ABD’nin Suriye’ye Tomahawk füzeleri ile saldırısı ve uluslararası hukuk

ABD ve Rusya gibi iki güçlü devletin yanında Türkiye, İran, İsrail, İngiltere, Suudi Arabistan gibi bölgede söz sahibi olmak isteyen aktörleri de karşı karşıya getiren Suriye iç savaşında uluslararası hukuka dair bir değerlendirme yapılırken birçok hukuki kavramı birlikte ele almak gerek.

Reşat Volkan Günel*

Güncel bir meseleye ilişkin uluslararası hukuk yazısı kaleme almak olayların gerçekliğine dair şüphenin varlığı nedeniyle her zaman zordur. Çünkü hukuk iddialara göre değil gerçekliği sabit delillere göre karar verir. Bunu akılda tutarak, ABD’nin 8 Nisan 2017 günü, Doğu Akdeniz açıklarından Suriye’deki ulusal hava üssüne gerçekleştirdiği füze saldırısının meşruluğunu ya da uluslararası hukuka uygunluğunu çeşitli olasılıklar açısından tartışmaya açalım.

ABD resmi kaynakları, füze saldırısının, geçen hafta içinde Suriye’nin İdlib şehrinde gerçekleşen ve kimyasal silahların kullanıldığı iddia edilen bir saldırıya karşı cevap niteliğinde olduğunu bildirdi. Bu akşam saatlerinde de Rusya ve İran ortak bir açıklama ile ABD’nin bu gibi bir fiile tekrar kalkıştığı takdirde gerekli cevabı alacağını beyan etti.

ABD ve Rusya gibi iki güçlü devletin yanında Türkiye, İran, İsrail, İngiltere, Suudi Arabistan gibi bölgede söz sahibi olmak isteyen aktörleri de karşı karşıya getiren Suriye iç savaşında uluslararası hukuka dair bir değerlendirme yapılırken birçok hukuki kavramı birlikte ele almak gerek. Bunların başında kuvvet kullanma yasağı, silahlı saldırı, meşru müdafaa ve özellikle sivillerin korunmasını içeren savaş hukukuna dair temel kavramlar sayılabilir.

Şimdi gerçekliği henüz sabit olmayan iddiaları da içerecek biçimde ABD’nin Suriye’ye karşı gerçekleştirdiği füze saldırısını uluslararası hukuk açısından değerlendirelim.

Öncelikli kuralımız, uluslararası ilişkilerde BM Antlaşması 2 (4). Maddesinde ifadesini bulan kuvvet kullanma yasağı (Antlaşma metni için). Bu kuralın en önemli istisnası ise, bir devlete ülkesi dışından yönelen ve hukuka aykırı bir silahlı saldırıya karşı, o devletin meşru olarak kuvvet kullanma hakkı. Uluslararası hukukta bu hak, saldırganlığın yasaklanması ile ortaya çıktığı için silahlı saldırı ve meşru müdafaa her zaman birlikte okunmalı. Buna göre meşru müdafaa hakkına yol açan silahlı saldırının ani ve kapsamlı olması, başka bir ihtimale ve zaman açısından durum değerlendirmesine imkan vermemesi gerekir. Silahlı bir saldırıdan söz edebilmek içinse, çok ciddi düzeyde bir kuvvet kullanımının ve bunun yol açtığı hasarın söz konusu olması gerekir.

Bu bilgi ışığında önemli bir parantez açmak gerekiyor. Uluslararası hukukta kuvvet kullanmak yasaktır ama her kuvvet kullanma diğer tarafa meşru müdafaa hakkı vermez. Meşru müdafaa hakkının kullanımı için yukarıdaki kapsamda bir “silahlı saldırı” fiilinin gerçekleşmiş olması aranır.

Buraya kadarki bilgiler Suriye’deki iç savaşa çeşitli seviyelerde müdahil olan diğer devletlerin konumunun hukuki meşruiyetini bizlere açıklamaktan uzak. Her ne kadar belli aralıklarda Türkiye’nin sınırlarına düşen havan topları ve yine Türkiye’ye ait bir savaş uçağının düşürülmesi mevzu bahis olsa da bu gibi fiilleri meşru müdafaayı gerektirecek silahlı saldırıdan saymak pek mümkün değil.

Diğer yandan Rusya’nın Suriye ülkesindeki varlığının, diğer devletlerin aksine, bir rızaya dayandığı için uluslararası hukuk açısından meşru olduğunu belirtmek gerekir.
Pekala ABD hangi hakka ya da meşru zemine dayanarak bu saldırıyı gerçekleştirdiğini iddia etmekte?

