Engin Turgut: Fazla şiir, az şair

Engin Turgut'un yeni şiir kitabı 'Ardından', Edebiyatist Yayınları tarafından yayımlandı. 'Ardından'da “Fazla Çiçek”, “Hiçlik Göründü” ve “Hoşça Kal” başlıklı üç bölüm yer alıyor.

Google Haberlere Abone ol

Modern Türkçe şiirde seksenlerin, doksanların kalabalığından çıkıp iki binlerden ve takip eden yıllardan geçerek günümüze ulaşanların sayısı çok değildir.

Şiire başladığı seksenli yıllardan itibaren bugüne kadar yayımlanan kitapları merak uyandıran, okurun ilgisini çekmeye devam eden isimlerden biri de Engin Turgut’tur.

İstanbul’da baharı, hüznü, aşkı, işveyi, neşeyi ve zarafeti simgeleyen erguvana ve gençliğin kışkırtılmışlığına dikkati çeken ilk kitabı 'Kışkırtıcı Erguvan' 1987’de yayımlanır. Daha sonra, bugüne kadar 'Küs' (1993), 'Bayan Elma' (1997), 'Aşk: Canım Benim' (1998), 'Aşkın Kırkbir Hali' (1999), 'Mucize Tozları' (2002), 'Mahcup' (2006), '57 Model Chevrolet ya da Küçük Caz Şarkıları' (2007), 'Suyun Rüyası' (2008), 'Esrik' (2009), 'Mest' (2011), 'Rengarengin' (2016) ve 'Tayf' adlı kitaplarıyla şiir rafında kendine kayda değer bir yer edinir. Engin Turgut’un son olarak okurla buluşan kitabı 'Ardından' (Ocak 2021) oldu.

Her ne kadar 2016’da yayımlanan 'Rengarengin' kitabının tanıtımında “Artık şiir yazmayacağım, şiir bana koyu bir şekilde koyuyor ve kendimi çoktan eski bir şiirin kuyusuna attım ve şiirlerimin o derin kuyusuna düştüm. Ben ki ruhuna kadar küle batmış bir veda şairiyim” demişse de şair sözü olarak geçer kayıtlara. Çünkü şiir yazmayı sürdürür, sürdürüyor Engin Turgut. Bu söz aslında onun ne kadar kırılgan bir yapıda olduğuna işaret etmektedir.

Turgut’un Edebiyatist Yayınları'ndan çıkan yeni kitabı 'Ardından'da “Fazla Çiçek”, “Hiçlik Göründü” ve “Hoşça Kal” başlıklı üç bölüm yer alıyor.

Ardından, Engin Turgut, 88 syf., Edebiyatist Yayınları, 2021.

Kitabın daha kapağını açar açmaz, nedeni pek anlaşılmayan ama dikkati de çeken, içindekiler bölümünün yer almaması oluyor. Ancak Haydar Ergülen’in sunuş yazısı, bu tuhaflığın şaşkınlığından kolayca çıkmanızı sağlıyor. Ergülen’in yazısı aslında bir dostluk manifestosu gibi… İki şair arasındaki dostluğu, yardımlaşmayı, dayanışmayı örnekleyen bir usul ve üslup bildirisi de denilebilir:

“Arkadaşım diye söylüyorum, arkadaşım diye övünüyorum. Çok arkadaşım var mı, yok. Yakın şair arkadaşlarım var mı, var. Bazıları uçtu gitti. Bir de nerde, ne zaman arkadaş olduk ve o aslında nereden gelmişti, görünüşte bazı yerler, tarihler, semtler bunun yanıtı olsa da… Değil! Niye değil, çünkü diyelim ki Engin Turgut, Yeldeğirmeni’nde oturdu uzun zaman, ama Kadıköylü değil! Şiir yazdı, yazıyor ama şair değil! Resim yaptı, yapıyor ama ressam değil! Rakı içti, içiyor ama sarhoş değil! Vallahi ister klişe sayın, ister arkadaşını nasıl öveceğini bilemiyor deyin, ikisi de kabulüm, ikincisi daha çok kabulüm tabii, Engin Turgut bu dünyada yaşıyor ama bu dünyadan değil! Ezcümle Engin Turgut içimizden biri değil, ikimizden biri değil, bu dünyadan hiç değil! (…) İnsan, bu dünyada bu çağda, Engin Turgut’la ‘nefes’ alır. Varlığının nedeni arkadaşlık, resminin nedeni göz aydınlığı vermek, şiirin nedeni ‘gönülden gönüle giden yol gizli gizli’ye yolcu olmak, yoldaşlık etmek, hepsi ve hiçbiri olarak Engin Turgut'un nedeni ise, nefes olmak, nefes almak, nefes vermektir. Bundan ‘nefes’ ne olabilir ki başka?”

