Kürdün oyu

Garip şu ki Kürt kentlerini yerle bir eden iktidar, seçim sonuçlarından ötürü Kürtlere “teşekkür” ederken, Kürt kentleri bombalanırken, Kürtlerin vekilleri tutuklanırken üç maymunu oynayan muhalefet ve bazı sol çevreler ise rejim değişikliğine Kürtler neden daha güçlü HAYIR demedi eleştirisini yapmaktadır. İronik olan; çoğu zaman “müstakbel” yurttaşı bile sayılmadığı-sayılsa bile her an sorgulanmaya açık olan- ülkenin kaderinin Kürde bağlanmasıdır.
Fotoğraf: Sputnik/Ömer Faruk Baran

Tuncay Şur

Söz konusu seçime dayalı temsiliyet ise Kürt vilayetlerinin kaderi pek parlak olmamıştır cumhuriyet tarihi boyunca. 1946’ya kadar Kürt vilayetlerinde mebus seçimi yapılmaz, Kürt vilayetlerine mebus atanırdı. Zira belirtilen tarihe kadar dönemin tek partisi olan CHP’nin teşkilatının bulunmadığı Kürt vilayetleri birden fazladır. Bunun manası şudur; Hakkâri mebusu olarak atanan Bursalı bir kişi-kuvvetle muhtemel Hakkâri’yi hiç görmemiş ve mebusluk döneminde de gitmemiştir- Hakkâri’yi “temsil eder”. Kürtlerin CHP dışında “temsil” hakkı elde etme şanslarının ortaya çıktığı ilk seçim olan 1946 seçimleri (ki bu seçimler tarihteki ikinci sopalı seçimlerdir aynı zamanda) Kürtlere çok şey vaat etmez. Dönemin DP lideri ve aynı zamanda cumhuriyetin “üçüncü adamı” Celal Bayar, İsmet İnönü’ye Kürt vilayetlerindeki seçimler için bir teklifte bulunur. Teklif şudur; Kürt vilayetlerinde parti teşkilatlarının kurulmaması ve seçim çalışmalarının yapılmaması Bayar tarafından “rica” edilir.

Ricaya icabet eden İnönü, kendilerinin de bu hususta dikkatli olacaklarını, zira meselenin “milli mesele” olduğunu söyler. 1946 seçimleri pek seçimden sayılmaz ama 1950’den sonra DP’nin Kürt vilayetlerinde birinci parti olma hali 1960’ların başına kadar devam eder. DP’nin halefi olan Adalet Partisi (AP) döneminde de bu durum benzer şekilde devam eder. Yeni Türkiye Partisi (YTP) ve Türkiye İşçi Partisi (TİP) deneyimleri bir miktar politik kırılmalar yaratsa da genel siyasal eğilim çok değişmez. Bu tarihten 1990’ların başına kadar tüm siyasi partiler için Kürt coğrafyası aşiret ve şeyhlik kurumları üzerinden oy devşirilecek bir alan olmanın ötesine gitmemiştir. Kürtlerin müstakil bir siyasal çizgi ile kendilerini temsil eden adayları seçmeleri 1977-79 mahalli seçimlerine dayanır. Bu seçimler, cumhuriyet tarihinde ilk defa Kürtlerin doğrudan Kurdî (Pro-Kurdish) adaylarla seçimlere girmeleri ve seçimleri birçok belediye kazanmaları açısından önemlidir. Ancak bilindiği üzere, kazanılan belediyeler Kürtlerin elinden alınır, belediye başkanları ya tutuklanır ya da “faili meşhur” cinayetlere kurban gider. Kürtlerin yerel yönetimlere bağımsız ya da partili adaylarla dâhil olmaları ve belediye kazanmalarına koşut, kazanılan belediyelere el konulması kesintisiz bir biçimde bu güne kadar devam eder.

