Ankara Film Festivali'nde farklı kültürler bir arada

Körleşme temasıyla yola çıkan festivalin bu yılki programı sinemaseverlere farklı kültür ve renklerden zengin bir seyir deneyimi vaat ediyor ve Anısına, Berlin’den Taze Taze, Bir Ülke: İspanya, Terence Davies Retrospektifi, Körleşme, Usta İşi ve Dünya Festivallerinden bölümlerinden oluşuyor.

Hasan Akbulut

Uluslararası Ankara Film Festivali için bu yazıyı yazmaya karar verdiğimde, aklıma öncelikle çocukluğumun ve gençliğimin kültürel ve sanatsal etkinliklerle dolu Ankara’sından söz etmek geldi. Ancak içinde bulunduğumuz “kötülüklerden kötülük beğen” ortamı, yangın yerine dönüşmüş bir coğrafyada bir festival yapmanın nasıl da inatla karanlığa karşı aydınlığı, umutsuzluğa karşı umudu savunmak anlamına geldiğini anımsattı bir kez daha.

İkinci Dünya Savaşı’nda yerle bir olmuş Avrupa kentlerinde ilk imar edilen yapıların tiyatro, opera ve sanat binaları olduğunu hepimiz biliyoruz. Elbette bunun bir tek nedeni vardı. Çünkü sanat, dünyayı yaşanabilir bir yere dönüştürür ve umut verir. Sanatın iyileştirici bir gücü vardır. Bu gerçek anımsandığında, Uluslararası Ankara Film Festivali’nin, bu ortamda yapılabiliyor olmasının bile ne kadar önemli ve anlamlı olduğu ortaya çıkıyor.

Festivalin tarihçesine bakıldığında da bunu görmek mümkün. 12 Eylül 1980 askeri darbesi sonrasının politik ikliminde Mahmut Tali Öngören ve Aziz Nesin’in önderliğinde Bilim ve Sanat, Bilar A.Ş. ve Mülkiyeliler Birliği’nin ortaklığında ilk kez 1988 yılında Ankara Film Şenliği adıyla gerçekleştirilen festival, 1991 yılında Körfez Savaşı ve diğer nedenlerle sekteye uğramasına karşın, Dünya Kitle İletişimi Araştırma Vakfı’nın kurulmasıyla (1991) kurumsallaştı. 1992’den itibaren Vakfın organize ettiği film festivali, kurucu iki isim adına, Aziz Nesin Emek Ödülü, Mahmut Tali Öngören Jüri Özel Ödülü gibi programları katarak yoluna devam etti.

Bu yıl 28’incisi yapılacak olan festival bugüne değin Mustafa Altıoklar, Zeki Demirkubuz, Yeşim Ustaoğlu, Fatih Akın, Yüksel Aksu, Nuri Bilge Ceylan gibi Türkiye sinemasının öncü isimlerinin ilk ürünlerine sahne oldu ve olmaya devam ediyor.

TEMA: KÖRLEŞME

on-body-ic

On Body And Soul

Körleşme temasıyla yola çıkan festivalin bu yılki programı da sinemaseverlere farklı kültür ve renklerden zengin bir seyir deneyimi vaat ediyor ve Anısına, Berlin’den Taze Taze, Bir Ülke: İspanya, Terence Davies Retrospektifi, Körleşme, Usta İşi ve Dünya Festivallerinden bölümlerinden oluşuyor.

Anısına bölümünde Michelangelo Antonioni, kurallara meydan okuyan ve başkasının yerine geçerek zorluklarla baş etmeye çalışan gazeteci David Locke’nin başından geçenleri anlattığı Yolcu (Passenger); Ingmar Bergman, baba-oğul arasındaki ilişkiyi konu edindiği Shakespearevari Bir Yaz Gecesi Gülümsemeleri (Smiles of a Summer Night); Abbas Kiarostami, batıda tanınmasını sağlayan Yakın Çekim (Close up); Andrzej Wajda, toplumsal gerçekçiliğe karşı çıkan ve politik engellere rağmen kendi sanatsal özgürlüklerini sürdürmeye çalışan karizmatik ressam Wladyslaw Strzeminski’nin hikâyesini anlattığı Afterimage ve Jacques Rivette ise aynı oyun için provalara çıkan ve aynı evde oturan dört aktrisin başlarından geçenleri anlattığı Dörtlüler Çetesi (La Bande des Quatre) filmleri ile anılacak.

