Nuriye ve Semih'e açık mektup

Emin olun sizin somutlaştırdığınız, ‘güzel ahlaklı’ insan örneği, doğallığınızla, alçak gönüllüğünüzle, direnciniz ve kararlılığınızla, sıradanlığınız ve mucizeviliğinizle öyle bir iletişim ruhu yarattı ki, en yaşamsal değer olan ‘onur’ duygusunun içi görülebilir ve anlaşılabilir oldu. Emin olun ki 15 Haziran’da CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun başlattığı Adalet Yürüyüşü, sizin hikayeniz toplumda bu kadar görünür olmasaydı, başlamayabilirdi.

Ömer H. Yılmaz

Sevgili güzel insanlar, Sevgili Nuriye ve Semih,

Her fotoğrafınızda ayrı güzelsiniz. Birlikte daha da güzelsiniz. Bu fotoğraflara baktıkça alçak gönüllüğünüze, insani değerlerinize, hayatı kucaklama gücünüze hep hayran oldum.

Hayatı kucaklayabilmeniz için kendiniz kalabilmenize, kendiniz kalabilmeniz için onurunuza ihtiyacınız vardı. Onurunuzu kaybetmemek için direnişinizi sonuna kadar götürmeye karar verdiniz.

Nuriye’nin açlık grevinden önceki tek başına direndiği zamanları da hatırlıyorum. Her polis müdahalesi, her gözaltı sonrasında aynı direniş noktasına geri dönen ve kendisine saygı gösterilmesini vaaz eden onurlu bir inat. Semih’in süzülür gibi katılımıyla toplumsal hafızaya kültür kurucu bir örnek olarak yazılmaya başlandınız. Sizi seviyoruz. Sizi çocuklarımıza torunlarımıza anlatacağız. Semih’in eşini de, annesini de… Onlar sizde içkin zaten.

Açlık grevine karar verip başladığınız andan itibaren, hepimizi bir telaş sardı. “Açlık grevimizi sonlandırmak için bizi iknaya çalışmayın.” dediniz. Göreve iade hakkımız. Bu hakkı almadan yaşamak bize haram dediniz. Hakkımızın yenmesine razı olup, onurumuzu kaybederek sürünmek yerine onurumuzla ölürüz dediniz. Bunları belki kelimelere dökmediniz. Benim iç kulağımın duyduğu buydu.

Farz edin ki durum 105’inci günden sonra hiç değişmedi ve siz (Allah Korusun!) öldünüz!

En azından benim gözümde kahraman olacağınız kesin, ama daha önce unutulan ve sonrasında hiçbir şeyin değişmediği yüzlerce kahraman gibi… Oysa sizin gibi insanlara, bütün toplumun, Türkiye’nin geleceğinin çocuklarının ihtiyacı var. Hem de çok.

Ben başka bir karar vermeniz için bir öneride bulunuyorum.

Onurunuzu kaybetmemelisiniz. Haklısınız. Bunu isteyemem zaten. Yeni duruma sükunetle bakın yeter:

1- İktidar kendini, barış heykelini kuşatarak, İçişleri Bakanı’nın ağzından ikna edici olmayan sözler söyleyerek, komik ve aciz duruma düşürdü. Bunu sizin eyleminiz sağladı.

2- Sizi unutturmak için gözaltına aldılar. Size olan sevginin nasıl büyük bir ırmak haline geldiğini herkesin görmesini sağladılar.

3- Size tıbbi yardım konusunda da sorunlar çıkardılar. Gerçekten onları en ‘memnun’ edecek şey sizin ‘gündemden’ düşmenizdir. Bu memnuniyeti onlara tattırmayın.

4- Emin olun sizin somutlaştırdığınız, ‘güzel ahlaklı’ insan örneği, doğallığınızla, alçak gönüllüğünüzle, direnciniz ve kararlılığınızla, sıradanlığınız ve mucizeviliğinizle öyle bir iletişim ruhu yarattı ki, en yaşamsal değer olan ‘onur’ duygusunun içi görülebilir ve anlaşılabilir oldu. Emin olun ki 15 Haziran’da CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun başlattığı Adalet Yürüyüşü, sizin hikayeniz toplumda bu kadar görünür olmasaydı,
başlamayabilirdi.

Velhasıl siz açlık grevine başladığınızdan beri değişenler, en azından, bunlar. Şimdi size düşen bir iş var mı, yine siz karar vereceksiniz.

Ama benim gönlüm sizi Adalet Yürüyüşü’nün ön saflarında görmek.

Çünkü artık Adalet Yürüyüşü sizsiz olmaz. Siz olursanız, göreceksiniz yürüyüş de güçlenecek, halkın sahip çıktığı bir ortamda kapsamlı adalet, ilkesel adalet daha çabuk gelecek bu ülkeye.

Ve sizler ve sizler gibi insanlar size haksızlık yapanların nasıl çürüdüğünü, sizlerin yetiştireceği yeni kuşakların getireceği aydınlığı da göreceksiniz. (Onlar size bu haksızlığı yaptıkları için çoktan pişman oldular. Ama bundan dönüş yolunu bilemeyecek kadar kaybolmuşlar.)

‘Görülen lüzum üzerine’ açlık greviniz tamamlanmalı ve size sahip çıkanlara, sizi eskiden beri sevenlere olduğu gibi, yepyeni aşıklarınıza da gönül borcunuzu ödemelisiniz. Bazı karakter mahkumları gibi yarım yamalak değil, özgür insanlar olarak tamı tamına yaşamalısınız.

Yaşayacaksınız da… Ben de bunu göreceğim… İnanıyorum.


* Forum kategorimiz çok çeşitli türde içeriğe açıktır. Gazete Duvar'ın editoryal politikasıyla uyumlu olmak zorunda değildir.