Parlamenter temsiliyet hususuna gelince, TİP deneyimi dâhil olmak üzere, 1990’a (Halkın Emek Partisi’nin (HEP) kuruluşu) kadar Kürdün oyu istenmiş ve fakat kendisi temsil edilmemiştir parlamentoda. 1991-94 utanç yıllarından (HEP-Demokrasi Partisi (DEP) dönemi) sonra Kürtler ancak 2007 genel seçimlerinde bağımsız adaylarla parlamentoya girebilmişlerdir. Sonrası bilinen hikâye…

Bu uzun ve belki okuyucu için sıkıcı tarihsel anlatıyı sunmamın temel gayesi; cumhuriyet tarihi boyunca Kürtlerden, başta merkez sağ olmak üzere, her siyasal hareket oy istemiş ancak Kürdün kendisi ne parlamentoda ne de yerelde temsil edilmemiştir. Yani Kürdün oyu, Kürt dışında herkesin hesabına dâhil olmuş da bir Kürde yaramamıştır. Bu bağlam bilgisi üzerine 16 Nisan referandumunda Kürtlerin oyları tartışmasına bakmanın faydalı olacağı kanaatindeyim.

HEP’ten bu yana Kürt partilerinin ortalama oy oranı yüzde 5-ile 6 civarında olagelmiştir. 2007’de bağımsız adaylarla parlamentoya giren Demokratik Toplum Partisi (DTP) dâhil olmak üzere (2007’de yüzde 5.2 oy almıştır) bu oranlarda ciddi bir değişim olmamıştır. Esas değişimin başladığı dönem 2009 mahalli seçimleri ile birlikte başlamıştır. 2009’da 99 belediye kazanan DTP’den sonra halefi olan Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) 2011 genel seçimlerinde yüzde 7’ye yakın bir oy almış, 2014 mahalli seçimlerinde ise 102 belediye kazanmıştır. Bu tarihten sonraki seçimlerden 10 Ağustos cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yeni parti olan Halkların Demokratik Partisi (HDP) adayı Selahattin Demirtaş yüzde 9.76 oy almış, aynı parti 7 Haziran genel seçimlerinde 13.12 oy alarak ilk defa seçim barajını geçerek parlamentoya girmiştir. Yenilenen seçimlerde HDP, tekrara seçim barajını aşarak 10.76 oy almıştır.

Görünen o ki, 2009’dan bu yana Kürt siyasal hareketinin oy potansiyeli 7 Haziran ile 1 Kasım seçimleri arasındaki düşüşü not etmek kaydıyla bir yükseliş eğrisi sunmaktadır. Ve Kürt siyasal hareketinin oyu yüzde 10 ve üzeri civarına kadar yükselmiştir. Başka bir ifade ile Kürt siyasi hareketinin oyu 2015-2017 arasındaki tüm olumsuzluklara rağmen yüzde 10 ve üzeri bir oranda seyretmektedir. Belirli konjonktürel dalgalanmalara rağmen konsolide olmuş bir seçmen kitlesine ulaşmıştır.

Gelelim 16 Nisan referandumu ve Kürtlerin oylarına. Mesele malum; Kürtlerin oyları ile mi EVET çıktı, Kürtler Erdoğan’ı başkan mı yaptı tartışmalarına, “suçlamalarına” son dört seçimdeki Kürt oylarının dağılımı eşliğinde bakmaya çalışalım. Ancak evvela bir husus üzerinde birkaç şey söylemek lazım gelir. Kürtler, HDP, hangi şartlarda referanduma gitti? Cevap; Eşbaşkanlar dâhil 13 parlamenteri cezaevinde, 83 belediyesine kayyım atanmış, 82 belediye başkanı tutuklu (ulaşabildiğim güncel verilere göre), 10 bine yakın HDP ve Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) siyasetçisi cezaevinde, Birleşmiş Milletler’in (BM) raporuna göre, 18 ayda 2 binden fazla insan hayatını kaybetti, 500 binden fazla insan göç etmek zorunda kaldı, referandum süreci boyunca HDP’nin tüm faaliyetleri (gösteri, toplantı, propaganda-seçim şarkısı dâhil olmak üzere-) yasaklandı. Bu şartlar altında Kürt vilayetlerinde çıkan oyların karşılaştırmalı analizine geçelim.