Festival, Berlin Film Festivali’nde gösterilen ve yarışan filmleri “Berlin’den Taze Taze” bölümünde seyirciyle buluşturacak. Berlin’den Taze Taze bölümünde Etienne Comar’ın ünlü gitarist ve besteci Django Reinhardt’ın öyküsünü konu edinen ilk filmi Django; ‘Altın Ayı’ ödülünü kazanan Macar yönetmen Ildiko Enyedi’nin, her gece aynı düşü gören ve birbirleriyle geyik olarak buluşan Endre ve Mária’nın çarpıcı öyküsünü konu edinen On Body and Soul filmlerinin yanı sıra Agnieszka Holland’ın Spoor, Calin Peter Netzer’in Ana, Mon Amour, Thomas Arslan’ın Bright Nights ve Andres Veiel’in Alman heykeltraş ve perfromans sanatçısı Joseph Beuys’a odaklanan belgeseli Beuys filmleri yer alıyor. Bu kapsamdaki filmlerin, sinemanın resim, müzik ve çağdaş sanatlarla ilişkisi üzerine olması da, ayrıca seçkiyi dikkat çekici hale getiriyor.

SAURA SANATIN GÜCÜYLE İYİLEŞTİRECEK

“Bir Ülke: İspanya” bölümünde beş filmden biri olan Living Is Easy with Eyes Closed (Kapalı Gözlerle Hayat Kolay) filminde David Trueba, 1966’da İspanya’da lisede İngilizce/Latince dersler veren Antonio’nun hayatının kahramanı olan John Lennon ile tanışmak için Almeria’ya doğru yola çıkmasını ve yolda arabasına iki kaçağı almasıyla işlerin değişen seyrini anlatıyor. Bir yol hikâyesi olan film, İspanya’dan bir demet sunuyor. Seçkide Luis García Berlanga The Executioner, Cesc Gay Truman, Raúl Arévalo The Fury of a Patient Man, Carlos Saura Jota: Beyond Flamenco filmleriyle karşımızda olacak. Yönetmenler, filmlerinde İspanya’yı, sorunlarıyla, arzularıyla, hırslarıyla, en çok da müziği ve dansıyla anlatıyorlar. Karamsarlığın karabasan gibi üstümüze çöktüğü şu günlerde özellikle Carlos Saura’nın filmi Jota: Beyond Flamenco, bize sanatın iyileştirici gücünü hissettirebilir.

Fetivalin “Bir Retrospektif” bölümünün konuğu, 1945 İngiltere doğumlu senarist, yönetmen, romancı ve oyuncu Terence Davies. Seyirciler Davies’in kendi ailesinin öyküsüne dayanan ve 1940’ların ve 1950’lerin Liverpool’undaki bir işçi sınıfı ailesine izlenimci bakış sunan Distant Voices Still Lives, doğduğu Liverpool’un zaman içindeki değişimini irdelediği ve muhtemelen yaşadığımız kentler “kentsel dönüşüm” söylemiyle tarumar edilirken “ah” çekerek izleyeceğimiz On of Time and the City, genç bir kız öğrenci olarak ilk günlerinden, tanınmayan bir sanatçı olduğu sonraki yıllarına dek Amerikan şair Emily Dickinson’un hikâyesini sunan A Quiet Passion, 1950’li yıllarda Liverpool’da yaşayan 12 yaşındaki Bud’ın hayatından birkaç ayı mercek altına alan The Long Day Closes (Uzun Günün Sonu), Lewis Grassic Gibbon’ın aynı adlı romanından uyarlanan ve 1900’lerin İskoçya’sında, yaşamını küçük bir kasabada çiftçilik yaparak sürdüren Chris Guthrie adlı genç kızın yaşamını ele alan Sunset Song ve Robert Tucker’ın hayatının üç dönemini kapsayan Terence Davies Trilogy Davies’i tanıma fırsatı bulabilecek.

SİNEMA BİZİ NE ZAMAN KÖRLEŞTİRİR?

