermeden yöneticilere ve hatta altyapı hocalarına da laflar etti. Bu kulübe futbolcu ve altyapı hocası olarak yıllarını vermiş isimlere “bir baltaya sap olamamış adamlar benim transferlerimi eleştiriyor” dedi.
  • Sahadaki futbolu konuşmak yerine tercih ettiği başka bir konu da, hafta içinde sosyal medyada dönen purolu fotoğrafıydı. Kimsenin ne içtiğine, nasıl alışkanlıkları olduğuna karışamayacağını söylerken haklıydı Özat. Ama öncesinde o fotoğrafın hoş bir görüntü olmadığını, bunun yayılmasından dolayı üzgün olduğunu söyleseydi keşke. Ama krizi fırsata çevirmekte maharetli olan Özat, bu krizden de kendini mağdur olarak çıkarmayı ve diğer asli meselelerin üzerini kapatmayı tercih etti.

Kısacası, Özat bulduğu her fırsatta gündemi kendi egosu doğrultusunda manipüle etmeyi ve suçu kendinden başka herkeste bulmayı amaçladı ve bunu da hep kavgacı bir üslupla yaptı. Hep “bu kulübün evladıyım” söyleminin arkasına sığınıp, kulübün sahibi ve hatta amiyane tabirle “ağa”sı gibi davrandı.

Ancak gelinen noktada Gençlerbirliği tribünlerinin ezici çoğunluğu bu işin Ümit Özat’la gitmeyeceğinin farkına varmış durumda. Yönetim ise hâlâ bunun farkında değil. Öyle ki, Konyaspor maçı sonrası başkan Murat Cavcav da protestoda bulunan taraftarların “Gençlerbirlikli” olmadığını söyleyecek kadar ileri gitti. Hem de tam da Özat’ın cümleleriyle. Ve son olarak bugün kulüp basın sözcüsü Hakan Kaynar, tribündeki “çatlak” seslerin “tribünde görevlendirilmiş yabancı sesler” olabileceğini söyledi.

Gençlerbirliği yönetiminde ve camia içinde bu gidişe “dur” diyebilecek akla ve vizyona sahip isimler var elbette. Onların inisiyatif alması büyük önem taşıyor. Aksi takdirde, İlhan Cavcav sonrası dönem için herkesin aklının bir kıyısında bulunan kaygılandırıcı senaryoların gerçekleşmesi işten bile olmayacak. Sabıkası kavga ve gerilimle dolu bir teknik direktörün, hiçbir camiada başarılı olamayacağı önermesini canlı canlı yaşayarak test etmek istiyorlarsa, o zaman durum başka…


* Forum kategorimiz çok çeşitli türde içeriğe açıktır. Gazete Duvar'ın editoryal politikasıyla uyumlu olmak zorunda değildir.