Guantanamo’dan Rakka’ya, Libya’dan Ankara’ya turuncuların savaşı

Hasan Özgür Top, 15 Temmuz darbe girişimi sanıklarına giydirilmesi gündemde olan turuncu tulumlar hakkında yazdı.

Hasan Özgür Top

Mayıs 2004’te internette yayınlanan bir video dünya kamuoyunu dehşete düşürmüştü. Düşük çözünürlüklü bu videoda, Irak’ta kaçırılan ABD vatandaşı teknisyen Nicholas Berg ve yüzlerini maskeyle kapatmış silahlı beş kişi görülüyordu. Yere diz çöktürülen Berg’ün arkasında görülen beş kişi, içlerinden birinin bir bildiri okuması sonrasında Berg’ün üzerine çullanarak bıçakla Berg’ün kafasını kesiyordu.

Videoda, Berg’ü öldürenler bunu Ebu Garib cezaevindeki kadın ve erkeklerin onuru için yaptıklarını söylüyorlardı. İnfazı yapan kişinin bugün ülkemizde IŞİD ismiyle bilinen örgütün temelini atan Ebu Musab Zerkavi olduğu iddia edildi. Videoda en dikkat çeken noktalardan biri Berg’ün turuncu giysiler içinde olmasıydı. Bu kostüm, ABD’deki Guantanamo Hapishanesi’nde mahkumlara giydirilen turuncu tulumları anımsatıyordu. Dahası bu kostümlerin, infazcıların bahsini ettiği Ebu Garib Cezaevi’ndeki mahkumların üzerinde de kullanıldığı kamuoyuna sızan fotoğraflarda görülmüştü.

Bu video yalnızca başlangıçtı.

Örgüt, o günden beri kameralar karşısında infaz ettiği yüzlerce kişi üzerinde bu turuncu tulumları kullandı…

 

.

.

Bu türden bir videoyla karşılaşmamız ilk değildi. Şubat 2002’de yayınlanan bir başka videoda, Pakistan’da kaçırılan ABD vatandaşı gazeteci Daniel Pearl’ün öldürülüşü görülüyordu. Bu infaz videosunda da Guantanamo’dan bahsediliyor, orada tutuklu bulunan militanların serbest bırakılması talep ediliyordu. Aslında mahkumların üzerinde tek tip elbise kullanılmasının bu videolarda konu edilen Guantanamo’dan çok daha uzun bir geçmişi var. Mahkumların kendilerine giydirilen “gülünç” kostümlerle alaya alınmaları, kamuya açık biçimde azap çektirilmeleri ve şiddetin seyirlik bir unsura dönüştürülmesi, beden bütünlüklerinin bozulmasıyla “gülünçleştirilmeleri”, kendi giysilerinden mahrum bırakılarak benliklerinden soyutlanmaları, tek tip üniforma giydirilerek “komutları uygulayan birer askere” dönüştürülmeleri (Foucault’nun bedenin “siyasal anatomiye” dönüştürülmesi şeklinde ifade ettiği (1)) gibi yöntemler iktidar mekanizmalarının sıklıkla kullandığı yöntemler olageldi.

20’nci yüzyılla beraber pek çok devlet bu yöntemlerin birçoğunu kullanmayı yasa dışı ilan etti. Ancak Ebu Garib Hapishanesi’nde de görüldüğü gibi, bunlar kısmen de memurların “kontrol dışı” uygulamalarıyla varlığını sürdürdü, sürdürüyor.

