Referandum sonrası Hayır Meclisleri: Su akıyor yatağını buluyor

Referandumun meşruluk sorunu aynı zamanda Hayır Meclisleri'nin de geleceğe dönük bakışını netleştirdi. Referandum öncesi ufaktan başlayan “sonrası” tartışmaları bu meşruluk sorunu ile bir anda ete kemiğe bürünüverdi. Hayır Kadıköy’ün yaptığı Çalıştay ve Kenter Tiyatrosu’nda gerçekleştirilen İstanbul Buluşması bu anlamda tartışmaların çeşitliliği açısından et ile kemiğin kanlı canlı olacağının da işaretleri ile dolu. Forum şeklinde yapılan toplantılarda oldukça fazla öneri ve yönelimin konuşulması bu kadar çok sorunun olduğu bir ülkede kaçınılmaz.

Haluk Koşar* 

Meclis işlevini yitirirken referandum için oluşturulan Hayır Meclisleri’nin varlıklarını devam ettirmesi oldukça önemli bir adım. Toplumun demokrasiye ihtiyacı var ve demokrasinin de meclise.

Toplumsal muhalefetin tek bir hedef etrafında toparlanmasının yarattığı etki referandumda kendini net bir şekilde gösterdi. YSK’nın referandum sonucunu etkileyen skandal kararı bir yana iktidar cephesi açısından ortada çok da büyük bir başarı olmadığı, hatta 1 Kasım 2015 seçimleriyle kıyaslandığında çok ciddi kayıplarının olduğu ortadadır. Referandum bu açıdan muhalefeti toparlayan bir araç olmuştur diyebiliriz.

16 Nisan ve sonrasından, son dört yılda üçüncü büyük toparlanma dönemi olarak bahsedebiliriz. İlk dönem toparlanma Gezi ve ardından gelen Haziran günlerinde yaşanmıştı. İkinci toparlanma kendini 7 Haziran 2015 seçimlerinde göstermiş ve son olarak da Referandum ile içinde bulunduğumuz döneme gelinmişti. Bu üç dönem de ileriye doğru giden, dönem dönem inişleri olan ama sonuç olarak baktığımızda iktidar cephesini sarsan etkileriyle oldukça güçlü hareketler yaratmışlardır. Bakmayın siz şu anda halen iktidarın kendinden emin ve güçlüymüş gibi gözüken varlığına. Kendini sarsan o iki dönem ile hesabını halen kapatabilmiş değil. O yüzdendir ki Gezi ve HDP korkusu ile boğuşması rüyalarında bile sürmekte.

İKİ DÖNEMİN BİRİKİMİ ÜZERİNDE…

Şimdi iktidar bloğunda üçüncü dönemin kabusu yaşanmakta. Bu dönem, geçmiş iki dönemin birikimi ve yarattıkları üzerine yükseliyor. Muhalefet güçlerinin yan yana gelişleri artık geçmişin sıradanlaşan ittifaklarından daha farklı enerjiler yaratabiliyor. Son yıllar toplumsal muhalefetin her hamlesi daha gerçeğe yakın sonuçlar yaşatıyor. 31 Mayıs 2013 Cuma gününden beri politika adına okuduğumuz her şeyin anlamı sanki biraz daha farklılaştı. O günden beri teorinin grisi hayatın yeşili ile öyle bir karıştı ki kendimizi daha tamamlanmamış rengarenk bir tabloyu izler, boyar ve yaşarken buluvermedik mi? İşte o günden sonra siyasete dair tüm kavramlar daha bir canlandı, ete kemiğe büründü. Gezi Parkı ile başlayan sivil direniş muhalif siyaseti yıllardır beklenen İstanbul depremi gibi sarsıverdi. Ama ne sarsış. Tabiri caiz ise Gezi ile başlayan Haziran süreci muhalif hareket üzerinde büyük şehirlerin yeniden inşa edilişi gibi “siyasetsel” dönüşümü de zorunlu kıldı. O günlerin ardından çıkan park forumları, semt dayanışmaları gibi yeni ve geçmişten çok da alışık olmadığımız formlar ile su yolumuz değişiverdi.

