Müftülük, cinsiyet rejimi ve hükümetin rotası

Dini hassasiyetlerin, kültürel değerlerin korunması ile ilgili çağrıların esas olarak kadınların yaşamlarının düzenlenmesi talebi olduğunu akılda tutmalıyız. “Bizim kültürümüzde” diye başlayan cümlelerin “kadınlar şöyle giyinmelidir, oturmalıdır, konuşmalıdır”la son bulması bundan

Gülnur Elçik
gulnurelcik@gmail.com

Son dönemde kadınlarla ve dinle ilgili düzenlemeler önümüze iki önemli tartışmayı koyuyor:
İlki, kadın özgürlüğü ve cinsiyet eşitliği ile ilgili meselelerin hemen her dönemde rejimin karakterini anlamak, iktidarın potansiyel risklerini görmek açısından bir süzgeç işlevi gördüğü. Nitekim hükümetin kendini “yeni muhafazakar” olarak sunduğu, kimi çevrelerce liberal olarak takdim edildiği, Avrupa Birliği söylemlerine atıfta bulunduğu 2008 öncesine, hadi zorlarsak 2010 öncesine kadarki dönemde bile AKP, cinsiyet eşitliği ilgili politikalarında, AKP kurmaylarının söylemlerinde gericilik riskini sürdürüyordu. AKP’ye muhalefette cinsiyet eşitliğini sadece kadın yaşamının örgütlenişi çerçevesinde somutlayanlar, cinsiyet meselesinin rejimi okumak açısından sunduğu bu olanağı kaçırdılar.

İkincisi, sadece Türkiye’de değil, pek çok ülkede yolsuzluğa batmış iktidarların, bu konudaki iddiaların üstünü örtmek için dine yaslanarak attığı adımların esas kaynağını kadınların hayatını düzenleyici politikalardan alıyor olmasının mevcut siyasete yönelik muhalefet açısından önemi. Dini hassasiyetlerin ve kültürel değerlerin korunması ile ilgili çağrıların esas olarak kadınların yaşamlarının düzenlenmesi talebi olduğunu akılda tutmalıyız. “Bizim kültürümüzde” diye başlayan cümlelerin “kadınlar şöyle giyinmelidir, oturmalıdır, konuşmalıdır”la son bulması bundan. Mesela Hayrettin Karaman da başörtülü kadınların sigara içmesi ile ilgili eleştiriler sunarak, dindar kitleye iktidar selamı çakmış oldu.

KONDA araştırmaları AKP’ye oy verenlerden yüzde 70’e yakınının kendini dindar muhafazakâr olarak tanımladığını ortaya koyuyor. Dolayısıyla –bilineni malum ederek söylüyorum- AKP bu kitle nazarındaki meşruiyetini korumak için, yolsuzluğa bulandıkça “dini imaj”ını güçlendirme yoluna gidiyor. Bu nedenle, örneğin başörtüsüne yönelik yasakların AKP iktidara geldikten ancak 11 yıl sonra kaldırılmasının ardında, gerekçe gösterildiği gibi basitçe düzenlemelerin zamanının ancak gelmiş olması yok. Bilakis düzenlemelerin, yolsuzluk iddialarının ortaya çıkmaya başladığı zamanla örtüşerek, “tam zamanında” yapıldığını söylemek mümkün. AKP, sadece iktidarını örgütlemesi kaydıyla statü bahşettiği kadın seçmenine böylelikle yeniden göz kırpmış oldu. O yüzden son dönemdeki düzenlemelerle ilgili en önemli soru’nun, düzenlemelerin içeriğinden çok, “Neden şimdi?” sorusu olduğunu düşünüyorum. Örneğin, Türkiye’de evlilik ve boşanma ile ilgili herhangi bir sorun olmadığı halde (1), OHAL döneminde neden bu düzenlemeye gidildi?

 

AKP’nin yolsuzluk iddialarını örtmek için attığı her adım, kadınların ve kız çocuklarının yaşamına yönelik düzenleyici etkisi ile kendini gösteriyor, neticesi bu alanda açığa çıkıyor. Bazı yazarların bu alandaki düzenlemeleri “din özgürlüğü” çerçevesinde müstakilleştirme çabası bu yönüyle de ciddi bir sorun taşıyor. Kuran kurslarının sayısındaki artış, okulların imam hatiplere çevrilmesi vs düzenlemeler tek başına bakıldığında dinle ilgili düzenlemeler olarak görülse de, yarattığı sonuç itibariyle olan çocuklara ve kadınlara oluyor. Son dönemde kamu görevlilerin çoğunun ihraç edilmiş olması ve şiddetin gündelik yaşamda her yönüyle ve farklı biçimlerde artışı ile birlikte düşünüldüğünde; sayıları bir anda artan bu kurumların ne din ne eğitim konusunda ehil olan insanlara teslimi, çocuklara yönelik taciz ve şiddet iddialarındaki patlamalarla kendini gösteriyor. Kurumların kapasitesi AKP’nin yolsuzluk iddialarını örtmeye yetişemiyor!