 

Solda: Goya’nın engizisyon tasvirlerinden biri, 1810-14 Sağda: Ebu Garib’de “Gilligan” olarak bilinen mahkum, 2004 (2)

Solda: Goya’nın engizisyon tasvirlerinden biri, 1810-14 Sağda: Ebu Garib’de “Gilligan” olarak bilinen mahkum, 2004 (2)

 

Tek tip elbise yönteminin uygulamasına ise kurumsal olarak devam edildi ve kimi ülkelerde bu bir norma dönüştü. Örneğin ABD hapishanelerinde, Dalton Kardeşler’den anımsayacağımız sarı ya da beyaz zemin üzerine siyah çubuklu üniforma 20’nci yüzyıl boyunca genel olarak tercih edilen kostüm olmuşken, bir süredir çeşitli renklerde tek tonda üretilmiş tulumlar kullanılıyor. Mavi, beyaz gibi başka renk ve tonlar da bu hapishanelerdeki üniformalarda kullanımda olsa da, en çok bilinen tür –sıkça işkence iddialarıyla gündeme gelen Guantanamo vesilesiyle- turuncu olanları. Yüksek doygunluğa sahip turuncu renkteki bu kostümlerle, bir firar durumunda mahkumun saklanmasının zorlaştırılması, bir kargaşa durumunda mahkumun sivil yahut üniformalı görevlilerden kolayca ayırt edilebilmesi gibi amaçlar güdülüyor. Ancak bu baskın renk ile tıpkı geçmişteki emsallerde olduğu gibi mahkumun –tersine bir greenbox mantığı ile- tabiattan ve “normal” vatandaştan tamamen soyutlanmasının, özgün materyallerinden kopartılarak “itaatkar bir bedene” dönüştürülmesinin, kendilik algısının yokedilmesinin de amaçlandığını unutmamak gerek.

Turuncu tulumların kullanımı, yukarıda bahsettiğim gibi Nicholas Berg’ün infaz videosuyla Irak’taki cihatçı harekette de görüldü. Örgüt, bu tip yöntemleri “kısas” şiarıyla meşrulaştırıyordu. Ve ayrıca bu görsel mesaj, ABD’ye “ne kadar güçlü olursanız olun, bizim tutsaklarımıza yaptığınız gibi sizlere turuncu tulumlar giydireceğiz”, “bizim de bir gücümüz var ve bize yaptıklarınızı size yapabiliriz” şeklinde ifade edebileceğim bir tür meydan okumayı da içeriyordu.

2014-2015’lere gelindiğinde örgüt gücünün zirvesine ulaştı ve turuncu tulumlar giydirdiği kişileri “yaratıcı” yöntemlerle infaz ettiği vahşet dolu videolar dünya gündeminin olağan unsurlarından biri haline geldi. Örgütün yayınladığı yüzlerce infaz videosunda binlerce kişi bu tulumlar içinde infaz edildi. Bu şekilde öldürülen kişilerden biri, ABD vatandaşı gazeteci James Foley idi. 2014 yılında kaçırılan James Foley’nin başının kesilerek infaz edilişini gösteren videoda kendisi turuncu giysiler içinde görülüyordu. Rakka’da gerçekleşen bu infazın üzerine, turuncu tulumlar üzerine düşünmeye başlamış ve Guantanamo’dan Rakka’ya isimli bir iş üretmiştim. İslam Devleti (İD), tıpkı ABD’nin yaptığı gibi mahkumlarına turuncu tulumlar giydiriyordu. Ama bu iki turuncu arasında gözle görülür bir ton farkı mevcuttu. Guantanamo’da çekilmiş bir fotoğrafta görülen turuncu tulumdan, Photoshop’ta damlalıkla aldığım ton ile Foley’nin infaz videosunda görülen giysisinden aldığım tonu birbirine kavuşturarak ürettiğim renk geçişini sergi alanındaki bir duvarın yüzeyinin tümüne uyguladım. Bu işi yaparken tartışmaya değer bulduğum olgu, bu iki yapının yer yer birbirini andıran söylemleri (ya bizdensin, ya onlardan; düşmanla sonuna kadar mücadele vb.) ve yöntemleriydi (sivil hedeflere yönelik kitlesel katliamlar, şiddetin seyirlik bir unsura dönüştürülmesi, yerleşim birimlerinin tahrip edilmesi). Ayrıca İD’nin kendi söylemini, dünyadaki tüm kötülüklerin hamisi olarak gördüğü ve yıkacağını iddia ettiği ABD’nin, büyük ötekinin yöntemleriyle kuruyor olması da bana göre ironik bir husustu.