Yazıdaki tablolarda HDP’nin farklı seçimlerde yüzde 50 ve üzeri oy aldığı 12 il dikkate alınarak hazırlanmıştır. Buna göre ilk karşılaştırmayı 10 Ağustos cumhurbaşkanlığı seçimlerinde HDP’nin adayı Demirtaş ile AKP’nin adayı Erdoğan’ın 12 ilde aldığı oy oranları ile 16 Nisan’da aynı illerde Erdoğan’nın başkanlığına verilen EVET oyları üzerinden yapalım.

10 Ağustos 2014 Cumhurbaşkanlığı Seçimi

10 Ağustos 2014 Cumhurbaşkanlığı Seçimi

 

Tablodaki 12 vilayetten sadece Bitlis ve Muş’ta 16 Nisan’da EVET oyları HAYIR oylarından fazla çıkmıştır. Genel seçimlere ilişkin tablolarda görüleceği üzere, bu iki ilde (Bitlis ve Muş) CHP ve MHP’nin kayda değer oyu olmadığından ötürü, HDP oylarının belirgin bir oranının EVET’e kaydığı görülmektedir. Öte yandan iki büyük şehir olan Diyarbekir, Batman ve Van’da cumhurbaşkanlığı seçimleri ile mukayese edildiği zaman HAYIR oyunda bir artış oldu ortadadır. 10 Ağustos’ta Demirtaş’a yüzde 64.17 oy veren Diyarbekir, 16 Nisan’da yüzde 67.59 Erdoğan’a HAYIR demiştir, benzer bir oran Van ve Batman için de geçerlidir. Iğdır’da MHP oylarının, Tunceli’de ise CHP oylarının varlığı düşünülürse bu iki vilayetteki HAYIR oylarının artışını tek başına HDP oyları olarak tanımlamak yanlış olacaktır. Ancak Ağrı, Şırnak ve Hakkâri gibi neredeyse sadece HDP ve AKP oylarının bulunduğu üç ilde, cumhurbaşkanlığı seçimleri ile kıyaslandığında EVET oylarında bir artış söz konusudur. Özellikle Hakkâri’de yüzde 13 civarında HDP oyunun EVET dediği anlaşılmaktadır.

yyyyyy

16 Nisan Referandumu

 

Benzer şekilde yaklaşık yüzde 12’lik bir oy Şırnak’tan ve yüzde 5’lik bir oy da Ağrı’dan EVET’e kaymış görünüyor. Belirtilen illerdeki oy kaymalarının muhtemel sonuçları üzerinde yazının devamında duracağız. Son olarak 10 Ağustos cumhurbaşkanlığı seçimlerine katılım oranın yüzde 73.72, 16 Nisan referandumuna katılım oranının ise yüzde 85.31 olduğunu vurgulamak lazım.
16 Nisan sonuçlarını belirtilen 12 il üzerinden 7 Haziran 2015 genel seçimleri ile mukayese etmeye devam edelim. 16 Nisan’da HDP’nin Iğdır ve Tunceli dışında (Tunceli’de CHP seçmeni, Iğdır’da ise CHP ve MHP seçmeni dikkate alınmıştır) tüm illerde ortalama 10 puanlık bir kaybı, Muş ve Bitlis’te 19 puanlık bir oy kaybı ve yine Hakkâri’de 16 puanlık bir oy kaybı görünmektedir. Tunceli ve Iğdır dışında kalan diğer 10 ilde HDP ve AKP seçmeni dışında belirleyici bir seçmen kitlesi olmadığı için, EVET oyundaki artışın HDP oylarından kaynaklandığı açıktır. Hemen belirtmek gerekir ki, özellikle Diyabekir ve Batman başta olmak üzere İslami tandanslı Hüda-Par ya da bağımsız adayların etkisinin olup olmadığı düşünülebilir. Ancak 7 Haziran’da Diyarbekir için bağımsız ve MHP oyların toplamı yaklaşık yüzde 5’lik bir dilime tekabül etmektedir ki bu oran çıkarıldığı takdirde yine de HDP’den EVET’e bir akışın olduğu görülüyor ancak bu akış yüzde 5 civarındadır. Aynı durum Batman için de geçerlidir. 7 Haziran’la 16 Nisan arasında 12 puanlık farktan, bağımsız oyları, MHP ve Saadet Partisi oylarını çıkardığımız zaman -ki yaklaşık yüzde 7’lik bir oy- yine ortalama HDP oylarından yüzde 5’lik bir oran EVET’e kaymış gözükmektedir.