RETURN TO MONTAUK / RÜCKKEHR NACH MONTAUK

Montauk’a Dönüş’te Nina Hoss ve Stellan Skarsgård

Festivalin teması olarak belirlenen “Körleşme” bölümü de, ders niteliğinde gösterilecek filmlerle, ‘Sinema bizi ne zaman körleştirir, seyircinin bakış açısı ile kameranın bakış açısı örtüşmediğinde ne olur” sorularına yanıt arayacak. Bu bölümün öne çıkan filmleri arasında Kirsten Johnson imzalı Cameraperson, Wim Wenders başyapıtı Paris Texas, Stanley Kubrick’in unutulmaz filmi A Clockwork Orange (Otomatik Portakal) da yer alıyor. Johnson’un rolünü kameranın arkasına götürerek, görsel açıdan cesur bir anı ve kameranın gücünü açığa vuran bir sorgulama ortaya çıkardığı Cameraperson’ın (2016) kaçırılmayacak bir film olduğunu anımsatalım.

Festivalin Usta İşi bölümü, dünya sinemasına katkı sağlamış usta yönetmenlerin filmlerine ayrılmış. Usta İşi seçkisinin konukları, Return To Montauk (Montauk’a Dönüş) ile Volker Schlöndorff, Salt and Fire (Tuz and Ateş) ile Werner Herzog, The Graduation ile Claire Simon, Bloom of Yesterday ile Chris Kraus, Manifesto ile Julian Rosefeldt ve Gimme Danger ile Jim Jarmusch.

Montuak’a Dönüş’te (2016) Schlöndorff, yazar Max Zorn’un hikâyesine odaklanıyor ve bir kitap turunda unutamadığı bir kadınla yeniden karşılaşmasını konu ediniyor. Film, Stellan Skarsgård ve Christian Petzold’un filmlerinin vazgeçilmez oyuncusu Nina Hoss ile dikkat çekiyor. Salt and Fire bir grup bilim insanının, ekolojik bir felakete sebep olan büyük bir firmayla yaşadığı problemleri eksen almasıyla, Gimme Danger ise, Iggy Pop ve grubu The Stooges’un müziğe ve genel olarak dünyaya yaptığı etkileri anlatmasıyla sinemaseverlerin ilgilisini bekliyor.

GÜRCİSTAN’DAN JAPONYA’YA

Festivalin Dünya Festivallerinden başlıklı bölümünde ise Gürcistan’dan, Bulgaristan’a, İran’dan, Yunanistan’a, Kore’ye, Çin’e ve Japonya’ya filmler ve yönetmenler konuk oluyor. Russudan Glurjidze House Of Others (Başkasının Evi), Sang-soo Hong Yourself and Yours (Kendin ve Sen), Otto Bell The Eagle Huntress (Kartal Avcısı Kız), Mehrdad Oskouei Starless Dreams (Yıldızsız Rüyalar), Vassilis Mazomenos Lines (Çizgiler), Kristina Grozeva, Petar Valchanov Glory (Kol Saati), Zhang Lu A Quiet Dream (Sessiz Bir Rüya), Hirokazu Koreeda After the Storm (Fırtınadan Sonra) filmleriyle farklı ama bize benzeyen dünyaları Ankaralı seyirciye sunacaklar.

Festival bu yıl da Ulusal Uzun Film yarışması, Ulusal Kısa Film Yarışması, Ulusal Belgesel Film Yarışması, AUFF ve Almanya Büyükelçiliği Temalı Ulusal Kısa Film Yarışmasına ev sahipliği yapıyor. Bu yıl Ulusal Uzun Film Yarışmasında yarışacak on bir film, Kızılay Büyülü Fener Sineması’nda seyirciyle buluşacak. Bazıları gösterime girmiş ve çeşitli festivallerde ödül de almış bu filmler şöyle: Albüm (Mehmet Can Mertoğlu), Babamın Kanatları (Kıvanç Sezer), Genco (Ali Kemal Çınar), Kaygı (Ceylan Özgün Özçelik), Koca Dünya (Reha Erdem), Martı (Erkan Tunç), Rüzgârda Salınan Nilüfer (Seren Yüce), Rüya (Derviş Zaim), Siyah Karga (Tayfur Aydın), Taş (Orhan Eskiköy) ve Zer (Kazım Öz).