Sanıyorum, bu tartışmalarla ilgili olarak yapılabilecek en önemli şeylerden biri, bir dindarlaşma söylemini dolaşıma sokmak yerine, yapılanların toplumsallığın tüm olanaklarını ortadan kaldıran “gericilik”e dikkat çekmek. Öte yandan her düzenlemenin kadınları sadece aileye değil devlete bağımlı kılan yönünde de işaret edilmeli. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı’nın müftülere yetki veren düzenlemeye ilişkin olarak yaptığı açıklamada “Devletin kurumlarına ve yetkililerine güvenin” çağrısı yapması boşuna değil. Altı doldurulamayacak düzenlemeler gündeme geldikçe bu çağrının dozu artıyor. Güvenmemizin beklenildiği kurumlar ve yetkililerin karakteri AKP’li vekillerin kadınlarla ilgili söylemlerine, tacizleri ortaya çıkaran öğretmenlerin maruz kaldığı muamelelere, politik kadınlara yönelik tutuklama ve gözaltı furyasına, özellikle cezaevlerinde artan cinsel şiddet vakalarına, Kuran kursları ve eğitim kurumlarında artan taciz & tecavüz vakalarına, kayyımların göreve gelir gelmez önce kadınların kazanımlarına el koymuş olduğuna bakılarak anlaşılabilir. Bu çağrı, tecavüze uğramış olan kadına tecavüzcüsüyle evlenmelerini söylemekten farksız.

 

Hükümet, kadınların sadece dini nikahla yaşadığı mağduriyetin önünü kesmek ve süreci hızlandırmak amacıyla müftülerle ilgili düzenlemeye gittiğini ifade ediyor. Olabilir. Hükümetin yaptığı düzenlemeleri mevcut ihlalleri hukuksal bir zemin yaratarak azaltma iddiası yeni değil: Hükümet kurmayları tarafından açıkça işçilerin büyük kısmının zaten güvencesiz ve yarı zamanlı çalıştığı ifade edilerek esnek çalışma ile ilgili düzenlemelere gidildi, yüzde 90’dan fazlasının (2) sendikasız olduğu ve bu yüzden kıdem tazminatını alamadığı gerekçesiyle kıdem tazminatına el koymaya yönelik düzenleme gündeme getirildi, erken yaşta evliliklerle yaşanan mağduriyetler öne sürülerek çocukların tecavüzcüleri ile evlendirilebilmelerinin önünü açan düzenleme yasallaştırılmaya çalışıldı ve şimdi de son olarak imam nikahlı kadınların mağdur edilmemesi için iki nikahın bir kerede gerçekleştirilmesini mümkün kılan düzenlemeye gidildiği ifade ediliyor.

Hükümetin mevcut ihlallerin kaynağı kendisi değilmiş gibi davranması, kayıt dışı çalışmanın, erken yaşta evliliklerin, sendikasızlığın müsebbibi değilmişçesine yaptığı açıklamalar AKP’nin iddia ettiği gibi iktidar olamadığının itirafı olarak okunmalı. Kendi yarattığı soruna çözüm ürettiğini iddia edecek duruma düşen bir hükümet iktidar olamamış demektir. Öte yandan hükümetin kendi işlevini mevcut ihlallere yasal kılıflar oluşturmak olarak ortaya koyuyor olması, Türkiye’yi emek simsarları, çocuk tacizcileri, kadın düşmanlarının yönetiyor olduğunu gösteriyor. Hükümetin rotasını işte bu kesim çiziyor.

1 Bkz, HDP’nin Boşanma Komisyonu’na muhalefet şerhi:
http://www.hdp.org.tr/tr/kadin/parlamento-kadin-grubu/agri-milletvekilimiz-dilan-dirayet-tasdemirin-aile-butunlugunun-korunmasi-komisyonu-raporuna-iliskin-basin-aciklamasi/9040
2 Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın Plan ve Bütçe Komisyonu’nda ortaya konulan rakamlara göre, 2003 yılında 57.5 olan sendikalaşma oranı bugün yüzde 11.5.


* Bu metinde yer alan fikirler yazarına aittir. Gazete Duvar'ın editoryal politikasıyla uyumlu olmak zorunda değildir.