Hayır Meclisleri de böylesi bir dönemin ürünü olarak ortaya çıktı diyebiliriz. Toplumsal muhalefetin sıkıştığı noktada yeni manevralar yapılabilmesi ve daha da önemlisi asgari düzlemde yan yana gelerek bir çıkışın zorlanabilmesi açısından önemini teslim etmek gerekir. Bunu dedirten iki önemli gösterge var elimizde. İlki 29 Ocak tarihli Kadıköy Yeldeğirmeni’nde yapılan ilk meclis toplantısı ki salonun doluluğu, salondaki kadar insanın dışarıda kalmış olması ve toplantının canlılığı bu doğumun gürbüzlüğünü gösteriyordu. Diğeri de 16 Nisan gecesi başlayan ve devam eden gecelerde süren sokak gösterilerinin niteliği ve niceliğiydi. Referandumda yaşanan hukuk skandalına o gece ve takip eden günlerde başta Kadıköy ve Beşiktaş olmak üzere İstanbul’un pek çok yerinde, Hayır Meclisleri, yaptığı çağrılar ile sokağın nabzını eline aldı ve birkaç gece İstanbul sokakları gerçek anlamda Gezi havasını tekrar solumuş oldu. En genel anlamda Hayır cephesi içinde en geniş taban ile hareket eden Hayır Meclisleri, bileşenlerin çeşitliliği (CHP’den HDP’ye kadar oldukça geniş bir kesimi bir araya getiriyordu) yanında “bireysel katılım ve yerel insiyatif” ile örgütlenerek Gezi’de ortaya çıkan refleksleri referandumda harekete çevirdi diyebiliriz.

TOPLAMIN MECLİSİ OLMA İDDİASI

Referandumun meşruluk sorunu aynı zamanda Hayır Meclisleri’nin de geleceğe dönük bakışını netleştirdi. Referandum öncesi ufaktan başlayan “sonrası” tartışmaları bu meşruluk sorunu ile bir anda ete kemiğe bürünüverdi. Hayır Kadıköy’ün yaptığı Çalıştay ve Kenter Tiyatrosu’nda gerçekleştirilen İstanbul Buluşması bu anlamda tartışmaların çeşitliliği açısından et ile kemiğin kanlı canlı olacağının da işaretleri ile dolu. Forum şeklinde yapılan toplantılarda oldukça fazla öneri ve yönelimin konuşulması bu kadar çok sorunun olduğu bir ülkede kaçınılmaz. Önemli olan bu kadar çok sorunun, bu kadar çok çeşitlilikle beraber nasıl ortak bir zeminde hareket ettirileceği? Meclislerin en çok fikir beyan edilen meselelerinin başında ortak hedef ve programın gelmesi de bu yüzden. Bugün kendini Hayır oyu ile ifade eden, gidişattan memnun olmayanlar toplamıyla yarın daha yaşanabilir bir ülkeye gidişte Hayır Meclisleri’nin rolünün önemli bir kısmı tam da buradan geçiyor. Referandum sonrası artık iyice ayyuka çıkan ve toplumun her kesimine yayılan rahatsızlıklar, kendini ifade edecek alanların ihtiyacını iyiden iyiye artırırken birçok kaygıyla hareket eden bu toplamın meclisi olma iddiası asgari düzlemde herkesin ortaklaşabileceği bir zemini de zorunlu kılmaktadır.

Bu açıdan yazının girişinde ifade edilen üçüncü toplaşma döneminin devamı denebilecek Adalet Yürüyüşü, öne çıkarttığı talep açısından birleştirici bir niteliğe sahipmiş gibi gözükmekte. Fakat burada CHP’nin 15 Temmuz sonrası Yenikapı ve Referandum sonrası sahadan çekilen manevralarının yarattığı tüm olumsuzluğun bilinciyle talebin sınırlarının alabildiğine genişletilmesi ve tüm kesimleri kapsayacak şekilde bir zemine oturtulması Hayır Meclisleri’nin de bu yürüyüşler içinde nasıl bulunacağına dair ipuçlarını önümüze sermektedir. Soru, toplumsal muhalefetin bir araya gelme ihtiyacının CHP’nin kırılgan zemininde ne kadar karşılanabileceğiyken Hayır Meclisleri’nin bu ve benzeri tartışmaları oldukça önem kazanmaktadır.

Hayır Meclisleri’nin İstanbul Buluşması referandum sürecinde kazanılan deneyimin değerini farklı bir biçimde açığa çıkartmaktadır. 16 Nisan’a kadar Hayır oyu etrafında toplananların artık ‘Gidişata Hayır’ diyerek konuştuğu bir meclis var. Topluma dayatılan anayasa ile beraber meclisin işlevsizleştirilmesine karşı en geniş toplumsal kesimi meclisleştirebilmek sanırım bu sürece dair verilecek en iyi cevap olsa gerek. Keza toplumun gerçek anlamda bir meclise ihtiyacı olduğu aşikar ve referandumdan önce atılan tohumlar bugün boy vermeye başladı gibi gözüküyor. Şu an toprak da iklim de büyümeye müsait.

* mydeniz2001@gmail.com


* Bu metinde yer alan fikirler yazarına aittir. Gazete Duvar'ın editoryal politikasıyla uyumlu olmak zorunda değildir.