ABD’nin IŞİD’e karşı Irak’taki operasyonları, Irak Hükümeti’nin daveti ile gerçekleşirken Suriye’den alınmış bir rıza söz konusu değil. Kuvvet kullanmanın bir diğer istisnası olan BM Güvenlik Konseyi kararı da Suriye için mevcut değil.

İSTEKSİZ YADA ACİZ DEVLET

ABD’nin tezi, Irak adına yapılan kolektif meşru müdafaanın, Suriye’nin IŞİD ile mücadelede isteksiz ya da aciz devlet olması sebebiyle, Suriye topraklarında IŞİD mevzilerine yönelik operasyonları da meşru kıldığı yönünde. Zaman içerisinde ABD dışında operasyona katılan çeşitli devletlerin de, BM’ye sunduğu mektuplarda benzer hukuki açıklamalarda bulundukları gözlendi. İşte uluslararası hukukta henüz üzerinde fikir birliği olmayan bu başlık, isteksiz ya da aciz devlet teorisidir.

Peki bu teoriyi esas alsak dahi Suriye devleti IŞİD ile mücadelede isteksiz mi? Bu soruyu cevaplandırmaya dahi gerek yok sanırım. O halde ikinci sorumuz, Suriye Devleti IŞİD ile mücadelede acze düşmüş müdür? Özellikle Rusya’yı ülkesine davet ettikten sonra bu sorunun da #hayır olarak cevaplanması yerinde olacaktır.

Son füze saldırısı ise, Suriye güçlerinin kimyasal silah kullandığı iddiasına karşı gerçekleştirildi. O halde yeni bir soru üretelim. Bir devlet kendi ülkesindeki muhalif güçlere karşı kimyasal silah kullanırsa diğer bir devlet buna karşı insani müdahale kapsamında kuvvet kullanma yoluna gidebilir mi?

Suriye ve Rusya, yaptıkları açıklamada kimyasal silahlarla saldırı düzenlenmediğini ancak IŞİD’in toxic gaz içeren bir deposunun vurulmuş olduğunu belirtti. Uluslararası topluma da çağrıda bulunarak konunun araştırılması için bağımsız bir komisyon kurulması teklifinde bulundu. Benzeri bir teklif, Türkiye’ye ait savaş uçağının Suriye’de sınır ihlali iddiası nedeniyle düşürülmesinde de sunulmuştu. Bu gibi diplomatik yol önerilerinin son derece önemli ve gerekli olduğunu belirtmek gerekir.

Soruya dönecek olursak; BM Antlaşması’nda “insan hakları kaygılarıyla” yada “insani” amaçlarla bir devletin tek başına kalkıştığı ya da devletlerin müştereken gerçekleştirdikleri askeri müdahaleleri meşru addetmemizi sağlayacak hiçbir hüküm yer almamaktadır. Daha da ötesi BM Antlaşması 2 (7), devletlerin içişlerine müdahale edilmesini de yasaklamaktadır. İnsani müdahalenin, antlaşmalar yanında uluslararası hukukun en önemli kaynağı olan örf adet hukuku kuralı olduğunu kanıtlayacak bir delil de yoktur. Üstelik bu tür müdahaleler daha fazla insanın hayatını kaybetmesine neden olmaktadır. Bu nedenle uygulamada devletler, insani müdahale hakkı yerine meşru müdafaa hakkı terimini kullanmayı yeğlemektedir. (Berdal Aral, Uluslararası Hukukta Meşru Müdafaa Hakkı, Siyasal Kitabevi, s. 82.)

Peki bir ülkede son derece vahim ve sistematik insan hakları ihlallerine maruz kalan kurbanlar kaderine mi terk edilmeli? İşte ulusal hukukların aksine yatay biçimde devletlerin egemen eşitliğine dayanan uluslararası hukukun en çetrefilli konularından biri budur. BM Güvenlik Konseyi’nin beş daimi üyesinin hemfikir olduğu ağır insan hakları ihlallerine karşı, BM Antlaşması 39. Maddesindeki “barışa yönelik tehdit” hükmüne dayanarak bir müdahale kararı olasılığı dışında bir seçeneğin olmadığı bir sistem. Uluslararası Hukuk.

Asst.Prof. Resat Volkan Gunel (PhD)
Near East University
Director, International Law Programme


* Forum kategorimiz çok çeşitli türde içeriğe açıktır. Gazete Duvar'ın editoryal politikasıyla uyumlu olmak zorunda değildir.