Engin Turgut şiirlerini daha çok ikilikler halinde yazıyor. Öyle yazmadığı zamanlarda da şiire bu tercihi dolaylı olarak biçim veriyor. Aktaracağımız ikilikler Haydar Ergülen’in sunuş yazısıyla açılan kitabın ilk şiiri “Fazla Çiçek”ten:

Naif bir hayattım, çağları aşan münzevi
Yeraltı sularıma kuşlarınızla sokulurdunuz!

(…)

Çarşıdan geçmeyiniz, selam verirler
Hayal aynası kırılır, meşgul kalırsınız.

(…)

Güneş nöbetçisi ay tutulması halindeydik
Kuytularda buluşur, sokaklarda karışırdık.

Engin Turgut’un bir önceki kitabı 'Tayf'ın arka kapağında da Hilmi Yavuz’un şu değerlendirmesi yer alıyordu: “Ey okur! Aşkların bile sıradanlaştığı bu günlerde yaşayan okur! Dinle! Sevgilisine, ‘balını saklamayan dudakların, benim anadilim oluyor’ diyen bir şairin şiirleri var bu kitapta: ‘Tayf’! ‘Tayf’, ‘biraz hayat memat defterinden dökülen harfler’dir; bu harfleri ‘beyaz kâğıtlara emziren ince ruhlu kalem’ ise: Engin Turgut! Sevgilisine ‘dudakların anadilim’, ‘gözlerin yurdumdu’ diyen şair, bu kez de kendi kalbini anlatıyor: ‘Bir semâhtır kalbim. Döne döne kuş olur’. Engin Turgut’un ‘Tayf’ı, bademli çikolata seven ,‘babasının hırkası altında hep çocuk kalan’ ve ‘akşamsefası’ sevgilisine ‘beni şiirler misin’? diyen bir şairin kitabı… ‘Tayf’: Son yıllarda okuduğum en güzel aşk şiirleri…”

'Tayf'ı büyük ihtimal okumuşsunuzdur. Okumadıysanız da okuma listenizde sıradadır… Onun için alıntımızı Turgut’un yeni kitabından yeni şiirlerden örneklerle sunmak için yapacağız. Şairin “Seferis bahçesi”ne kaçmış kedisinin arkasından gittiği “Çıkmaz Sokak” başlıklı şiirden bir bölüm okuyalım:

Kedim karamel kayboldu
Yaşadıklarım çıkmaz sokak
Göğe baktığım bulutlarda
Kimse yok
Kendime çizdiğim kemiklerim
Dünya yapıldığından beri ağrır
Uçtuğumla kalırım gelincik
Renklerimle
(…)
Güz güneşli
Esmer kedim
Gözleri kısık ve kahve bakardı
Ne zaman gözlerine baksam
Yeşil bir fısıltıyla
Gülümserdim.
Dünya çıkmaz sokak
Kedim her seferinde
Seferis bahçesinde
Kaybolurdu…

Engin Turgut sanki bazı temaların, bazı motiflerin, onlarla birlikte bazı duyarlılıkların, bazı duyguların, bazı düşüncelerin, bazı farkındalıkların yaşamda, dilde, dolayısıyla şiirde de eskimemesi, yok olmaması için seferber ediyor sözcükleri ve tabii imgelerini… Arkadaşlık, vefa, unutmamak; Engin Turgut’un sürekliliğine sımsıkı sarıldığı temalardan bazıları… Okuyacağımız betikler “Ses Tamircisi” başlıklı şiirden:

Bir tur daha at
Kalbinin önünde

Kendinlesin

(…)

‘İlk gibi son’ yalnızlığı
Biraz Ziya Osman Saba
Elbette Sabahattin Kudret
Sanki hayat terbiyesi

(…)

Dahası ve dehası
Lirik olana aşkla bakar

Hiç hikâye geçmedi
‘Ay için küçük şeyler’
Geçmiş miydi buradan

Turgut’a ilişkin ne düşünüyorsanız, ne söyleyeceksiniz daha önce onun içine doğmuştur sanki ve sizden önce dile getirmiştir. Hüzün de, acı da, sevinç de renklidir Engin Turgut’ta ve elbette şiirinde… Bu özelliğini mi ifade edeceksiniz. Hiç zahmet etmeyin, çünkü aradığınız imgeyi o sizden önce dile getirmiştir bile: “romantik kelimelerin lunaparkıyım”.