 

.

.

 

Ben bu işte iki turuncudan bahsederken, süreç daha da ilginçlik kazandı ve başka turuncular da gündeme girdiler. İD ile çatışma halinde olan Ceyşül İslam isimli bir başka cihatçı örgüt Temmuz 2015’te bir video yayınladı. Bu videoda Ceyşül İslam militanları, İD üyesi olduğunu iddia ettikleri kişileri, turuncu tulumlar giyerek infaz ediyorlardı. Turuncu tulumlu kurbanları infaz eden İD militanları bu kez turuncu tulumlular tarafından infaz ediliyordu. İlerleyen süreçte turuncu renkteki kostümler sahadaki başka aktörler tarafından da kullanıldı. Son olarak geçtiğimiz günlerde Libya ordusunun, İD militanlarını turuncu tulumlar giydirerek infaz ettiği iddia edildi. Guantanamo’ya karşı Rakka turuncusu, Rakka turuncusuna karşılık Ceyşül İslam ve Libya turuncusu. Sonu görünmeyen bir turuncular savaşı…

 

.

.

 

Türkiye de son günlerde bu turuncu gündeme dahil oldu. Guantanamo’dan yola çıkan tulumlar, Irak, Suriye ve Kuzey Afrika’yı dolaşarak Türkiye’ye giriş yaptı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, 15 Temmuz darbe girişimi sanıklarına tek tip elbise giydirileceğini şu sözlerle duyurdu: Ama şimdi bunlara tek tip elbiseyi getiriyoruz. Fakat bu tek tip elbise renk olarak badem var ya badem, badem içinin koyusu bir renk olacak. İki tip olacak. Bir tulum olacak, bir de ceket pantolon olacak. Bunların bir kısmı diyelim ki darbeciler tulum giyecek, diğerleri de yani teröristler ceket pantolon giyecek.

Erdoğan’ın bahsettiği “badem var ya badem, badem içinin koyusu”nun tam olarak nasıl bir renk olduğu henüz netlik kazanmadı. Pantone renk kataloğunda içinde badem ifadesi geçen renklerden bazıları şunlar:

 

.

.

 

Bu renklerden birinin mi yoksa başka bir tonun mu kullanılacağını süreç gösterecek.

Türkiye, hapishanelerde tek tip elbise uygulamasının hayata geçirilmesi fikriyle ilk kez yüzleşmiyor. 12 Eylül darbesi ertesinde gündeme gelen tek tip elbise uygulaması devrimci tutuklu ve hükümlülerin direnişiyle karşılaşmış ve gündemden çekilmişti.

Dahası, aslında Türkiye turuncu tulumla da ilk kez karşılaşmıyor.

 

.

.

2003’te İstanbul’da bomba yüklü araçlarla gerçekleştirilen saldırılarda sorumluluğu olduğu gerekçesiyle tutuklanan ve El Kaide’nin Türkiye yapılanması içinde Usame Bin Ladin ile yüz yüze görüşen tek kişi olduğu söylenen Louai Sakka , 2006 yılında duruşmaya getirilirken üzerindeki kıyafetleri yırtarak çıkarınca içine giydiği turuncu giysiler görüldü. Guantanamo’daki uygulamayı protesto etmek için bunu yaptığını söyleyen Sakka, mahkeme salonuna alınmadı.

Sakka’dan 11 yıl sonra duruşma salonları yeni tulumlarla “renklenecek”, turuncu savaşları Türkiye’yi de içine alarak sürecek gibi görünüyor.

(1) “Hapishanenin Doğuşu”, M. Foucault, İmge, Çev: Mehmet Ali Kılıçbay
(2) “Ebu Graib Etkisi”, Stephen F. Eisenman, Versus, Çev: Işıl Özbek


* Forum kategorimiz çok çeşitli türde içeriğe açıktır. Gazete Duvar'ın editoryal politikasıyla uyumlu olmak zorunda değildir.