1 Kasım 2015 seçimlerinde HDP’nin de 7 Haziran seçimlerindeki oy oranının altına düştüğü kaydederek başlamak gerek. Toplam 12 ilde 7 Haziran seçimlerine kıyasla Şırnak dışında HDP tüm illerde yüzde 5 ile yüzde 10 arasında bir oranda oy kaybetmiştir. Buna karşılık 1 Kasım’da AKP 12 vilayetin tamamında oylarını arttırmıştır. 1 Kasım 2015 seçimlerine olağanüstü çatışmalı bir dönemde girildiğini ve yaşanan çatışmalar, sokağa çıkma yasakları ve ablukalardan kaynaklı olarak HDP’nin seçim mitingi ve öneli ölçüde seçim propagandası yapmadığını not etmekte fayda var. Sonuç olarak HDP 1 Kasım seçimlerinde hegemonik olarak güçlü olduğu bu 12 ilde ortalama yüzde 11 civarında bir oy kaybı yaşamış ve bu oyların büyük bölümü, belki de tamamı AKP’ye gitmiştir. Bu iki noktaya işaret etmektedir ki bu iki husus 16 Nisan değerlendirmesi için de geçerli olacaktır. Birincisi, çatışmalı iklimde seçmenin oy davranışı üzerine yansımaktadır, fakat bunu çatışmalardan kaynaklı olarak HDP seçmenin partisinden uzaklaşması olarak yorumlamak çok doğru olmayabilir. Belki bunun da bir miktar etkisi olmakla birlikte özellikle 1 Kasım seçimlerinde olağanüstü hal ve sokağa çıkma yasaklarının devam ettiği bir ortamda seçmenin sandığa gitmediği ve/veya gidemediği de hesaba katılmalıdır. Nitekim 7 Haziran’la kıyaslandığında 1 Kasım’da Diyarbekir, Hakkâri gibi vilayetlerde katılım oranın ortalama yüzde 5 düştüğü görülmektedir.

grafik-3

7 Haziran Genel Seçimleri

 

grafik-4

1 Kasım Genel Seçimleri

 

ABLUKALAR-KAYYIM VE REFERANDUM

Bu kısma kadar yapılan karşılaştırma ve analizlerden 16 Nisan referandumunda HDP seçmeninin yüzde 5 ile yüzde 15 arasında değişen bir oranın EVET oyu kullandığı sonucu çıkarılabilir kabaca. Bu değişimin muhtemel nedenleri üzerinde durmadan önce yoğun ablukaların yaşandığı bazı merkezlerle kayyım atanan 10 ildeki oy dağılımına bakalım. Çatışmaların ve ablukaların en yoğun yaşandığı beş merkezin (Sur, Nusaybin, Silopi, Cizre, Yüksekova) tamamında HAYIR oyu açık ara farkla çıktı.

grafik-5

Yoğun Ablukaların Yaşandığı Bazı Merkezler

 

Bu beş merkezde HDP’nin 7 Haziran ve 1 Kasım’da aldığı oy oranları şüphesiz daha yüksektir. Örneğin, 7 Haziran’da Sur’dan yüzde 81, Cizre’den yüzde 91, Nusaybin’den yüzde 90, Yüksekova’dan 94 oranında oy almıştır HDP. Bu oranlar 1 Kasım seçimlerinde de çok büyük değişiklik göstermemiştir. 16 Nisan’da bu merkezlerdeki kısmi oy düşüşünün temel nedeni BM’nin de raporladığı üzere, özellikle bu beş merkez başta olmak üzere yüz binlerce insanın çatışmalardan kaynaklı göç etmek zorunda kalmasıdır. İlaveten bölgede seçimin ne derece sağlıklı yapıldığı, en azından seçim günü medyaya yansıyan fotoğraf ve görüntülere bakılırsa, oldukça şaibelidir. Henüz mühürsüz oy pusulaları kısmına gelmedik bile.

grafik-6

Kayyım Atanan Belediyeler

 

