Çocuklar 'evet' mi diyor 'hayır' mı?

16 Nisan Referandumu sürecinde de çocuklar paternalizmin kıskacından kurtulamamıştır. Politik özerklik için gerekli olan rasyonalite, bilgi ve deneyimden yoksundur denilmişlerdir.

Google Haberlere Abone ol

Dilek Kumcu*

Anayasa değişikliğinin kampanya süreci bugün itibarıyla sona eriyor. Anayasa değişikliğine dair yapılan kampanyalarda çocukların görünmez olduğunu söylemek mümkün değil. Çocuklar “evet” veya “hayır” kampanyalarında bizzat yer aldılar, kimi zaman görselleriyle kimi zaman sesleriyle kimi zaman da röportajlarıyla. Hatta bazı röportajlar yıllar öncesinden arşivlerden bulundu, bundan yıllar önce referandum isteyen çocuk diye ana akım medyada sosyal medyada döndü durdu videolar. Ama hiçbir kampanya çocukların görüşlerine yer vermedi, bu anayasa değişikliğinin çocukları da ilgilendirdiğini görmedi.

Siyasi partilerin retoriğinde “çocuklarımız için” kullanıldı elbette ama bu süreçte “çocuklarla birlikte” bu toplumda yaşanıldığı düşünülmedi. Bu durum, çocukların oy hakkının olmamasının sonucu gibi görünse de aslında çocukluğun yüzyıllardır algılanışı ve çocuğa dair mitlerin yansıması.

YETİŞKİNLERİN İKTİDARI: ÇOCUKLUK

Eski Atina’da, çocuğun mutlak olarak babasına ait olması, Isparta’da çocuğun aileye değil devlete ait olması anlayışları Roma’da ilk imparatorluk dönemi olan M.Ö. 27 - M.S. 234-284’e kadar hâkimlerin ailenin çocuklarına verdikleri cezaları kısıtlamasına ve Justinianus döneminde babanın hâkimiyetinin sadece eğitim ile sınırlandırılmasına evrilmiş. Ancak çocuklar üzerindeki mülkiyet algısı ve nesneleştirilme uygulamaları Rönesans’a kadar devam etmiştir. Rönesansla birlikte yaygınlaşan hümanist bakış açısı, ilk olarak çocukların korunmasına odaklanmış.

"Çocukluk düşüncesi son 400 yıla ait bir Avrupa icadıdır" görüşüne Simone de Beauvoir da, birçok toplumda olan yaşlılık ile çocukluk arasındaki benzerlikleri de açıkladığı “Yaşlılık” eserinde, yüzyıllar boyunca gelişimini de dikkate alarak esasen “çocukluk” diye bir konu da yoktu tespitini yaparak katılmıştır. 10’uncu ve 11’inci yüzyıllarda insanın çocuk imgesiyle pek ilgilenmediği, gerçek yaşamda da çocukluğun çabucak biten ve çabucak unutulan bir geçit dönemi olduğu görülüyor. [1]

Beauvoir, 13’üncü ve 14’üncü yüzyıllara kadar -burjuvazinin ortaya çıktığı zaman- yalnız ergine değer verildiğini, 16’ncı yüzyılda ana-babaların çocuklarından tam bir itaat istediklerini, 17’nci yüzyılda çocukların toplumdan uzak tutulup, sert usullerle yetiştirildiğini ve çocukluğun tamamıyla halkın en aşağı tabakası sırasına konulduğunu, 18’inci yüzyılın başında “sopa cezasına” karşı çıkıldığını çocukluk döneminin geçirdiği süreçler olarak vurgulamıştır.

1600’den itibaren çocukluk kavramı gelişmeye başlamış ve “yedi yaş ile ergenlik arasındaki dönem” süratle kendine özgü bir dünya olmaya başlamıştır. 17’nci yüzyılla birlikte gelen ve çağdaş tanımı şekillendiren çocukluk kavramı ise çocuğun masumiyetini ve zayıflığını vurgularken Rönesans döneminde her yaş grubu için geçerli olan eğitim, çocukluk ile sınırlanmış ve bunun sonucunun ise yetişkinlere bağımlılık ve disiplini içeren iktidar ilişkisi olmuştur.