Şiir kelimelerle yazılır, imgelerle uçar denir. Ama Engin Turgut’ta renklerle yazılır. Uçmaya gelince; rengi olanın uçması içindedir zaten. Onun şiirleri, ansızın kesilen sağanaktan sonra çıkan değil, dilde sürekliliğini yitirmeyen bir gökkuşağı kasırgasıdır adeta. Yalnızca üstünüze değil, içinize de düşürür ışığını. “Yaprağın Kalbi” şiirinden bir betik paylaşalım:

Kır bahçelerinde yürü
Sözün gemisini limana bağla
İncitme saflığın kalbini
Kristal ruhun kırılır yoksa

Şiirlerini okuyunca kendinizi bir kitaptan mezun olmuş değil, bir partiden çıkmış gibi hissedersiniz. Bir partiden, örneğin doğum günü partisinden… Dilinin, imgelerinin cıvıl cıvıllığı, curcunası Yeşilçam’ın Adile Naşitli, Münir Özkullu filmlerini çağrıştırır.

Onun uzun yıllar Kadıköy’de Yeldeğirmeni’nde yaşadığı bilinir. O nedenle bir Yeldeğirmeni sözlüğü yazması hiç de şaşırtıcı değildir. Kitapta yer alan Yeldeğirmeni başlıklı şiir bir sözlük olduğu kadar kimliğini yitirmiş semtlere de bir saygı duruşu gibi…

Donkişot: sahile yakın yürüyüş esenliği,
İncelikler koruma altındadır.
Sokaklar: Özen gösterilir yazlık sinemalara,
Sokakta yürüyen börtü böcek bile gülümser.
(…)
İnsan: Umutlarımız, mavi düşlerimiz,
Kedilerimiz, martılarımız, güneşimiz kadardık.
Alkol: Bu mahallede her zaman efendi bir güneşle
Top koşturur, ip atlardı kızlar. Rakıyı öperek içerdik.
Aşk: Aşkı ilk tattığımda rüya yokuşu, fırlamalığın
Ta kendisi her şeye âşıktım.

Kelimelerin sesi vardır, ama Engin Turgut’un şiirinde bir de rengi olur. Daha önce belirtmiş miydik onun şiirlerinin renklerle olan ilişkisini? Olsun bir kez daha söyleyelim. Çünkü, ne kadar söylesek az… Bazen guvaş, pastel, suluboya, karakalem desenlerle, bazen soyut figürlerle dile gelen rengârenk kelimelerle yazılan şiirlerden söz ediyoruz ne de olsa. Hangi dizenin altını çizsek diğerinin boynu bükülen kitaptan bir alıntı daha aktaracağız. Ancak önerimiz: Alıntıları kitapla buluşmak için vesile sayın, daha fazlasını kitapta arayın.

Bir iki dize daha yazmalıydım, yaşsız yaşımda
Hayat doğum günü şakasıydı, ayna birden kirlendi

Okuyun Engin Turgut’un yeni kitabını. Eğer daha önce okumadıysanız yeni kitabıyla birlikte, önceki kitaplarını da okuyun. Okuduysanız, bir kez daha okuyun, rüyalanırsınız. Renk renk kelimelerle yazılan şiirlerin, beton grisi dünyaya bir başka türlü kafa tuttuğuna tanık olacaksınız. Tanık olmakla kalmayacak, şiirin öncülük ettiği “şenliğin” parçası olacaksınız.

Şiirin sokaklarında eğer karnaval ruhunun temsilcisi aranacaksa onun şiirleri akla gelenler arasında olur. Çünkü Engin Turgut’un şiirlerinden dilinize, düşüncenize, duygularınıza konfetiler, konfetiler yağar. Onun şiirleri neşeli yasın ya da yaslı neşenin şiirdeki başka türlü bir karşılığı olarak da okunur. Nasıl bir başka türlülüktür bu? Bu sorunun karşılığı için de okunur onun şiirleri… Fazla şiir dememiz de bu yüzdendir…

Az şair dememizse şairliğini değil, şiiri parlattığı içindir…