Kayyım atanan 10 il merkezinde Bitlis hariç belirgin bir farkla HAYIR oyu çıkmıştır. Tunceli dışında (burada CHP seçmeninin etkisi var) diğer illerde HDP’nin 1 Kasım seçim sonuçlarına yakın oranlarla HAYIR çıkmıştır. Bu durum, HDP’nin hegemonik güç olduğu il merkezlerinde önemli ölçüde seçmen HAYIR demiştir. Son iki tablo ve oranlarla ilgili kısa bir değerlendirme yapacak olursak, abluka ve sokağa çıkma yasakları, şehirlerin yerle bir edilmesi ve 82 DBP belediyesine el konulması Kürt seçmen üzerinde caydırıcı bir etki yaratmamıştır. AKP’nin iddialarının aksine bu merkezlerde Kürt siyasal hareketi hegemonik güç olma halini sürdürmektedir ve ciddi manada konsolide olmuş bir seçmen tabanına sahiptir.

MÜHÜRSÜZ OY PUSULALARI VE DAĞILIMLARI

Evvela bir hatayı düzelterek başlayalım, Dicle Haber Ajansı, Demokrat Haber ve benzeri haber sitelerinde mühürsüz oy dağılımını gösterdiği iddiasıyla yayımlanan harita (Haritaya göre mühürsüz oy dağılımının neredeyse tamamı Kürt vilayetlerinde yoğunlaşmış olarak gösterilmiş) doğru değil. Teyit.org sitesinin yalanladığı bu harita, Britanya Kürdistan Dostluk Derneği’nin sitesinde yayımlanan interaktif bir harita. Harita 16 Nisan günü Kürt vilayetlerindeki seçim usulsüzlüklerini gösteriyor. Dolayısıyla bu haritayı bir veri olarak almamız söz konusu olamaz. Yüksek Seçim Kurulu’nun da (YSK) kabul ettiği 2.5 milyon mühürsüz oy pusulasının coğrafi dağılımı hakkında elimizde bir veri yok. Mühürsüz oy pusulalarının Kürt illerinden geldiğinden emin değiliz ancak eğer bir akıl yürütme yoluna gidecek olursak; YSK’nin mühürsüz oy pusulalarının kabulüne ilişkin açıklamasının basına düştüğünü saat 17.10 (bu saatte CNN Türk’ün haberi). Böyle bir açıklamanın yapılabilmesi için oy sayımının başlamış olması gerekiyor. Batı illerinde oy kullanma henüz sona erdiği için, YSK’nin yaptığı açıklamanın Kürt vilayetlerinden sayılan oylar neticesi ile ilgili olduğu aşikâr. Nitekim kapatılan kamuoyu araştırma şirketi AKAM’ın sahibi Kemal Özkiraz da mühürsüz oy pusulalarının ekseriyetinin Kürt illerinden olduğunu belirtmişti. Tüm bunlara ek olarak, HDP’nin de dile getirdiği ve Hayır ve Ötesi İnisiyatifinin yayınladığı ara raporda da kaydedilen çoğu Kürt yerleşiminde blok oy kullanıldığı görülmektedir. Raporda ortaya koyulduğu üzere, Urfa’nın Akçakale, Viranşehir, Hilvan ve Muş’un Hasköy ilçelerinde ve başka merkezlerde sandıklardan yüzde 100 EVET oyunun çıktığı tespit edilmiştir. Bu durum blok oy kullanımını doğrulamaktadır. Bu oyların ne kadarının mühürsüz oy pusulası olduğunu bilmiyoruz. Bunu ortaya çıkarmanın iki yöntemi var. İlki (eğer bir hukuk devletinde yaşıyor olsaydık) YSK’nin, mühürsüz oy pusulalarının coğrafi dağılımını içeren teferruatlı bir açıklama yapması ki bu çok mümkün gözükmüyor. İkincisi ise, ıslak imzalı sandık tutanaklarının tespiti ve neticesinde Kürt il ve ilçelerindeki oy dağılımının mevcut verilerle karşılaştırılması. İkinci seçenek de çok mümkün değil gibi. Neden? Zira 16 Nisan günü İHD’nin de yayımladığı seçim günü hak ihlalleri raporunda ve daha fazlası sosyal medyada video ve fotoğrafla belgelenmiş biçimde görüldüğü gibi özellikle Kürt illerinde ve ilçelerinde yoğun bir baskı uygulanmıştır. HDP sandık üyeleri, müşahitleri engellenmiş, bazı bölgelerde-yasak olmasına rağmen-asker korucu gibi silahlı unsurlar sandıkların başında durmuştur. Bu şartlar altında Kürdistan’da her sandıktan ıslak imzalı sonuç tutanağının alınması pek muhtemel görünmemektedir.

Mevcut durum bu olmasına rağmen bir polemik yaparak, mühürsüz oy pusulalarının çoğunun Kürdistan’dan geldiğini tahmin etmek olasıdır. Neden? İlk nedeni YSK’nin geçerlilik açıklaması yaptığı saate bakarak yukarıda ifade etmiştik. İkinci neden de ilkine bağlı olarak, Kürdistan’dan gelen yüksek HAYIR’lar karşısında böyle bir (hesapta olmayan) çıkış yöntemine başvurmuş olmaları mümkündür. Zira aksi taktirde, eğer bu bir seçim hilesi olarak evveliyatında tasarlanmış olsa idi, kendi yasasını çiğneyerek mühürsüz pusulayı apar topar geçerli sayan kurum, o pusulaya bir mühür de vurabilirdi gayet. Sonuç olarak, şayet-ki kuvvetle muhtemeldir-2.5 milyon mühürsüz ve çoğu EVET olarak düşünülen oy pusulalarının ekseriyeti Kürt vilayetlerinden ise, bu durum yazı boyunca istatistiklerini verdiğimizi Kürt illerindeki oy dağılımını da önemli ölçüde etkiliyor. Yani, ortalama yüzde 5 ile 15 arasındaki EVET’e kaymış gibi görünene oyların akıbetini önemli ölçüde tersine çeviriyor.

KÜRDE VURMAK GELENEKTENDİR!

Yazı çok uzadı ve fakat kısa bir değerlendirme ile bitireceğim. Yazının başında belki de sıkıcı ve biraz uzun olan tarihsel bir anlatı aktarmamın nedenine yeniden değineyim. Cumhuriyet tarihi boyunca Kürdün oyu sayılmış ama kendisi sayılmamıştır. Farklı siyasi partiler sürekli Kürdistan’dan oy istemiş ama kimse Kürde ne istediği sormamıştır. Ne vakit ki Kürtler kendi oylarına sahip çıkmış müstakil örgütlenmelerini, adaylarını belirleyip oy tercihini o doğrultuda kullanmış işte o zaman da devletin hışmından kurtulamamışlardır. Bugün de aynı şey geçerlidir, mesele şaibeli bile olsa Kürt illerinden çıkan oy oranları değildir, Kürde eleştiri konusu yapmanın nedeni. Kaldı ki 10 Ağustos’ta Demirtaş’a yüzde 64.17 EVET diyen Diyarbekir, 16 Nisan’da Erdoağan’a 67.59 HAYIR demiştir, ne var ki İzmir’in yüzde 68.80 HAYIR’ının karşısında Diyarbekir’in yüzde 67.59 HAYIR’ının daha az makbul görülmektedir. Benzer şekilde Edirne’nin yüzde 70.48 HAYIR’ının karşısında yerle bir edilen Şırnak’ın yüzde 70.70 HAYIR’ı tartışmaya açık görülmektedir. Garip olan (ve aslında hiç olmayan) şu ki Kürt kentlerini yerle bir eden iktidar, seçim sonuçlarından ötürü Kürtlere “teşekkür” ederken, Kürt kentleri bombalanırken, Kürtlerin vekilleri tutuklanırken üç maymunu oynayan muhalefet ve bazı sol çevreler ise rejim değişikliğine Kürtler neden daha güçlü HAYIR demedi eleştirisini yapmaktadır. İronik olan; çoğu zaman “müstakbel” yurttaşı bile sayılmadığı-sayılsa bile her an sorgulanmaya açık olan- ülkenin kaderinin Kürde bağlanmasıdır.


* Bu metinde yer alan fikirler yazarına aittir. Gazete Duvar'ın editoryal politikasıyla uyumlu olmak zorunda değildir.