Onur Ünlü’nün başkanlığında, Nihal Yalçın, Emrah Serbes, Olena Yershova ve benden oluşan yarışma jürisi, filmleri izleyici ile birlikte izleyecek. Yönetmenlerinin de katılımları ile gerçekleştirilecek gösterimler sonrası söyleşiler de seyircileri bekliyor.

Ulusal Belgesel Film Yarışması kapsamında yarışan on yedi belgesel, Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde filmlerin yönetmenleriyle yapılacak söyleşiler eşliğinde gösterilecek. Ah, Altıyüzseksenüç, Bademler, Başka, Biz Dünyaya Sığmadık, Gardırop, Hermana, Işıklık, Kaz Otaran, Kıllıt, Kırmızı Kurdele, Lüfer, ManaMou İstanbul, Muhammed, Serin Yayla Çiçeği, Üçyüzbir, Vank’ın Çocukları. Bu filmler arasında daha evvel Dersim’in Kayıp Kızları: İki Tutam Saç ve Hay Way Zaman adlı belgeselleriyle dikkatleri çeken Nezahat Gündoğan’ın Vank’ın Çocukları’nın Keşişin Torunları adıyla kitaplaştırıldığını ve 1915’te kurtulan Dersimli Ermenileri konu edindiğini anımsatalım.

Festival bünyesinde bu yıla özgü bir yenilik de var. Festival, Ulusal Uzun Proje Geliştirme Desteği Yarışmasına başvuran 115 proje arasından seçilen 11 projeden ikisine 30.000 TL maddi destek verilecek. Böylece festival, film üretimine de katkıda bulunmuş olacak.

SİNEMAYA GİTMENİN ANLAMI DA BURADA

Festivalin yan etkinliklerinden birini de Belleklerdeki Sinema: Seyircinin Sergisi oluşturuyor. TÜBİTAK projesi olarak tasarlanan ve seyirciye odaklanan bir araştırmanın ürünü olan sergi, 1960’lardan 1980’lere dek sinemaya gitmiş yüz görüşmecinin anlatılarına dayanıyor ve Yeşilçam dönemlerinde sinemaya gitmenin seyirciler için anlamlarını, belleklerde kalan sinema tadını betimlemeye çalışıyor. Sergi kapsamında, Belleklerdeki Sinema adlı bir video filmin seyirciyle buluşacağını ve 22 Nisan Cumartesi günü 14.00’te görüşmecilerin de katılımıyla bir panel gerçekleştirileceğini duyuralım. Makyaj, belgesel, deneme film atölyelerinin yanı sıra Onur Ünlü Yönetmenlik Atölyesi, Seçil Büker, Şeyma Balcı ve Aslı Gön’ün katılımıyla yapılacak Körleşme paneli festivalin diğer etkinlikleri arasında bulunuyor.

Yangın Yerinde Orkideler adlı tiyatro oyunu için Mehmet Baydur şöyle diyor:
“Orkideleri hep bir ‘ballad’ olarak düşündüm. Hakkı yenmişlerin, hayatın-toplumun- yerleşik düzeninin kıyısına itilmişlerin, uyurgezerlerin, mutsuzların, sırtından yaralıların, alkoliklerin esrarkeşlerin, yalancıların, masal anlatıcılarının, gezginlerin, kaybedecek hiçbir şeyi olmayanların, filmleri balkondan ya da hususiden değil, birinciden yani en ön sıralardan seyredenlerin, dünyaya kekremsi, ekşi bir sırıtışla bakanların, sis ve dumanlar içinde yaşayanların, bilgiye ve bilgisizliğe aynı tiksintiyle yaklaşanların, bütün bunlara rağmen, ya da biraz da bunlardan ötürü insan kalmayı becerebilmiş olanların şarkısı olsun istedim” Yangın Yerinde Orkideler (Memet Baydur, 1990).
Ankara Uluslararası Film Festivali, bu orkidelerden biri. Yolu bir şekilde festivalden geçmiş her seyirci, bu gerçeği biliyor ve yangın yerinde orkideler açmaya devam ediyor.

Prof. Dr., İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo, TV ve Sinema Bölümü öğretim üyesi


* Forum kategorimiz çok çeşitli türde içeriğe açıktır. Gazete Duvar'ın editoryal politikasıyla uyumlu olmak zorunda değildir.