Tarih esas olarak üst sınıf erkekleri tarafından yazılır[2] görüşü çocukluk için de geçerlidir. Tüm bu tarihsel gelişim içinde kolaylıkla belirlenebilen, çocuk olmanın ne olduğuna ya da çocukluk döneminin hangi evreyi kapsadığına yetişkin erkekler tarafından karar verilmesidir. Çocukluk ve yetişkinlik kavramları sürekli olarak değişmektedir. Ama çocukluğun tanımı bile yetişkinlik üzerinden, bir başka deyişle yetişkin olmama hali olarak yapılmaktadır. Evet, çocukluk kendine has bir dönem ve bu dönem, çocukları yetişkinlerden ayırmakta; ancak bu sabit bir döneme ait tek bir evrensel deneyim değil.

ÇOCUKLAR VE 16 NİSAN REFERANDUMU

İnsanların yaşları temelinde yapılan ayrımcılığın değiştirilmesinde, cinsiyet ya da ırka dayalı ayrımcılığa kıyasen daha dirençli olduğu görülüyor. Toplumların yaşlılara ve çocuklara, yani her iki gruba da muamelesi sert ve ihmalkâr olurken yaşlılar ve çocuklara yönelik tutumun paternalist ve koruyucu olduğu aşikâr.

Çocukların, özgürlükleri ve özerklikleri, görece önemsiz olarak nitelendirilenlerden son derece önemli olana kadar uzanan bir sürü yolla sınırlanmıştır. Beauvoir deyimiyle “Burjuva kültürünün mitleri ve klişeleriyle bozulan” yetişkin tavırlarının ikiyüzlülüğü ile yadsınan çocuklar, bu referandumda da dikkate alınmamışlardır.

Çocukluk hakkındaki mitler, bu referandum sürecinde de toplumsal imgelemi güçlendirir şekilde bangır bangır kullanılmıştır. Biz çocuklarımız için istiyoruz/istemiyoruz retoriği çocukların ne istediğine odaklanmaktan ziyade yetişkinlerin karar verdiği sistemde çocukları nesneleştiren bir perspektife sahip. Çocuklar bu referandum sürecinde de yaşları ve gelişim durumları dikkate alınarak uygun araçlarla bilgilendirilmemiş, görüşleri hiçbir yapı tarafından alınmamıştır. Siyasi partiler çocukların etkin katılımını gözetmemiş, olağanüstü hal süreci ise, hak temelli sivil toplum kuruluşları ve kişi gruplarının çalışmalarında sınırlayıcı olmuştur.

Çocuklar 16 Nisan Referandumu’nda da benzersiz bir politik gruplaşma oluşturmuşlardır. Bob Franklin’in çocukların politik durumlarına dair yaptığı nitelendirmeler, bu referandum sürecinde de çocuklar bakımından aynen geçerli olmuştur.

Çocuklar, ilk olarak, hiçbir bireyin ya da grubun yapılmasına katılmadığı yasalara tabi olamayacağını söyleyen demokratik ilkenin ihlalinin açık bir örneğini sunmuşlardır. Anayasa değişikliğinin hazırlanma sürecinde çocukların da görüşü alınmamıştır. İkinci olarak, çocuklar, demokrasimizde politik hakları, hiçbir sorumluluk mekanizmasının sınırlanması ya da demokratik denetim olmaksızın kendi adlarına uygulanmak üzere başka bir gruba havale edilen tek grup olmaya bu referandum sürecinde de devam etmişlerdir. Sadece oy hakları yok diye çocukların aktif katılımı göz ardı edilmiştir.

16 Nisan Referandumu sürecinde de çocuklar paternalizmin kıskacından kurtulamamıştır. Politik özerklik için gerekli olan rasyonalite, bilgi ve deneyimden yoksundur denilmişlerdir. Çocuklar olgunlaştıkça yetişkinlerin onlar adına aldıkları kararların bilgeliğini görecekler ve sonradan bu kararları onaylayacaklardır denilmiştir. Paternalizmin yansımasıyla, 16 Nisan Referandumu’nun sonucu, şimdinin çocuklarının “geleceğe yönelik bir rızası” ile yetişkinlerin çocuk üzerindeki iktidarının sonucu olacaktır.

* Avukat

[1] TAN, Mine, Çağlar Boyunca Çocukluk, Erişim tarihi : http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/40/511/6276.pdf

[2] M.D.A. Freeman, the rights and the wrongs of children, Frances Pinter, 1983, s.12

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR